Hit (3703) M-2018

Gazali Karşıtlığının Anlamı Nedir?

Yazar Adı : İlim Dalı : Araştırma
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2010-04-16 Güncelleyen : /0000-00-00

Gazâlî Karşıtlığının Anlamı Nedir?

İslâm Düşüncesi´nin İmam Gazâlî´den sonra, yani XII. yüzyıldan itibaren inkıraz ve inhitata uğradığı şeklindeki iddialar ilk önce Batılılar eliyle öne sürülmüş, daha sonra sırasıyla Araplar, İranlılar ve Türkler tarafından bu iddialar büyük bir hevesle tekrarlanmıştır.

A) Batılılar kendi tarihlerini tek taraflı inşa ettikleri için, bu yüzyılları kendi zaviyelerinden bir "yeniden doğuş" (rönesans) olarak tavsif ediyorlardı. Bu nedenle onların, fiilen yıkmaya çalıştıkları bir imparatorluğun fikrî ve tarihî köklerini kasd-ı mahsusla bir hiç mesabesine indirmeye çalışmalarında garipsenecek bir taraf yoktur. B) Abbasîlerden itibaren İslâm dünyası üzerindeki siyasî hakimiyetlerini kaybetmeleri sebebiyle, Arapların ve bâhusus Arap milliyetçilerinin, İmam Gazâlî´den sonra Selçuklu ve Osmanlı hâkimiyeti altında geçen asırların olumsuz tasvirlerini sahiplenmelerinden daha tabii ne olabilirdi?! Ne de olsa suçlu, en nihayet savaşmaktan düşünmeye fırsat bulamayan Türklerdi. C) İranlılar ise hem mezhebî, hem de siyasî rakipleri olan Sünnî Türkler hakkında öne sürülen bu haksız ithamları kabul etmekte hiç ama hiç zorlanmadılar. Onlara göre çöküş Sünnîler tarafındaydı ve Şii dünyasında ise inkişaf -hem de kesintisiz bir biçimde- sürmüştü. D) Türklere gelince, onlar kendi tarihlerini karalamaya ve bu tarihten kopmaya herkesten çok ihtiyaç duydular; zira elde kalan toprak parçasını muhafaza edebilmek ve Batı medeniyetine eklemlenebilmek için öncelikle bu tarihin reddedilmesi, geçmişle ilgili bütün bağların koparılması gerekiyordu. Genç Türkler, Gazâlî sonrasında teşekkül eden 7-8 asırlık ilim ve irfan mirasının köhneliği sebebiyle yenildiklerine inanmışlar ve hınçla bu köhne terekeden kurtulmak istemişlerdi. Onlara göre, geleceği kurmak için böyle bir geçmişe ihtiyaç yoktu; hâl yeterliydi.

Şemseddin Günaltay´ın 1937´de II. Türk Tarih Kongresi´nde sunup 1938´de yayımladığı tebliğ metninin (Belleten, II/5-6, s. 73-88), işbu söylemin oluşum safhalarını tedkik edecek olanlar için zengin bir kaynak teşkil ettiğine işaret edelim. İmam Eş´arî´nin "tab´an mağrur ve kindar" olduğuna inanan Günaltay, "günün birinde üvey babası ve rasyonalistlerin reisi olan Ebu Ali Cübbaî´ye kızarak" Mutezile´den ayrıldığını söyler ve Eş´arîlik eleştirisini İmam Gazâlî üzerinden sürdürmeyi tercih eder:

-"Felsefe henüz bu mektep tarafından aforozlanmamış, lâik ilimler birer afet gibi gösterilmemişlerdi. Eş´arî mektebine bu son hamleyi yaptıran - Ebu´l-Ferec Abdurrahman Cevzî tarafından portresi pek güzel çizilmiş olan - Ebu Hamid Mehmed Gazâlî oldu."

Günaltay´ın "Gazâlî portresi" aşağıda görüleceği üzre hem acımasız, hem de insafsızdır:

- Müslüman dünyasını boğmak planını hazırlamak üzere Clermont´ta toplanan Haçlılar Konsili´nin in´ikadından (1095) birkaç ay evvel İslâm âleminde felsefe ve lâik ilimleri söndürmek, fikirlerinde irtibatsızlık bulunduğunu isbat etmek suretiyle Fârâbî ve İbn Sina şöhretlerini yıkmak gayesiyle yazılan bu esere "Tehafüt´ül-Felâsife", yani "Filozofların Yere Serilmesi" gibi bir ad verilmiş olması, müellifinin ruhunu göstermek itibarıyla şâyân-ı dikkattir. (...) Gazâlî aynı eserinde [el-Munkız´da] yalnız felsefeyi menetmekle kalmıyor, insanları müsbet düşünmeye alıştıran Riyaziyâtı da din hesabına bir âfet sayıyor ve gitgide bilhassa Şam´da geçirdiği on senelik çilekeşlik devresinden sonra âdeta bir engizisyon reisi kesiliyor."

Günaltay´ın eleştirileri ister istemez Osmanlı dönemine değin uzanır ve İstanbul´un fethi bile, bu insanların dünya tasavvurları, ilmî ve irfanî birikimleri hakkında insaflı değerlendirmelerin yapılmasını mümkün kılmaz.

- "Gazâlî´nin hayatında kuvvetle tahakkuk ettiremediği bu emelini, ölümünden sonra eserleri temin etti. Vefatından yarım asır sonra bütün İslâm dünyasında kazandığı umumî hürmet ve sulta neticesi olarak münevver zümre arasında Eş´arî-Gazâlî sistemi haricinde düşünmek cesaretini gösterecek kimse kalmadı. Bir aralık Endülüslü İbn Rüşd, Gazâlî´nin sultasını kırmak maksadıyla "Tehafüt´üt-Tehafüt" adlı bir eser yazmışsa da hiçbir şeye muvaffak olamamış, Eş´arî-Gazâlî sultası bütün kuvvetiyle devam etmiştir; hatta XV. asrın ikinci yarısında Hocazâde Muslihuddin Mustafa ile Alâuddin Tûsî, İbn Rüşd´e mukabele olarak ayrı ayrı iki kitap yazmak suretiyle Eş´arî-Gazâlî saltanatını takviye etmişlerdir."

İşin içine güya bir de Türkçülük giriyor ve bu sefer "Eş´arî-Gazâlî saltanatı" Maturidiliğin karşısına konulmak suretiyle eleştiriliyor:

- "Bu sulta zamanla o kadar kuvvetlenmiş, o derece şümullenmiştir ki Osmanlı imparatorluğu resmen Maturidî mezhebinde olduğu halde bütün İstanbul ve Türkiye medreselerinde son güne kadar tedrisat tamamiyle Eş´arî sistemine göre yapılmış, yüksek tahsil olarak Eş´arî mektebi teolojisi takip edilmiştir."

Bu yorumlar tamamiyle bir hamaset edebiyatının, kaba benzetmelerin ürünüdür ve yanlıştır. Öncelikle ideolojik önkabullerden hareket edilmekte, zaten yetersiz haldeki mevcut malzeme siyasî amaçlara uygun olarak seçilip düzenlenmekte ve sonuçta muhatapların hassasiyetlerine uygun maksatlı bir tarih tasavvuru inşa edilmektedir.

Gazâlî karşıtı siyasî ve ideolojik söylemin temelleri sarsılıp meselenin hakikati ortaya konulmadıkça, düşünme, bir daha bu topraklarda kolay kolay neşv ü nema bulamayacaktır!

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki : http://www.haznevi.net/Kavramoku.aspx?KID=447&KTID=6