Hit (1498) MM-84

Naat - Mefhar i Mevcudat

Eser Sahibi : T. E. Medya Türü : Naat
İlim Dalı : Şiir Konusu : Peygamberimiz
Link :
Ekleyen : /2004-04-14 Güncelleyen : /2009-04-14

NA’T-I ŞERÎF-İ MEFHAR-İ MEVCÛDÂT ALEYH-İ VE ALÂ ÂLİHİ EFD AL-ÜS-SALAVAT

Nakş göstermek için hâme-i sun’-i üstâd
Oldu saykalzede bu nüh varak-i kevn ü fesâd
Nâmükerrer satılır çârsuy-i âlemde
Nev-be-nev emtia-i kârgeh-i sun’-âbâd
Bestedir birbirine çenber-i dolâb-ı vücûd
Mürtebit birbirine âb ile hâk âteş ü bâd
Edüb âmîhte huşk ü ter ü germ ü serdi
Çâr rükn üstüne yapmış bu binâyı üstâd
Sadme-i hikmet ile hâmları puhte eder
Terbiyet hâne-i kevn oldu dükân-ı haddâd
Hep serâ-pây-i cihan mezraa-i ibrettir
Cereyân etmededir kaaide-i zer’ ü hasâd
Lûtf ile kahrı biribirinin âyinesidir
Âlemin nazm-ı kıyâmma sebebdir ezdâd
Sâni’-i dâd ü sited çârsu-yi imkâna
Eylemiş hikmet ile vaz’-ı terâzû-yi tezâd
Eyle bâzâr-ı cihâna bir alır gözle nazar
Kimi hem-dest-i revâc ü kimi hem-gerd-i kesâd
Hoş nigâh et bu hazangâh-ı bahâr-âlûde
Kimi bülbül gibi mahzun kimi gül gibi küşâd
Ne bu tertîb-i hikem cümle benî âdem iken
Birisi hâne yapar birisi olmuş ırgad
Bu nağamhâııe-i hikmetde aceb halettir
Biri sultân-ı cihan biri gedâ-yı bî-zâd
Kalb bir hâne iken baksan iki cânibine
Biri vîrâne olur biri olursa âbâd
Bu fenâ sayd-ı kühende acabâ var mı ola
Sayd için kendüsi sayd olduğun anlar sayyâd
Ey eden câme-i atlasla tefâhür gözün aç
Sana atlas görünür berk-i hakîr-i fersâd
Ârif ol dest-küşây olma atâ-yı çerhe
Ne atâ eyler ise âhir eder istirdâd
Gerdiş-i âleme mevkuf-i beka-yı âdem
Şehr-i vîrân olur olmazsa karadan imdâd
Gör hamûlun şerefin kim zarar etmez çemene
Şâh-ı eşcârı şikest eyler iken sadme-i bâd
Çerh-i mînâ nefes-i âdem ile devr eyler
Kutbdur bârigeh-i seb’-i semâvâta imâd
Tâli’ ü hâbite hestî-i bülend ü peşti
Dergeh-i Hazret-i Tâhâ’dan eder istimdâd
Ism-i pâkinde olan mâni-i Tâhâ eyler
Cümle eşyâda tülü’ ile hübûta imdâd
Fâtih-i dahme-i der-beste-i gayb-i mutlak
Hâtem-i şâh-ı risâlet şeh-i ıklîm-i reşâd
Merdüm-i dîde-i can ma’ni-i sırr-i
Kur’ân Maksad-ı kevn ü mekân bâis i nakş-ı iycâd
Hazret-i şâh-ı Rüsül hâdi-i esrâr-ı sebil
Şârık-ı çerh-i hedâ hâzin-i genc-i es’âd
Dâver-i taht-ı risâlet şeh-i iklîm-i kemâl
Gevher-i bahr-i hired pâdişeh-i mülk-i sedâd
Hazret-i Ahmed ü Mahmud ü Muhammed Hâmid
Mazhar-ı nûr-i cemâl âyine-i hubb ü vedâd
Münderic nüsha-i zâtında kemâlât-ı vücûd
Mündemiç tıynet-i pâkinde havâs-ı îcâd
Bûsegâh-ı kademi künküre-i arş-ı azîm
Rîze-hâr-ı niamı dâire-i seb’-i şedâd
Ârızı âyet-i ûlâ-yı kelâm-ı ezelî
Sühani gaayet-i ma’nâ-yı kitâb-ı irşâd
Nûru ârâyiş-i kandîl-i serâ-perde-i
Hak Pertevi nâire-i habbe medâr-ı iykad
Ona ma’lûm idi esrâr-ı kitâb-ı melekût
Gelmeden levh-i hecâya kelimât-ı eb ii câd
Girmeden kisve-i terkibe vücûd-i pâki
Zâtı olmuştu mevâlîde medâr-ı iycâd
Zâtına hâs idi ma’mûre-i bûd ü nâbûd
Etmeden hâme-i kudret dahi tahrîr-i bilâd
Nâmı ârâyiş-i pîşâni-i arş olmuştu
Etmeden kâtib-i hikmet dahi terkîb-i midâd
Olmadı misli dahi zîver-i gehvâre-i sun’
Nefs-i külliyyeye akl-i kül olaldan dâmâd
Hazret-i rûh-ül-Emîn gâşiye ber-dûşi idi
Konmadan dahi heyûl-i feleke nâm-ı ceyâd
Ona ma’nâsmı keşf eyledi Levh-i Kudret
Eyleyen âdemi esmâ ile ancak irşâd
îlm-i resmîyi tenezzül mü eder tahsile
Kesbe mevkuf değildir şeref-i mâderzâd
Zât-ı âsûde-i gehvâre-i nûr olmuştu
Levh-i hâk olmadan etfâl-i mevâlide mihâd
Nûru âyîne-i vech-i ezelî olmuştu
Olmadan çehre-nümâ şîşe-i levh-i fûlâd
Zâtı olmuştu gıda-bahş-i tuyûr-i ceberût
Yoğ iken dahi ne hayvan ne nebât ü ne cemâd
Bahrinin katresidir kimde ki var cevher-i ilm
Mihrinin zerresidir kimde ki var nûr-i reşâd

Vâye-dâr olsa eğer âtıfet-i feyzinden
Olur ârâyiş-i seccâde cebîn-i ilhâd
Nâbit ü câmidin engüşt-i şehâdetleridir
Bâğda serv-i ser-efrâz ü minârat-ı bilâd
Hayme-i rif’atinin hıfzına olmuş merbût
Âlemin çâr cihâtmda muîn-i evtâd
Hazret-i kutbun olur dâiresinden hâriç
İlmine olmağ ile vâris-i kâmil ifrâd
Merkez-i âlem olan Mekke’den oldu tâli’
Hayr mahlûkun olur mevlidi de hayr-i bilâd
Dest-i i’câzı olup sîne şikâfende-i meh
Eyledi vâkıa-i bedrde icrâ-yı cihâd
Gül verir seng-i mezârmda olan şâh-ı hurûf
Ravzasında kimin eylerler ise ismini yâd
Zâyir-i kabre ne söz nâr kaçar nûrundan
Salâvat ile kimin eyleseler rûhunu şâd
İki elmâs değildir harem-i hâsında
Cebraîlin gözü kalmış edemez istirdâd
Yazsalar ravzasmm nâmını âteşdâna
Zîr-i âteşde olur bir çemen-i sebz remâd
Olur evsâf-ı kemâli rakama gencide
Güneşin zerresi mümkün olur ise ta’dâd
Oldu bünyân-ı risâlet vücûdiyle temâm
Güherin a’zamın a’lâya kor elbet üstâd
Hicretinden beri gözden döküp eşk-i zemzem
Kâ’beye oldu siyeh-câme-i mâtem mu’tâd
Rişte-i dâm-ı mekesgîr-i anâkib gibidir
Bünye-i şer’ine nisbetle binâ-yı Şeddâd
Dîni şevkiyle gazâde ne söz etmek câiz
Aks-i âyine-i şemşîrleri meşk-i cihâd
Zâtı çün kevn ü mekânın sebeb-i hilkatidir
Halkın üstünde olan hakkı olunmaz ta’dâd
Pîşgâhında hitâb etmeğe lâyık değilim
Lîk şevk-i keremi verdi bana isti’dâd
Dest-ber-dest durup pîşgeh-i câhında
Bahrden katre-i evsâfını ettim îrâd
Hakka peyrevlik edüp kaaide-ı medhinde
Eyledim eşk-i hacâletle bu yüzden inşâd
Ey vücûduı? güher-i kumme-i tâc-ı iycâd
Resm-i kaddin elif-i fâtiha-i isti’dâd
Sensin ey merkez-i nüh dâire-i kevn ü mekân
Rûh-i ervâh-ı alâ kutb-i medâr-ı irşâd
Sana halk oldu cihan senden alır feyzi yine
Ahmed-âbâda gelir emtia-i hayr-âbâd
Sendedir mecma’-i kavseyn-i vücûd-i imkân
Sensin ey nûr-i ezel vâsıta-i Rabb ü ibâd
Sen benim halk senin içlin içindir dedi Hak
Bundan a’lâ dahi bir mertebe olmaz müzdâd
Kim bilir künt-i nebî vaktini senden gayri
Yine sensin senin asim bilen ey pâk nejâd
Sana ikrâr iledir sıhhat-i iymân-ı enâm
Rütbeni anlamağa kimsede yok isti’dâd
Hep senin âb-ı ruhun hürmetine gelmiştir
Bu cihan halkı velî sensin olan asl-ı murâd
Hare eder cümle senin kîse-i ihsânmdan
Ser-be-ser şâh ü gedâ cümle ibâd ü âzâd
Hep senin rîhte-i sofra-i in’âmmdır
Aleme cûd-i vücûd eylesin Allah ziyâd
Ne desem rif’atin ol mertebeden yüksektir
Arşa nisbetle habâba denilir mi bünyâd
Senin evsâfını ad etmek içindir yoksa
Bu kadar olmaz idi nâmütenâhî a’dâd
Zâhirinden dolaşır dâire-i rif’atinin
Medhde mu’cizenin vasfın edenler ta’dâd
Câhın a’lâ idiğin mu’cizeden bilmekle
Âşinâyân-ı hakayık anı etmez îrâd
Ummasın levh-i icâbetde makaam-ı rağbet
Etmeyen nâmını dîbâce-i zikr ü evrâd
Muhtevi cümle kemâlâtı kitâb-ı Zâtın
Olamaz gayre sezâ sende olan istibdâd
Hep senin bendelerindir demek az ma’nâdır
Çünkü halk oldu vücûdunla ademden âzâd
Enbiyâ cümlesi pervâne-i envârmdır
Sensin ey nûr-i nazargâh-ı Hudâ şem’-i murâd
İlticâ etse senin dergehine enfe’dir
Etmeden dâmen-i mihrâba teşebbüs zühhâd
Sâha-i haşr senin ma’raz-ı ünvânındır
O zaman da bilinir kadrin eyâ sâhib-i dâd
Gitti sekbân ü dili pâyesi ile ilerû
Bir alay kare kare nâmı Ferîdûn ü Kubâd
Bülbeşerden sana dek ey güher-i derc-i vücûd
Nûr-i rûhâni idi bâr-ı katâr-ı ecdâd
Niyyet-i tâat edersem de elimden gelmez
Oldu nefs-i bedem ol denlu günaha mu’tâd
Rehzene rast gelen rehreve döndüm âhir
Eyledi nefs ü hevâ nakd-i hayâtım berbâd
Kimsenin medhali yok kendi kusûrumdur hep
Ettiğim cürm ü hatâ kendi elimden feryâd
Aybdır âkile şeytan beni aldattı demek
Kendi nefsimdir eden nefsime ilka-yı fesâd
O da bir başka günehdir ki günâhı ben edem
Gayrinin mekrine idlâline edem isnâd
İ’tikadımda günâh eylemeden bedterdir
Hem edip cürmü hem etmek nazarında feryâd

Liyk ammâ ki senin şânını vasf ettikçe
Ukde-i ye’se gelir dest-i teselliyle küşâd
Şâh-ı Levlâk gibi hısn-ı haşinim var iken
Ne bu sûziş bu güdâziş ne bu âh ü feryâd
Ne kadar zelzele-i cürm ile vîrâne isem
Var ümidim ki olam lûtf-i ebedle âbâd
Ehl-i ukbâya senin şânını bildirmektir
Hâtırınçün bu kadar müznibi etmek âzâd
Âfitâbm işidir gureyi engûr etmek
Seyyiâtım hasenât olur edersen imdâd
Ve leamrük kasemi sâdır iken şânında
Bin cihan müznibin et bend-i belâdan âzâd
Sana ne medh ü senâdan müteâlî sensin
Eder ancak bu kasidem melekût ehlini şâd
Çün Kâab Bin Züheyr’in günehin afv ettin
Müjde-i afv ile eyle bu günehkârı da şâd
Seni kim medh ede bizzât Hudâvend-i ganî
Medhine kande bulur nev’-i beşer istibdâd
Sek-i kem-kadr-i derinden dahi kemter kadrim
Üstühân-pâre-i ihsânın ile et beni yâd
Bende Nâbî’den ola elf salât elf selâm
Rûhuna, âline ashâbma tâ rûz-i miâd

Nâbî (1642 — 1712)