Hit (2131) F-859

Kuranı Kerimde Rab İsmi Esma Hüsnaya Neden Alınmamış

İlim Dalı : Fıkıh Konusu :
Soruyu Soran : Cevaplayan : Önder Nar
Cevaplayanın Mezhebi:
Ekleyen : /2008-05-15 Güncelleyen : /0000-00-00

Soru : Kuranı Kerimde “Rab” İsmi Esma Hüsnaya Neden Alınmamış....“Rab” kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de tam 968 yerde geçer. Rab kelimesinin çoğulu olan “erbâb” 4 yerde ve bu kelimeden türemiş olan “Rabbâniyyûn” 3, “ribbiyyûn” ise bir yerde kullanılır. Toplam olarak “Rab” kelimesi ve türevleri Kur’an’da 976 yerde tekrar edilir.
Kur’an-ı Kerim, besmeleden sonra “Hamd, âlemlerin Rabbı Allah’a aittir” cümlesiyle başlamaktadır. Bu giriş oldukça ilginçtir. Vahy kitabı olan Kur’an söze Allah’a ait en önemli özelliği vurguluyarak, insanlara bu önemli gerçeği hatırlatarak başlıyor: Allah’ın Rablığı. Her türlü övgü, her türlü saygı ve itaat ifadesi, her türlü şükran duygusu ve bağlılık; bütün âlemlerin, âlem diye nitelediğimiz bütün varlıkların asıl sahibi, mâliki, yöneteni, bakıp gözeteni, koruyup ihtiyaçlarını gidereni, onlara dilediği gibi yön veren yüce güç sahibi Allah’a aittir. Kur’an, O’nun sözüdür ve O yaratıp şekil verdiği insanları müdeliyor, korkutuyor doğru yola dâvet ediyor. Çünkü O, âlemlerin Rabbı Allah’tır.
Rab ismi, Kur'an'da Allah lafzından sonra en çok kullanılan isimdir. İlginçtir ki, ilk nâzil olan 30 sûrede "Rab" ismi 80 kez geçtiği halde, "Allah" ismi sadece 20 kez geçer. Buna göre Rab lafzı, Allah lafzının dört katı olmuş oluyor. Elbet bu gerçek, tesadüfle açıklanamaz.
İşte Kur'an, Allah'ın Rab oluşunu ilk mü'minlerin kalbine ve kafasına silinmez harflerle yazdıktan sonradır ki, taşın gediğine konduğunun delili olarak, tam sekiz ayrı yerde şu hitapta bulunuyordu: "Zâlikümüllahü Rabbüküm" (40/Mü'min, 62, 64) "İşte bu Allah'tır sizin Rabbınız" Yani, ancak Allah olan, Rabbınız olabilir, deniliyor. "Rabbımız Allah'tır deyip sonra da dosdoğru olanlar" (41/Fussılet, 30) ebedî saâdetle müjdeleniyordu.

Kur’an’da Rabb’ın Manaları: Kur’an-ı Kerim, Rab kelimesini bir kaç manada kullanmaktadır:
a) Özel İsim Olarak: Birçok yerde Rab kavramı, Allah’ın özel ismi olarak geçmektedir (26/Şuarâ, 77-80; 73/Müzemmil, 9; 6/En’âm, 164).
b) Kendisine Yönelinen: Bazı âyetlerde, etrafında toplanılan, kendisine dönülen en yüce varlık anlamında kullanılmaktadır. Bu anlam ile Allah’ın özel ismi Rab arasında bağlantı vardır. (34/Sebe’, 26)
c) Karşı Gelinemeyen Otorite: Emrine uyulan, kendisinden daha üstün kimsenin olmadığı, koyduğu ilkelere uyulan ve karşı gelinmeyen otorite anlamında da kullanılır: “Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu İsa’yı (Mesih’i) Rab olarak kabul ettiler. Halbuki bir tek ilâhtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ilâh yoktur. Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir (uzaktır).” (9/Tevbe, 31; Ayrıca bkz. 3/Âl-i İmrân, 64). Âyette geçen “erbâb” Rab kelimesinin çoğuludur.
Birtakım insanlar, Allah’ı bırakıp O’nun dışındaki bazı şeyleri Rab haline getirirler, onları Rabb kabul ederler. Onların emirlerini, sözlerini ve koydukları hükümleri mutlak ölçü olarak alırlar. Allah’ın kanun ve ölçülerini bırakıp, bu yücelttikleri ölçüleri en doğru ilke kabul ederler. Allah, onların Rab haline getirdiği şeylerin aslında Rab olmayıp, güçsüz varlıklar olduğunu vurgulamaktadır.
d) Efendi-Yönetici Anlamında: Yûsuf sûresi âyet 50’de Rab kelimesi sahip, efendi veya yönetici anlamında kullanılmaktadır.
e) Mâlik/Sahip Manasında: Bazı âyetlerde Rab kelimesi, mâlik/sahip anlamındadır. “Yedi göğün Rabbı, yüce Arşın da Rabbı kimdir?” (23/Mü’minûn, 86) “Eğer yerde ve gökte birden fazla tanrılar olsaydı, şüphesiz her ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki Arş’ın Rabbı olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir/uzaktır.” (21/Enbiyâ, 22)
d) Allah’ın Sıfatı Olarak Rab: Görüldüğü gibi Rab olmak, Allah’ın sıfatlarından biridir. İlâhlığının bir gereğidir. Rab ismi geniş anlamlı bir sıfattır. Allah’ın yaratıcılığını, evrene sahip ve hâkim oluşunu, insana ait her şeyi yaratıp şekil verdiğini, evrende olan her şeye yüce kudretiyle tasarruf ettiğini, insanlar hakkında hükümler/yasalar koyduğunu ve bu hükümlere itaat etmenin gerekliliğini, mutlak anlamda itaatın ancak Allah’a yapılması gerektiğini, ıslah edenin, şekil verenin, her şeyi elinde tutanın yalnızca Allah olduğunu İfade Eder...
Şimdi tekrar soruyorum eski esma hüsnalarda Rab lafsı olduğu halde şimdi neden yok buna kim karar veriyor çevrenizdeki eserlere bakın bazen 126 bazen 127 adet isim varken hangi isimleri dışlayıp hangilerini kabul ediyoruz...


el Cevab:
C1- Kur’anı Kerimde de geçen Rab ismi neden Esma-i Hüsna’ya alınmamış sorusu; hatalıdır. Rab ismi esma i husna rivayetlerinde vardır.

C2- Esma-i Hüsna arasında ''Rab '' ismi kuranda geçerken neden Rab ismi Esma-i Hüsna’dan kabul edilmiyor şeklindeki soru da bu hatalı ön kabule dayanmaktadır.
Buna kim karar veriyor, sorusu da hatalıdır.

C3- Bazıları 127 adet bazıları daha fazla esma kabul ediyor şeklindeki ifadeler de dolayısıyla eksik bilgidir.

C4- Bu konuda doğru bilginin hulasası şudur;
İsim: ma delle alaz zat, bir zata delil olsun diye kullanılan kelimeye isim denilir.
Sıfat: ma vudie li manen zaidin alaz zat, bir zata (varlığa ) delil olsun diye konulsa da o zattaki ek bir manaya delil olarak kullanılan kelimeye sıfat denilir.
Allah Teala’nın isimlerinin adedini en iyi Allah bilir. Kurandaki isimler, haktır sabittir. Sünnette varid olan isimler de (rivayet sahihse ) ispat edilir.
-Allahın 99 ismi vardır sınırlamasıyla meşhur olan rivayet hadistir. 99 ismi ezberlemeye teşvik içerir. Allahın 99’dan başka ismi yoktur manasında değildir.
-99 isim hadisinde “Rab” ismi de geçmektedir.
-Allah’ın bu sayılan 99 isimden başka da isimlerinin olduğu ittifak mahallidir.
 
-Allah'ın isim ve sıfatlarıyla alakalı hükümler için okuyunuz;
http://eskieserler.com/Eski/Eserler/Fetva/505/insan-Fiilleri.asp?LID=TR&ID=505

-İbn Hacer el Askalani’nin Allahın İsim Ve Sıfatlarının Tevkifiliği Ve Manalandırılması İle İlgili Görüşleri
(Bu makalenin giriş kısmındaki bilgileri dikkatle okumalısınız!)
http://eskieserler.com/Eski/Eserler/Makale/1550/ibn-Hacer-el-Askalaninin-Allahin-isim-ve-Sifatlarinin-Tevkifiligi-ve-Manalandirilmasi.asp?LID=TR&ID=1550

Allah'ın Sıfatları:
Ebû Hanîfe eserlerinde üç tür sıfattan bahsetmektedir. Bunlar zâtî, fiili ve bilâkeyf sıfatlarıdır.

a- Zâtî Sıfatları:
Ebû Hanîfe yedi adet zâtî sıfat ispat etmiştir. Bunlar; hayat, kudret, ilim, kelam, sem'i, basar ve iradedir. Zâtî sıfatların hepsi ezelidirler ve mahlûkatın sıfatlarına benzemezler. İmam, bu sıfatlardan ilim, kelam ve irade sıfatları hakkında diğerlerine nispeten bazı teferruatlara girmiştir.
Allah “ilim” sıfatıyla muttasıftır ve ezelde daha mahlûkatı yaratmadan evvel de her şeyi hakkıyla bilmektedir. Mu’dumu ma’dum iken, ma’dum olarak; onun var ettiğinde var olarak bilir. Allah ilim sıfatıyla eşyanın teferruatına dair bilgileri hakkıyla bilir. Mesela ayakta duranı ayakta durduğu zaman zarfında ayakta olarak, oturduğunda da oturuyor olarak bilir. Mahlûkatın üzerinde gerçekleşen bu değişikliklerde Allah’ın ilminde bir değişiklik gerekmez. Değişiklik sadece mahlûkattadır.
Allah’ın “kelam” sıfatı ne O’nun zâtı ne de zâtından başka bir şey değildir. O’nun kelamı; zâtıyla kaim olan, ezeli bir sıfattır. Allah’ın zâtıyla kaim olan sıfatına vahiyle indirilen lafızlar, harfler, sesler delalet eder. Bir başka ifadeyle Allah’ın ezeli olan kelamı bu vasıta ve aletlerle anlaşılır. Bizler harfler, mahreçler vs. aletlerle konuşurken Allah (harfsiz ve aletsiz) vasıtasız olarak konuşur. Yani Allah’ın kelamı harfle, sesle değildir. Kur’an Allah’ın kelamıdır, mushaflarda yazılmış, kalplerde korunmakta, dillerde okunmaktadır. Ve Muhammed (s.a.s.)’e indirilmiştir. Ama Allah’ın kelamı bu sayılanlar hulûl etmemiştir. Kur’an’a Allah’ın vahyi, indirdiği ve sıfatıdır denilir. Bu çerçevede Allah’ın zâtıyla kaim olan sıfatı manasıyla Kur’an’a mahlûk denilemez. Kim Allah’ın kelamı mahlûktur derse kafir olur. Allah’ın zâtıyla kaim olan sıfatına delalet eden, vahiyle indirilen, lafızlar bunların okunması, yazılması ve telaffuzu ise mahlûktur.
“İrade sıfatıyla ilgili teferruat “İnsan Fiilleri” başlığı altında değerlendirilmiştir.

b- Fiili Sıfatlar:
Ehl-i Sünnet uleması fiili sıfatları değişik şekillerde tarif etmişlerdir. “Allah’ın kudretiyle vücuda gelen fiillere delalet eden lafızlardır”, “Allah’ın hem kendisiyle hem de zıddıyla vasfedilmesinin caiz olduğu sıfatlardır” şeklinde tarif edildiği gibi “nefyedilmeleri halinde Allah’a bir noksanlık izafesinin gerekmediği sıfatlardır” şeklinde de tarif edilmiştir.
Sonraki dönem Ehl-i Sünnet ulemasında gördüğümüz bu tariflerin Ebû Hanîfe tarafından söz konusu edilmediği gözlemlenmektedir. Bu sebeple zâti ve fiili sıfatlar ayrımını tam olarak neyi gözeterek yaptığını tespit etmek zordur. Bununla birlikte tahlîk, terzîk, inşâ, ibdâ vs. gibi sıfatları fiille ilgili olmalarına nazaran bu şekilde isimlendirilmiş olabileceği akla gelmektedir.
Onun mirasının nakilcilerinden el-Mâturudî Ebu’l Muîn en-Nesefî ve el-Beyâdî ise fiili sıfatların hepsinin “tekvin” isimli bir zâtî sıfata rucû ettiği görüşündedirler. “Tekvin” en genel manasıyla; ma’dumun vucûda getirilmesi” demektir el-Mâturudî ve tabileri ma’dumun vucuda getirilmesinin birden fazla sıfatla alakalı olmadığını savunmuşlardır. Eş’ari’nin “Sıfâtu't Te’sîr-etki sıfatları”na dayandırdıkları ma’dumun vucuda getirilmesi ameliyesini onlar tekvin sıfatına dayandırmışlardır. Ebû Hanîfe böyle bir sıfattan bahsetmediği için tekvin sıfatıyla ilgili geniş değerlendirmelere girmeyip bu öz değerlendirmeyle iktifa ettik.
Ebû Hanîfe fiili sıfatları belirli bir sayıyla sınırlamamaktadır. Allah’ın sıfatlarının tevkifi oluşu -görüşünde oluşu- ve sayısal sınırlama yapmamasına bakılırsa Kur’an ve sünette varid olan bütün fiili sıfatları ispat ettiği söylenebilir.
Ebû Hanîfe itikadi eserlerinde yedi kadar sıfat ispat etmiştir. Tahlik, daha mahlûkatı yaratmadan evvel Allah’ın yaratma sıfatıyla muttasıf “terzik, kullarına rızık vermeden evvelde râzık, “Mumît”; mahlûkatın canlarını alanın Allah olması demektir. İnşâ, ibdâ ve sun’ eserlerinde ispat ettiği diğer fiili sıfatlardır.
Ebû Hanîfe’ye göre Allah’ın bütün diğer sıfatları gibi fiili sıfatları da ezelîdir. Bu meseledeki görüşünü el-Fıkhu-l Ekber’de şöyle ifade eder: “Allah ezelde tahlîk sıfatıyla hâlık, fiil sıfatıyla fâildir. Fiil O’nun ezeli bir sıfatıdır. Fail Allah’tır. Mahlûk olan mef’uldur. Ama Allah’ın fiili mahlûk değildir.”

c- Bilâkeyf Sıfatları:
Sonraki Ehl-i Sünnet ulemasının “haberi” ya da “müteşâbih” olarak isimlendirdiği sıfatları Ebû Hanîfe “bilâkeyf” sıfatlar olarak isimlendirmiştir.
Ebû Hanîfe ve diğer selef uleması bu sıfatların Allah’ın ezeli ve keyfiyetsiz sıfatlardan olduğunda ittifak halindedirler. Ebû Hanife’nin talebeleri de bu sıfatların Allah’ın keyfiyetsiz sıfatlarından olduklarını ispat etmişlerdir. İmam Muhammed, bu sıfatlarla alakalı itikadı sorulunca “Nasıl vârid oldularsa öylece iman ederiz ve nasıl, ne şekilde diye sormayız” cevabını vermiştir.
Ebû Hanîfe bu sıfatların herhangi bir şekilde te’vil edilmesinin doğru olmadığı kanaatindedir. Zira tevil edilmeleri durumunda bundan bu sıfatların iptali gerekecektir. Allah’ın naslarla sabit sıfatlarının iptal edilmesi ise asla caiz değildir. Bu tavır Kaderiyye ile Mutezile’nin tavırlarıdır.
Bu sıfatların diğer dillere terceme edilmesi, ancak belli şartlar çerçevesinde caiz olur. Terceme her iki dili iyi bilen bir şahıs tarafından yapılmalı ve tercemeden Allah’a noksanlık izafesi gerekmemelidir.
Ebû Hanîfe eserlerinde dokuz adet bilâkeyf sıfatı ispat etmiştir. Bunlardan yed, vech, nefs, istiva, gazap, rızâ, kazâ, kader ve meşîet sıfatlarıdır.
Yed sıfatı Allah’ın keyfiyetsiz sıfatlarındandır ve Farsçaya tercemesi caiz değildir. “Allah kudreti” veya “nimeti” şeklinde tevil edilmesi de caiz değildir. Yed sıfatı kulların sıfatlarına benzemez. “Allah’ın “yed”i onlarıBu “yed” onların ellerinin üzerindedir” ayetindeki yed kulların ellerine benzemez. Bu yed bir uzuv da değildir. Zira Allah bütün ellerin yaratıcısıdır.
Vech sıfatı Kur’an’da da ifade edildiği üzere Allah’ın sıfatıdır. Kulların yüzlerine benzemez çünkü Allah bütün yüzlerin yaratıcısıdır.
Allah’ın keyfiyetsiz olarak Nefs sıfatı vardır. Ama O’nun nefsi mahlûkatın nefislerine benzemez. Allah bütün nefislerin yaratıcısıdır.
Allah istikrar etmekten münezzeh olarak Arş’a istivâ etmiştir. O, arşın da arş dışındaki diğer mahlûkatın da koruyucusudur. Allah arşa istiva etmeye muhtaç olmaktan da münezzehtir. Muhtaç olmuş olsaydı; âlemi yoktan var etmeye de, onu sevk ve idare etmeye de güç yetiremezdi
Gazap, rıza, kaza, kader ve meşîet sıfatları O’nun ezeli ve keyfiyetsiz sıfatlarındandır. Gazabının “cezalandırması”, rıza’sının “mükâfatlandırması” şeklinde yorumlanması asla caiz olmaz.

Allah'ın İsimleri Ve Sıfatlarıyla İlgili Hükümler:  
İmam Ebû Hanîfe Allah’ın zâtı ve sıfatlarıyla alakalı meselelerin yanı sıra zât ve sıfatlarla dolaylı olarak alakalı bir takım meseleleri de ele alıp incelemiştir.
Konu bütünlüğünün muhafazası ve bu meselelerin ayrı başlıklar altında incelenecek derecede muhtevalı olmalarına nazaran söz konusu meseleleri “Allah’ın isimleri ve sıfatlarıyla ilgili hükümler” başlığı altında ele almayı uygun bulduk.

a- Allah’ın İsim ve Sıfatlarının Tevkifî Oluşu:
Allah kendisini vasfettiği bütün sıfatlarla vasfedilir ve bu sıfatlarla tanınır, bilinir. Bu sebeple hiç kimse Allah hakkında nefsine göre konuşmamalıdır. Allah kendisini ne ile vasfettiyse onunla vasfedilmelidir. Müminler Allah hakkında nefislerine göre bir şeyler söylemekten şiddetle kaçınmalıdırlar. Bu çerçevede “Şey” denilmesi Kur’an’la sabit olduğu için caizdir. “Allah şeydir, ama diğer şeylere benzemez.” Bu sözün manası: “O’nun cisim, cevher ve a’razlıktan yüce olması, ölçüden, zıddan, ortaktan ve benzerden münezzeh olması”dır...
Allah cisimlikle ve “cevher”likle vasfedilemez. Çünkü Allah’ın isimleri ve sıfatları tevkifîdir. Cisim, cevher vs. gibi sıfatlar Kur’an’da ya da sahih Sünnette vârid değildirler. Allah’ın cisimlikle ve cevherlikler vasfedilmesinin caiz olmayışına bir diğer delil de O’nun mahlûkata benzememesidir. Cevherlik ve a’razlık mahlûkatın vasıflarıdır. Ve Allah’ın bunlarla vasfedilmesi durumunda ölçü, zıd, ortak ve benzerlikle vasfedilmesi söz konusu olacaktır. Halbuki Allah’a “şey” denilmesine bile ancak Allah’a yakışacak manalar kastedilmesi halinde cevaz verilmiştir.

b- Allah’ın İsim ve Sıfatlarının Eşitliği
Ebû Hanîfe’ye göre Allah’ın isimleri ve sıfatları arasına bir farklılık yoktur, hepsi eşittir. İsimler ve sıfatlar fazilet ve yücelik açısından eşittirler. Aralarında bir farklılık yoktur. Ebû Hanîfe bu asıldan hareketle Kur’an ayetlerinin hepsinin eşit olduğuna varmıştır...

c- Allah’ın Varlığının, Birliğinin, İsim ve Sıfatlarının Mahlûkatın Varlığına, Birliğine, İsim ve Sıfatlarına Benzemeyişi:
Ona göre; Allah’ın varlığı da, birliği de, zâtı da, sıfatları da mahlûkatın varlık ve sıfatlarına benzemezler. Bu itikadını şöyle ifade etmiştir; “Allah, yarattığı mahlûkatın hiçbirisine benzemez, yarattıklarından hiçbirisi de O’na benzemez.”
Bizler O’nu, zâtını vasfettiği gibi vasfederiz. “O birdir, doğurmamış, doğurulmamıştır. O’nun bir dengi de yoktur” Hayy’dır, Kâdir’dir, Kayyum’dur, Semî’dir, Basîr’dir, Alîm’dir “Allah’ın yed’i onların ellerinin üzerindedir.” Ama yed’i onların ellerine benzemez. Vechi de, nefsi de, mahlûkatın vechi ve nefsi gibi değildir. “O’nun bir benzeri yoktur. O Semî ve Basîr’dir.” Allah’ın birliği de mahlûkatın birliğine benzemez. Allah şeriki olmaması açısından birdir. Ve tevhidin özü budur.
Allah’ın mahlûkata benzemeyişi bilâkeyf sıfatları için de geçerlidir. Naslarda kendisini “yed, vech” gibi sıfatlarla vasfetmiştir. Ama O’nun “yed” ve “vech” sıfatları mahlûkatın “el” ve “yüz”lerine benzemezler. Mahlûkatın elleri de, yüzleri de mahlûktur. Halbuki Allah’ın “yed” ve “vech” sıfatları O’nun ezeli ve keyfiyetsiz sıfatlarıdır. O’nun sıfatlarının hepsi mahlûkatın sıfatlarından farklıdır. Allah bilir ama bilmesi bizim bilmemiz gibi değildir. Kudreti vardır ama bizim kudretimiz gibi değildir. Görür ama görmesi bizim görmemize benzemez. Duyar ama duyması bizim duymamız gibi değildir. Konuşur ama konuşması bizim konuşmamız gibi değildir. Bizler aletlerle, harflerle konuşurken, Allah aletsiz ve harfsiz konuşur. Harfler mahlûktur ama Allah’ın kelamı mahlûk değildir.

d- Allah’ın Mahiyetle Vasfedilmesi:
Allah’ın yalnızca kendisinin bildiği bir mahiyetinin olduğu görüşü Ebû Hanîfe’ye nispet edilmişse de Ebu’l Muîn en-Nesefî bu nispetin sahih olmadığını ispat etmiştir.

e- Allah’ın İsim ve Sıfatlarının Ezeli Oluşları:
Ebû Hanîfe ispat ettiği bütün isim ve sıfatların ezeli olduklarını ifade etmiştir. Allah’ın sonradan olma bir isim ve sıfatı yoktur. Kim O’nun isim ve sıfatlarının ezeli olmayıp mahlûk olduğunu söylerse bu sözü sebebiyle kâfir olur. Ona göre sıfatların ezeli oluşlarında tereddüt etmek ve tevakkuf etmek de küfürdür.

 

click open what makes husbands cheat