Hit (3786) M-1634

Hz. Musa ve Korku Fenomeni -1-

Yazar Adı : İlim Dalı : Tefsir
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-10-12 Güncelleyen : /0000-00-00

Hz. Musa ve Korku Fenomeni -1-

İnsanları, korktukları şeylerden mutlak manada kurtarabilecek olan Yüce Allah'tır. Hiç kimse sahip olduğu güç ve imkânlarla, düşmanlarına uyguladığı şiddet ve baskılarla güvende kalamaz. Er ya da geç korktuğu başına gelir. Firavun ve çevresi İsrâiloğullarından gelebilecek tehditler karşısında her türlü önlemi almaya çalışmış, fakat sonlarını hazırlayacak İsrâiloğlunu yani Mûsâ'yı kendi elleriyle yetiştirmişlerdir.

GİRİŞ

Kur’an’da yer alan kıssaların önemli amaçlarından birisi, insanları inanç, tutum ve davranış yönünden eğitmektir. Kıssalar aracılığıyla insanın eğitilen yönlerinden birisi güven ihtiyacı ve korku heyecanıdır. Korku durumunun ve güven ihtiyacının en çok vurgulandığı kıssaların başında Hz. Mûsâ’nın hayatının anlatıldığı kesitler gelir. Bu kıssanın ağırlıklı ve yoğun bir şekilde işlediği konuların başında korku heyecanı ve güven duygusu yer alır. Bunun en önemli kanıtlarından birisi Mûsâ kıssasında korkuya ve güvene ve bunlarla ilişkili diğer duygulara ilişkin kavramlara oldukça fazla yer verilmiş olmasıdır.

Hz. Mûsâ kıssasının anlatıldığı âyetlerde korku olgusunu ifade etmek için en çok kullanılan keli-me “havf”tır. Yine bu kıssada “haşyet”, “rahb”, “hazr” kelimeleriyle de korku fenomeni dile getirilmiştir. Ayrıca kıssada, korku duygusuyla birlikte ortaya çıkan diğer bazı duyguları anlatmak için “hüzn” ve “ğamm” kelimelerine de yer verilmiştir. Kıssada, korkunun karşıtı olan güven duygusunu anlatmak için de “emn”, “avz”, ve “tevekkül” kelimelerinin kullanıldığı dikkat çeker.

Havf, kelimesi korku anlamındadır. Rahb kelimesi de havf yani korku anlamını içerir. Bu tür korkuda insan, sakınma tepkisi gösterirken ayrıca acı hisseder. Rahb kelimesinden türetilerek as-lana “merhûb” denir. Arapça’da haşyet kelimesi de havf kelimesiyle açıklanır yani korku duru-munu belirtir. Bu kelimenin, korkunun ileri derecesini belirttiği de söylenir. Hazr kelimesi ise, dikkatli ve uyanık olmak, korkutucu olan şeyden sakınmak manasına gelir.

Hüzn kelimesi, kaygı endişe, tasa, üzüntü anlamındadır, sevinmenin zıddı olan durumu ifade eder. Ğamm, ise, sıkıntı hüzün manasına gelir.

Arapça’da korkunun zıddı olan durum “emn” kelimesiyle dile getirilir. Avz kelimesi ise iltica, sığınma anlamındadır. Tevekkül kelimesi, genel anlamda acizliğin/güçsüzlüğün ortaya konmasını ve birisine güvenmeyi dile getirir. Özel olarak ise, her konuda Allah’a güvenmeyi ifade eder.

Araştırmamızda Mûsâ kıssasında korkuyu ve güven ihtiyacını konu alan kesitleri tarihsel bir süreç izleyerek ele alacağız. Hz. Mûsâ’nın doğumundan başlayarak, Peygamberlik mücadelesinin en ileri safhalarına kadar kıssada yaşanan korku ve güven ihtiyacını ortaya koymaya çalışacağız. Bu bağlamda sırasıyla, Firavun’un kendi geleceği hakkında duyduğu korkudan, Mûsâ’nın doğumuyla birlikte annesinin yaşadığı korkudan, bebekliğinde Mûsâ’ya sağlanan güvenden, Fira-vun’un kendi düşmanını eliyle yetiştirmesinden, Mûsâ’nın bir kişinin ölümüne sebebiyet vermesi yüzünden yaşamış olduğu korkudan, güven sembolü olarak Mûsâ’ya verilen asâdan, Allah’ın Mûsâ’ya her fırsatta güven aşılamasından, korkuya karşı ona maddî ve manevî destek sağlamasından, Firavun’un başa çıkma yöntemi olarak korkutmaya başvurmasından, büyü-korku ilişkisinden, Firavun’un iman eden büyücülere yaptığı tehditten, İsrâiloğullarının Mısır’dan kaçarken yaşadıkları korkudan, yine İsrâil oğullarının kendilerine vaat edilen topraklar için savaşmaktan korkmasından bahsedeceğiz.

Hz. Mûsâ Kıssasında Korku ve Güven Olgusunu Konu Alan Kesitler

Bu bölümde mümkün olduğunca tarihsel süreci takip ederek, Hz. Musâ’nın yaşadığı korku deneyimlerini, korkuya yol açan ortam ve koşulları, korkuyla başa çıkmada işaret edilen yöntemleri, korkuya ve güvene dair sunulan sembol ve tasvirleri değerlendireceğiz.

Firavun Yönetiminin Kendi Geleceği Hakkında Korku Duyması

Özgürlükçü olmayan yönetimlerde kamu düzeni belli kişi ya da gurupların etkinliğine ve üstünlüğüne göre kurulur. Bu tür toplumlarda yetkiyi elinde bulunduran birey ya da gurup etkinliğini sürdürmek amacıyla gücünü saldırganlıktan, şiddetten, öldürmekten, yıkıp yok etmekten alır. Bunun için toplumu susturmaya, duyarsız ve tepkisiz hale getirmeye çalışır.

Otoriter eğilimli kişiler, özgürlüğü ve çoğulculuğu tehdit olarak algılarlar. Bu algılamanın etkisiyle devamlı korku içinde yaşar ve kimseye güvenmemeye başlar. Korkan kişi, suçluları şiddetle cezalandırır, denetimleri aşırı biçimde artırır ve özgürlükleri olabildiğince kısıtlar. Böylesi kimseler çocuklarını, “düşmanını tanı” öğretisiyle büyütürler. Egemen konumlarını korumak için oluşturdukları kuşkuculuk paranoyasının etkisi altında kaldıkları için sağlıklı düşünemezler.

Başkaları için tehdit teşkil eden, başkalarına korku salan kimse, kendisini güvenli bir konumda sayar. Kendisini emniyette hissettiği yerde diğerleri için tehdit unsuru olmayı başarır. Üzerinde yer aldığı zeminin güven içinde olmadığını gördüğü anda, tehdit odağı olmayı göze alamaz. Bu durum genellikle kendini emniyet içinde gören ve inisiyatifi elinde bulunduran herkes için geçerlidir. Elinde güç ve inisiyatif bulunduranlar, sahip oldukları imkanların başkaları tarafından tehdit edildiği zannına kapılabilirler. Sahip oldukları gücün ellerinden çıkacağı korkusunu yaşayabilirler. Bu yüzden, sahip oldukları imkânı ellerinden kaçırmamak için başkalarını korku altında bulundurmanın yollarını ararlar. Aslında onların korkuları, korku altında tutmaya çalıştıkları insanlardan daha baskındır. Firavun, yönetimi altındaki bazı insanların kendi egemenliğini yıkmak ve üstünlüğüne son vermek amacıyla bir araya gelip örgütleşmesinden korku duymuştur. O, her zaman sert bir karaktere sahip, insanlara ürperti veren, kalplere korku salan, tehditler savurup kan döken bir şahsiyet olmuştur:

“Ve onları o yerde (Mısır’da ve İam’da) hâkim kılalım, Firavun’a, Hâmân’a ve askerlerine, onlardan (yani İsrâil oğulları yüzünden başlarına gelmesinden) korktukları şeyi gösterelim.”

Mısır’ın yerlileri, Mısır’ı istila eden, sonra da İbraniler’le ittifak kuran önceki Hiksos hanedanını unutmamışlardır. İbraniler’in kendilerinden daha güçlü ve sayıca fazla olduklarından endişe duymuşlardır. İbraniler’in gelecekte de yabancı istilacılarla işbirliği içerisine girmelerinden ya da mevcut yönetime karşı ayaklanıp devrim yapmalarından korkmuşlardır. İşte böyle bir tehlikeye karşı kendilerini korumak için zekice bir hileye başvurmuşlar ve onların çoğalmalarını önlemeye çalışmışlardır. Bu amaçla İbranileri zorla köleleştirmişler ve kız çocuklarını bırakıp erkek çocuk-larını öldürmeye karar vermişlerdir. Kız çocuklarından korkmamışlardır.

Yüce Allah, Firavun ve çevresindeki güç odaklarının korkmakta olduğu şeyi onların başına getireceğini ve bunu bizzat kendilerine göstereceğini açıklamıştır. Korku duyup çare aradıkarı yenilgiye maruz kalacaklarını, hâkimiyetlerinin kendi içlerinden -İsrâiloğulları arasından- çıkacak bir çocuk vasıtasıyla son bulacağını açıklamıştır. Firavun ve çevresi İsrâil oğullarını kendi saltanatlarının geleceği konusunda tehdit olarak algılamışlardır. Egemen konumlarını muhafaza etmek konusunda ileri derecede kuşku duymuşlardır. Sahip oldukları güç ve inisiyatifin İsrâiloğulları tara-fından tehdit edildiği zannına kapılmışlardır. Saltanatlarının ellerinden gideceği korkusunu yaşamışlardır. Allah, Firavun ve hanedanının korktukları şeyin başlarına geleceğini ve hakimiyetlerinin son bulacağını, onların hüküm sürdüğü yerlere İsrâil oğullarının egemen olacağını açıklamıştır. Firavun ve çevresi, İsrâiloğullarına karşı sömürme ve aşağılama politikası gütmekteydi. Doğal olarak onlardan bir misillemenin geleceği endişesi taşıyorlardı. Kendi geleceğini güvende hissetmeyen ve tehditlerin odağı haline geldiğini düşünen Firavun ve hanedanı, gücünü, etkinliğini sürdürmek amacıyla İsrâiloğullarını zayıflatma ve sindirme politikası izlemiştir. Kendi korkularından kurtulmak için İsrâil oğullarını korku altında yaşamaya mahkum etmişlerdir.

Hz. Mûsâ’nın Doğumunda Annesinin Yaşadığı Korku

Firavun, İsrâiloğullarının erkek çocuklarının öldürülmesini kendi geleceği için zorunlu görmüştür. İsrâiloğullarının erkek çocuklarının öldürüldüğü ortamda Hz. Mûsâ dünyaya gelmiştir. Hz. Mûsâ’nın geleceği konusunda en çok kaygılanan kişi annesi olmuştur. Oğlunu uzun süre saklayamayacağının farkındadır. İşte bu koşullarda ilâhî yönlendirmeler doğrultusunda oğlunu bir sandık içerisinde Nil nehrinin sularına bırakmıştır. Yüce Allah, yaptığı telkin ve verdiği güvencelerle Mûsâ’nın annesinin duyduğu korku ve kaygıları gidermeye çalışmıştır:

“Mûsâ’nın annesine, “O (çocuğunu) emzir, başına bir şey gelmesinden korkuyorsan (bir sandık içinde) onu nehre (Nil’e) bırak, korkma, üzülme biz onu tekrar sana geri vereceğiz ve onu elçilerden yapacağız.” diye vahyettik.”

Hz. Mûsâ’nın annesine verilen emir, doğar doğmaz değil, gerçek bir tehlike sezince çocuğu bir sandığın içine koyup nehre (Nil’e) bırakmasıdır. Yüce Allah, anneden, çocuğunun aç kalmasından, kaybolmasından, öldürülmesinden –o günlerde Firavun, İsrâil oğullarının erkek çocuklarını öldürtüyordu-, boğulmasından ya da benzer sebeplerden dolayı endişe etmemesini, ondan ayrı kalacağı için üzüntü duymamasını istemiştir. Allah, annenin kalbine öylesine bir güven vermiştir ki, çocuğu bir kutunun içine koyup nehre bıraktığında, çocuk kurtulacak ve tekrar annesine geri dönecektir. Böylece Allah, anneyi teselli etmiş, kalbini yatıştırmış, içini sevinç ve mutlulukla doldurmuştur.

Âyette hem “havf” hem de “hüzn” kelimesine yer verilmiştir. Havf, insanın muhtemel bir durumdan dolayı duyduğu kaygı, hüzn ise, gerçekleşen bir durumun yol açtığı kaygıdır. Mûsâ’nın annesi, çocuğundan ayrı kaldığında ve onu tehlikeyle baş başa bıraktığında, hüzünlenmiştir.

Yüce Allah, tayin ettiği kader uyarınca Hz. Mûsâ’yı tekrar annesine vererek, annenin kaygı ve üzüntülerini sona erdirmiştir:

“Böylece biz onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah’ın vadinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat çokları bunu bilmezler.”

Yüce Allah; ayrılık acısı çekmesin, Allah’ın vadine kesin bir şekilde inansın ve bundan asla kuşkuya düşmesin, çocuğunun güvende olmasından mutluluk duysun, onu kendisi terbiye etsin diye Hz. Mûsâ’yı tekrar annesine geri vermiştir. Yüce Allah, Mûsâ’nın annesine korkuyu yenebilmesi için ikaz ve uyarılarda bulunmuştur. Korkusunun üstesinden gelebileceğine onu ikna etmiş, ona güven duygusu telkin ederek destek olmuştur. Aldığı bu destek sayesinde Mûsâ’nın annesi, kor-kularını yenebilmiştir.

Hz. Mûsâ’ya Bebekliğinde Sağlanan Temel Güven ve İlâhî Koruma

Anne, bir bebek için besin kaynağı olmaktan çok sevgi ve güven kaynağıdır. Bunun temelinde anneyle dokunsal temasın sağladığı rahatlık vardır. Temas rahatlığı sağlanan çocukların daha ce-sur ve sevgi dolu olduğu görülmüştür.

Yüce Allah, Mûsâ’yı annesinin emzirmesine imkân sağlamıştır. Böylece bir çocuğun ihtiyaç duyduğu sevgi ve güven ortamını en iyi şekilde oluşturmuştur:

“(Mûsâ’nın) kız kardeşine “Onun izini takip et”, dedi. O da onlar farkına varmadan onu uzaktan gözetledi. Biz daha önce ona, süt verelerin sütünü emmeyi haram etmiştik. (Hiçbir kadının sütünü emmiyordu. Firavun ve ailesi, çocuğun emeceği bir dadı bulma telaşı içinde idiler. Kız kardeşi uzaktan durumu görünce sokuldu): “Sizin için onun bakımını üstlenecek ve öğüt verip onu güzelce eğitecek bir aileyi göstereyim mi?” dedi. Böylece biz onu, annesine geri verdik…”

İnsan sevgi alırken ve verirken güvenlik duyumsar. Kendi benliğiyle ve diğer insanlarla yakınlık kurduğunda kendini güvende hisseder. Bebek doğar doğmaz sevgi ihtiyacına doyum arar. Kişilik gelişiminde önemli rol oynayan sevgi ihtiyacı yeterince doyurulmazsa güvensizlik yaratır. Sevgi ihtiyacının giderilmesi, insanın kendisine ve çevresine güven duymasını kolaylaştırır. Yüce Allah, Hz. Mûsâ’ya bebekliğinde çevresindekilerin sevgi göstermelerini sağlamıştır. Böylece onun kendisini güvende hissetmesine, dolayısıyla kişiliğinin doğru yönde gelişmesine imkan tanımıştır: “(Ey Mûsâ), gözümün önünde büyüyesin diye senin üzerine benden bir sevgi koydum.”

Yüce Allah, Hz. Mûsâ’ya gözetimi altında, sevgi ve şefkat içerisinde büyüme imkanı sağlamıştır. Ona gelebilecek her türlü zarar konusunda özenli davranmıştır. Onu devamlı kollayıp muhafaza etmiştir. İsrâiloğullarının erkek çocuklarını doğar doğmaz öldüren Firavun, Mûsâ’yı görünce, ona karşı sevgi duymaktan kendini alamamıştır. Yüce Allah “vedûd” sıfatının bir yansıması olarak Mâsâ’yı hem sevmiş hem de sevdirmiştir.

Bebekliğinde Hz. Mûsâ’nın en yakınında olanlardan birisi Firavun’un karısıdır. Kur’an, bu kadının Mûsâ’ya en çok sevgiyle yaklaşanlardan birisi olduğunu açıklamaktadır. Hem annesinin hem Firavun’un karısının Mûsâ’nın etrafında bir sevgi ve güven ortamı oluşturdukları anlaşılmaktadır: “Firavun’un karısı (çocuğu sandıktan çıkarınca): “Bana da, sana da göz bebeği olacak, çok sevimli bir çocuk. Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz” dedi.”

Burada Firavun’un karısı, annelik duygusuna ve bu duygunun barındırdığı içtenlik ve şefkat hislerine sahip bir kişilik olarak sunulmaktadır. Bununla birlikte Firavun’un ailesi genel olarak Hz. Mûsâ’ya sıcak ilgi gösterip, onu yetiştirmek için yanlarında alıkoymuşlardır. Yüce Allah’ın Mûsâ’yı başta Firavun’un eşi olmak üzere, saray halkına sevdirmesi, ona bir çocuğun ihtiyaç duyduğu güvenli çevreyi oluşturması anlamına gelir. Mûsâ’nın annesiyle ve Firavun’un ailesiyle olan ilişkisi rahat, sevecen ve sıcak bir iletişim örüntüsü içerisinde gerçekleşmiştir. Bu durum Mûsâ’nın çevresindeki insanlara güvenle yaklaşmasına, sağlıklı bir güven duygusu geliştirmesine imkan sağlamıştır. Mûsâ, yaşadığı çevrede kendisini çaresiz, yalnız, yardımcısız hissetmemiştir. Sağlıklı bir kişilik geliştirebilmek için bebekliğinde ihtiyaç duyduğu sevgi ve güven ortamına fazlasıyla sahip olmuştur.

Firavun’un Düşmanını Kendi Eliyle Yetiştirmesi

İnsanları, korktukları şeylerden mutlak manada kurtarabilecek olan Yüce Allah’tır. Hiç kimse sahip olduğu güç ve imkânlarla, düşmanlarına uyguladığı şiddet ve baskılarla güvende kalamaz. Er ya da geç korktuğu başına gelir. Firavun ve çevresi İsrâiloğullarından gelebilecek tehditler karşısında her türlü önlemi almaya çalışmış, fakat sonlarını hazırlayacak İsrâiloğlunu yani Mûsâ’yı kendi elleriyle yetiştirmişlerdir. Maddî güce dayanarak ve şiddete başvurularak sağlanmaya çalışılan güvenlik anlayışları sonuç vermemiştir. Allah’ın onlar için takdir ettiği son, çok ironik bir mahiyette tezahür etmiştir. Sudan kurtardıkları bir çocuk onların suda boğulmasına aracı olmuş-tur.

“Nihayet onu Firavun ailesi aldı ki, kendilerine bir düşman ve başlarına dert olsun. Gerçekten Firavun, Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.”

Firavun ve çevresindeki güç odakları kendi geleceklerini garanti altına almak için çare aramaktaydılar. Fakat ilâhî takdir, korktukları çocuğu onların arasına soktu. Aldıkları bütün önlemlere rağmen kaderin önüne geçemediler. Kendilerini kurtarmak için nice çocuğu öldüren Firavun ve çevresindekiler, farkında olmadan, sonlarını hazırlayacak çocuğu yanlarında yetiştirmek, gözetmek ve beslemek durumunda kaldılar.

Firavun ve çevresi büyük zulüm yapmış suçlar işlemişti. Yüce Allah, onları öyle bir cezalandırdı ki, sonlarını hazırlayacak düşmanlarını kendi elleriyle yetiştirdiler. Yetiştirdikleri bu çocuktan yarar umarak büyük bir yanılgıya düştüler. Yıkılış ve yok oluşlarının bu çocuk vasıtasıyla meydana geleceğini fark etmediler. Göz aydınlığı diye sahiplendikleri çocuk, onlar için sadece bir hüzün sebebi olacaktı. Bu çocuk onların boğulmalarına ve saltanatlarının sona ermesine yol açacaktı.

Çocuğu bulduklarında henüz ondan herhangi bir düşmanlık görmeleri söz konusu değildi. Ama gelecekte çocuk onlar için bir üzüntü sebebi olacaktı. Mûsâ’nın Firavunun sarayında yetiştirilmesi konusunda aklımıza şöyle bir soru gelmektedir. Yüce Allah, neden Mûsâ’nın Firavun’un sarayında yetişmesini dilemiştir? Kanaatimizce, bunun amaçlarından birisi, Mûsâ’nın Firavun’u ve onun çevresini çok iyi tanıyabilmesidir. Böylece Mûsâ, ilâhî mesajları Firavun’a götürürken kiminle ve nelerle karşılaşacağı konusunda bilgi sahibi kılınmıştır. Firavun’a ilâhî mesajları götürürken neyle karşılaşacağını bilmesi, Mûsâ’ya bu duruma uyum sağlama imkanı tanımıştır. Bu imkân ise, onun korkusunun azalmasını, heyecanının yatışmasını kolaylaştırmıştır. Burada, korkulan durum hakkında bilgi sahibi olmanın, korkuyla başa çıkmada etkili olduğuna ilişkin kuralın bir uygulamasını görmekteyiz.

Hz. Musa kıssasının anlatıldığı Kur’an pasajlarında en çok dikkat çeken konu, korku fenomenidir. Hz. Musa yaşamış olduğu bütün korku tecrübelerini Allah’a güvenerek aşmıştır. Musa kıssasında, korkuyla başa çıkmada kullanılabilecek birçok yöntem uygulamalı olarak gösterilmiştir. Yine bu kıssada korkaklığın bir toplumun belirgin özelliği haline gelebileceği vurgulanmıştır. Kur’an, baskıcı yönetimlerin, varlıklarını sürdürmek için toplumda güvensizlik ve korku yarattıklarını belirtmiştir. İlâhî korumaya karşı çıkanların, sadece maddi güce güvenenlerin sonsuza kadar emniyet içerisinde kalamayacaklarını açıklamıştır.
Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :
Otel Tekstili antalya escort sakarya escort mersin escort gaziantep escort diyarbakir escort manisa escort bursa escort kayseri escort tekirdağ escort ankara escort adana escort ad?yaman escort afyon escort> ağrı escort ayd?n escort balıkesir escort çanakkale escort çorum escort denizli escort elaz?? escort erzurum escort eskişehir escort hatay escort istanbul escort izmir escort kocaeli escort konya escort kütahya escort malatya escort mardin escort muğla escort ordu escort samsun escort sivas escort tokat escort trabzon escort urfa escort van escort zonguldak escort batman escort şırnak escort osmaniye escort giresun escort ?sparta escort aksaray escort yozgat escort edirne escort düzce escort kastamonu escort uşak escort niğde escort rize escort amasya escort bolu escort alanya escort buca escort bornova escort izmit escort gebze escort fethiye escort bodrum escort manavgat escort alsancak escort kızılay escort eryaman escort sincan escort çorlu escort adana escort