Hit (1992) Y-3988

Hacı Mir Ali Tebrizi

Künyesi : Lakabı : Fakir Mîr Ali, Mîr Ali, Mîr Ali Kâtib-i Tebrîzî, el-Fakir Ali Tebrîzî
Tabakası : 15.Yüzyıl E-Posta :
D.Yeri : İran/Tebriz D.Tarihi :
Ö.Yeri : Ö.Tarihi : 850(1446)
Görevi : Hattat Uzm.Alanı : Nesih,Nestalik
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-11-09 Güncelleyen : /0000-00-00

Hacı Mîr Ali Tebrîzî (Sultan Ali Tebrîzî, Hâce Emîr Ali Sultan)

Nesta'lik hattının kaidelerini koyan ilk İranlı hattat.

Hayatı hakkındaki bilgiler çok azdır.

Timur ve oğlu Şahruh devri ile­ri gelenlerinden Hasan-ı Tebrîzî'nin oğlu­dur.

Tebrîzî nisbesinden Tebriz'de doğ­duğu anlaşılmaktadır.

Son zamanlarda bazı araştırmacılar yaklaşık aynı çağda yaşayan iki ayrı Mîr Ali Tebrîzî bulun­ması ve bunlardan hangisinin "vâdıu'l-asl" olarak tanındığı hususunda şüphe­ye düşmüşlerdir.

Fakat Mehdî Beyânî, Şah İsmail'in oğlu Behram Mirza'nın kü­tüphanesinden British Museum'a (Add. 18113) intikal eden Hâcûyi Kirmâninin Hilmâ ve Hümâyûn, Kemâlnâme ve Ravzatü'l-envâr adlı eserlerinin sonun­daki Mîr Ali b. İlyâs-ı Tebrîzî imzası ile Ali Tebrîzî'nin oğlu Abdullah'ın talebesi Ca'fer-i Tebrîzî-i Baysungur'un Tahran'da Kitâbhâne-i Saltanatide bulunan bir kı­ta yazısının imza kısmında Ali Tebrîzî'nin babasının adını Hasan olarak kaydetme­sini göz önünde bulundurarak bunların ayrı kişiler (Hoşnüvîsân, II, 445-446) ve "vâdıu'l-asl" diye anılanın da Ali b. Hasan Tebrîzî olduğunu ileri sürmüştür (a.g.e, 11,442; Elr., 1,881).

Bu konudaki belli başlı kaynaklardan Mirâtül-'âlem yazarı Bahtâver Han onu bilgin, müellifi meçhul Reyhân-ı Nesta'lik hâfız-ı Kur'ân, Midâdü'l-hutût sahibi ünlü hattat Mîr Ali Herevî ise şair ve yazısının da şiiri gibi güzel oldu­ğunu bildirmektedirler.

Yine İran kay­naklarından Tezkire-i Hoşnüvîsân sa­hibi Hidâyetullah Lisânül-Mülk Sipihr'e göre Ali Tebrîzî önce nesih, sonra nesta'­lik ile meşgul olmuştur.

Mirza Senglâh Tezkiretü'l-hattâtîn'inde, Mîr Ali Herevî de Midâdü'l - hutût'unda onun bütün İslâmî yazılarda usta olduğunu kaydetmektedirler.

Ancak Midâdü'l-hutût, Târîh-i Reşidi, Gülistân-ı Hüner, Tuhfe-i Hattatın, Hat ve Hattâtân gibi önemli kaynakların onu nesta'lik yazısının mucidi olarak göstermeleri doğru değildir.

Çün­kü bu yazı daha hicrî VIII. yüzyılın orta­larında teşekkül etmeye başlamıştı.

Ha­len Süleymaniye Kütüphanesi'nde Ayasofya, nr. 3924) bulunan ve 800 (1398) tarihinde Salih b. Ali Rızâ tarafından ya­zılmış olan Sultan Ahmed-i Celâyir'in divanı oldukça gelişmiş bir nesta'lik örne­ğidir.

Bundan dolayı Ali Tebrîzî'yi nes-ta'liki ilk bulan ve yazan kişi olarak ka­bul etmek mümkün değildir.

Bu husus­ta en doğru hükmü, onun nesta'like açık bir şekilde istikamet verdiğini ve altı çe­şit yazıdan ayırarak ona farklılık kazan­dırdığını kaydeden Gelibolulu Âlî vermiş­tir [Menâkıb-ı Hünerveran, s. 32).

Nesta'likin Ali Tebrîzî tarafından ne şekilde icat edildiği hususunda Tuhfe-i Hattâtin'de Kazasker Abdülbâki Arif Efendinin, ho­cası Mehmed Tebrîzî'den naklettiği ve Har ve Hattâtân ile Peydâyiş-i Hatt u Hattâtân'da da bulunan rivayet güzel bir hikâyeden başka bir şey olmasa ge­rektir.

Kaynakların ileri sürdüğü bu gö­rüşler bir tarafa bırakılarak yukarıda işaret edildiği gibi nesta'likin XIV. yüzyı­lın ortalarında teşekkül etmeye başladı­ğı göz önünde bulundurulursa, Ali Tebrî­zînin onu ıslah etmek için bazı kaideler koyduğu ve ona müstakil bir yazı şeklini kazandırmak hususunda büyük gayret­ler sarfettiği anlaşılır.

Bu kaideler ken­disinden sonra oğlu hattat Mîr Abdul­lah ve onun talebesi Mirza Ca'fer-i Teb­rîzî-i Baysungur ile onun talebesi Ezher-i Tebrîzî tarafından geliştirilmiştir.

Ali Tebrîzî'nin mevcut eserlerinin in­celenmesinden, yazısının pek de güzel olmadığı anlaşılmaktadır.

Hattatlar ta­rafından çanaklı harf olarak nitelenen sin, sad, kâf ve nun gibi harflerin ölçü­lerinde ayniyet varsa da bunlar şekil iti­bariyle daha genişçe ve uzuncadır.

Bu­nun gibi keşîde verilmiş diğer harflerin de biraz fazlaca uzun olduğu görülmek­tedir.

Fakat yazılarının genellikle çelim­siz görünmesi devrine göre normal kar­şılanmalıdır.

Kendisine "kıdvetü'l-küttâb", "kıbletü'l-küttâb", "zahîrü'd-dîn" ve "vâdı'" gi­bi lakaplar verilen ve eserlerinde Fakir Mîr Ali, Mîr Ali, Mîr Ali Kâtib-i Tebrîzî, el-Fakir Ali Tebrîzî imzalarını kullanan hattatın en tanınmış talebesi oğlu Mîr Abdullah'tır.

Ali Tebrîzî'nin eserleri kitap, murak-ka" ve kıta'lardan ibaret olup Tahran, Londra, Leningrad, İstanbul kütüphane­lerinde ve bazı hususi koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Ona ait yegâne yazının kendisinde bulunan bir mecmuadaki üç beyitlik bir kıta olduğunu ileri süren Mehdî Beyânî, tesbit ettiği bazı yazıla­rın imzalarında Mîr veya Tebrîzî sözleri yer almamakla birlikte, yalnız tarihleri­ni ve yazı üslûbunu göz önünde bulun­durarak Mîr Ali Tebrîzî'ye ait olabileceği tahminini yürütmektedir.

Aynı şekilde Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Re­van Köşkü bölümünde bulunan murakka'daki Fatiha sûresini ihtiva eden iki sayfalık yazının da imzasına rağmen ona aidiyeti şüphelidir.


    Warning: include(inc/other_titles.php): failed to open stream: No such file or directory in /home/eskieser/public_html/yazardetayi.php on line 667

    Warning: include(inc/other_titles.php): failed to open stream: No such file or directory in /home/eskieser/public_html/yazardetayi.php on line 667

    Warning: include(): Failed opening 'inc/other_titles.php' for inclusion (include_path='.:/opt/alt/php70/usr/share/pear') in /home/eskieser/public_html/yazardetayi.php on line 667