Hit (3300) M-1886

Çağdaş Yazar Muhammed Gazalinin Hadis ve Sünnete İlişkin Görüşleri

Yazar Adı : İlim Dalı : Hadis
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2010-02-05 Güncelleyen : /0000-00-00

Çağdaş Yazar Muhammed Gazali'nin Hadis ve Sünnete İlişkin Görüşleri

Contemporary Wrıter Muhammad Gazalı And Hıs Opınıons On The Hadıth And Sunna

Muhammed Gazâlî, son dönemde yetismis önemli bir ilim ve fikir adamidir. Hayati boyunca düsüncelerini ifade etmekle kalmamis, bu ugurda çesitli girisimlerde bulunarak, etkileyici bir portre çizmistir. Bu nedenle çagdas bir yazar oldugu kadar davetçi kimligi ile de dikkat çekmektedir. Gazâlî’ye göre Islâm’in temel kaynaklarina yaklasim ve Islâmî ilimler sahasinda yazilmis eserlere giren bir takim yanlis rivâyet ve görüsler, müslümanlarin bugün içinde bulundugu durumla yakindan alakalidir. Bu baglamda ona göre hadisler ve sünnet yeniden gözden geçirilmeli ve uzaklastirilmis oldugu orijinal sekline tekrar döndürülmelidir.

Gazâlî, ihyaci kimliginin tezahürü olarak nitelenebilecek düsüncelerini her firsatta seslendirmis ve hayatini bu yola vakfetmistir. Özellikle es-sünnetü’n-Nebeviyye Beyne Ehl-i Fikh ve’l-hadis adli eseri, hadis ve sünnet alaninda son zamanlarda tartisilan konularin yeniden alevlenmesinde ve akis bulmasinda büyük rol oynamistir. Bu yüzden Gazâlî’nin söz konusu eserinin yanisira, hadis sahasindaki görüslerinin de bilinmesi ve objektif olarak ortaya konulmasi önemlidir.

A. HAYATI VE ESERLERI

1. Hayati

22 Eylül 1917 yilinda Misir’in Buhayra sehrine bagli bir köyde dogan Gazâlî, çocuk yasta Kur’ân’i ezberledi ve kendisini dinî ilimlere verdi. Ilk tahsilini Iskenderiye Dini Ilimler Enstitüsü’nde tamamladiktan sonra, 1937’de Ezher Üniversitesi Usûlüddîn Fakültesine kaydoldu ve 1941 yilinda buradan mezun oldu. 1943 yilinda Kahire’de Atabe Camii imam ve hatipligini üstlendi. Muhammed Gazâlî, Hasan el-Bennâ ile birlikte çesitli faaliyetlerde bulunarak Ihvân-i Müslimîn Teskilati’nin kuruculari arasinda yer aldi. Gerek Ezher Camii’nde gerekse Misir’in büyük camilerinde yillarca verdigi vaaz ve hutbelerinde Hasan el-Bennâ’dan sonra basta Hasan el-Hudeybî olmak üzere ihvanin önde gelen kadrosuyla fikir ayriligina düsünce 1953 yilinda teskilattan ayrildi ve ömrünün sonuna kadar bir daha hiçbir cemaatle organik bir iliskiye geçmedi.

Misir Vakiflar Bakanligi’na bagli olarak Ezher Camii vâizi ve bütün camilerden sorumlu müstesar denebilecek düzeyde görevlerde bulundu. 1977 yilinda Mekke Ummu’l-Kurâ Üniversitesi’nde misafir ögretim üyesi olarak çalisti. Daha sonra Katar Üniversitesi ögretim üyeligi ve Cezayir Emir Abdülkadir Üniversitesi ilim heyeti baskanligi görevlerini yürüttü. 1989 yilinda bu görevinden ayrildi. Son yillarda Amerika’da faaliyet gösteren Uluslararasi Islâm Düsüncesi Enstitüsü’nün Kahire Bilim Kurulu Baskanligi’ni yapti.

Düsüncesinin ana eksenine Kur’ân ve sünneti oturtarak Islâm’i teblig etmeyi kendisine görev edinen Gazâlî, basta Islâm dünyasi olmak üzere dünyanin birçok ülkesini gezdi, Afgan isgâlinden Bosna-Hersek olaylarina ve Arap-Israil savaslarina kadar hemen her konuda yazilar yazdi, konferanslar verdi ve ilmî faaliyetlerde bulundu. Müslümanlarin bireysel ve toplumsal sorunlarini gerek hutbelerinde gerekse eserleri ve konferanslari araciligiyla gündeme tasidi.

Son dönemlerinde haftalik nesredilen Seyyidetî dergisinde de davetçi kimligiyle yazilar yazdi. Islâm davetinin hemen her alaninda eser veren Gazâlî’nin bugüne kadar altmisa yakin eseri yayimlandi. Bunlardan bir kismi ise, degisik dillere tercüme edildi.

Muhammed Gazâlî 9 Mart 1996 yilinda Riyad’da katildigi bir konferans esnasinda rahatsizlanarak vefat etti ve Medine’de Bakî mezarligina defnedildi.

2. Eserleri

Çok sayida yayimlanmis eseri bulunan Muhammed Gazâlî’nin “Fikhu’s-Sîre” adli eseri Türkçe’ye çevrilmis olup Rîsâle Yayinlari tarafindan nesredilmistir. Yine “Huluku’l-Müslim” adli eseri de Müslümanin Ahlaki adiyla Ribat yayinlarindan, “es-Sünnetü’n-Nebeviyye Beyne Ehli’l-Fikh ve Ehli’l-Hadîs” adli eseri ise, Islamî Arastirmalar tarafindan Fakihlere ve Muhaddislere Göre Nebevî Sünnet adiyla nesredilmistir. Ayrica “el-Cânibi’l-Âtifî mine’l-Islâm” adli eser, Islâm’in Manevî Boyutu adiyla; “Keyfe Nefhemü’l-Islâm” isimli eseri, Islâm’i Nasil Anlamaliyiz adiyla ve “Türâsüna’l-Fikrî fî Mîzâni’s-Ser’i ve’l-Akl” isimli eseri de, Düsünce Mirâsimiz adi altinda ve “et-Tefsîru’l-Mevdûî li’l-Kur’âni’l-Kerîm” isimli eseri Kur’ân-i Kerîm’in Konulu Tefsiri adiyla Sûrâ Yayinlari tarafindan Türkçe’ye kazandirilmis bulunmaktadir. “et-Tefsîru’l-Mevdûî li’l-Kur’âni’l-Kerîm” Gazâlî’nin en son çalismasidir. Ayrica Muhammed Gazâlî ile Ömer Ubeyd Hasene arasindaki tartismali ilmi toplanti “Keyfe nete’âmel meâ’l-Kur’ân” adinda derlenmis ve Emrullah Isler tarafindan yapilan Türkçe çevirisi Kur’ân’i Anlamada Yöntem adiyla Sule Yayinlari tarafindan nesredilmistir. Gazâlî’nin eserlerinden bazilarinin isimleri asagida zikredilmektedir. Tespit edebildiklerimizin baski yeri, tarihi ve sayfa adedi de belirtilmistir.

1) Fikhu’s-Sîre, Dimask, Darü'l-Kalem, 1989, 478 sayfa.

2) Maallah Dirâsât fi’d-Da’veti’d-Duât

3) Huluku’l-Müslim, Darü'l-Kütübi'l-Islamiyye, 1989, 230 sayfa.

4) Akîdetü’l-Müslim nsr. Abdullah b. Ibrahim Ensari, Doha, Idaretu Ihyai't-Türasi'l-Islam, 1983, 275 sayfa.

5) Keyfe Nefhemü’l-Islâm

6) Teemmülât fi’d-Dîn ve’l-Hayât

7) Nazarât fi’l-Kur’ân

8) Islam ve’l-Istibdâdü’s-Siyâsî

9) Leyse Mine’l-Islâm

10) Ceddid Hayatek

11) el-Isti’mâru Ahkâd ve Atmâ

12) et-Taassub ve’t-tesâmuh beyne’l-Mesîhiyyeti ve’l-Islâm, Darü'l-Kütübi'l-Arabiyye, [t.y.] 239 sayfa.

13) Ma’reketü’l-Mushâf fi’l-Âlemi’l-Islâmî

14) el-Islâm ve’t-Tâkâtü’l-Muattale

15) Hukûku’l-Insân Beyne Teâlîmi’l-Islâm ve I’lâni’l-Ümemi’l-Müttehide

16) Hâza Dînunâ, Doha, Idaretu Ihyai't-Türasi'l-Kadim, 1983, 282 sayfa.

17) es-Sünnetü’n-Nebeviyye Beyne Ehli’l-Fikh ve Ehli’l-Hadîs, Kahire, Darü's-Suruk, 1984, 160 sayfa.

18) Türâsüna’l-Fikrî fî Mîzâni’s-Ser’ ve’l-Akl, Beyrut, Darü's-Suruk, 1991, 202 sayfa.

19) Difâ' ani'l-Akîde ve's-Serîa Zidde Metâini'l-Müstesrikîn, Matbaatu Hassan, 1988, 261 sayfa.

20) ed-Da'vetü'l-Islamiyye, Zâtü's-Selâsil, 1980, 235 sayfa.

21) Hutabü’s-Seyh Muhammed el-Gazâlî fi suuni’d-din ve’l-hayat, I-V, Kahire, Darü’l-I’tisam, [t.y.].

22) Hakikatü'l-kavmiyyeti'l-arabiyye, Kahire, Darü'l-Kütübi'l-hadise, 1977, 272 sayfa.

23) el-Hakkü'l-mer, Beyrut, Darü'l-Cil, 1994, 144 sayfa.

24) el-Islam fi vechi'z-zahfi'l-ahmer, Kuveyt, Mektebetü'l-Emel, 1966, 209 sayfa.

25) el-Islam ve'l-menahicü'l-istirakiyye, Kahire, Darü'l-Kütübi'l-Arabiyye, 1951, 183 sayfa .

26) Kadaya'l-mer'e beyne't-tekalidi'r-rakide ve’l-vafide, Kahire, Matbuat-i Atai, 1992, 218 sayfa .

27) Nahve tefsiri mevzui li-suveri'l-Kur’âni'l-Kerim, Kahire, Darü's-Suruk, 1996, 552 sayfa.

28) Keyfe neteâmel maa’l-Kur’ân, yay. haz. Ömer Ubeyd Hasene. -Mansure: Darü'l-Vefa, 1992, 240 sayfa.

29) Müskilat fi tariki'l-hayati'l-islamiyye, Beyrut, Darü's-Suruk, 1983, 134 sayfa.

30) Rekaizü'l-iman beyne'l-akl ve'l-kalb, Kuveyt, Mektebetü'l-Emel, 1967, 364 sayfa.

31) Muslim’s character, Kuveyt, International Islamic Federation of Student Organizations, 1992, 240 sayfa.

32) et-Tarik min huna, Kuveyt, Vezaretü'l-Evkaf Ve's-Suun, 1994, 152 sayfa.

33) A Thematic commentary on the Qur’an : (Surahs : 1-9), Translated by Ashur A. Shamis. - Herndon: International Institute of Islamic Thought, 1997, 1. c. (204 sayfa).

34) A Thematic commentary on the Qur’an, Translated by Ashur A. Shamis; Revised and edited by Zaynab Alawiye. -Herndon: International Institute of Islamic Thought,1999, 2. c. (204 sayfa).

B. HADIS VE SÜNNETE ILISKIN GÖRÜSLERI

Gazâlî hadis ve sünnete bakisini, “Benim amacim sünneti kendisine katilmis fazlaliklardan temizlemektir. Yine benim amacim, Cumartesi günü ilim tahsiline baslayan, Pazar günü ilim ögretmeye koyulan, Pazartesi günü üstad kesilen, Sali günü ise büyük imamlara meydan okuyarak ‘onlar insandi biz de insaniz’ diyen iddiacilardan Islâm kültürünü korumaktir!” sözleriyle özetlemektedir. Bu ifadeleriyle Gazâlî, bir yandan sünneti, sonradan sokusturulmus yanlislardan arindirarak orijinal haline döndürmeyi gündeme getirirken, diger yandan önceki âlimlerin ve klasik kaynaklarin da yok sayilamayacagini ve göz ardi edilemeyecegini vurgulamaktadir. Gazâlî, “Kaynaginin durulugunu bulandiran yabanci ve zararli maddelerin kültürel mirasimizdan ayiklanmasi, büyük bir ilmî çabayi gerektirmektedir. Islam’in ele aldigi mesele ve hükümlerde ifade ettigi hak ve yakîn o zaman daha iyi anlasilmis olacaktir” seklindeki tespitiyle de ilmî çalismalara agirlik verilmesini önermektedir.

Gazâlî, hadis ve sünnetin bugünkü veçhesini elestirdigi kadar, bu alanda neler yapilmasi gerektigini, hadis ve sünnetin hangi metotlarla ve nasil süzgeçten geçirilecegini de ortaya koymaktadir. Hadis ve sünneti yeniden formüle etmek ise kaynaklara dönmeyi gerektirmekte ve kaynaklara dönmek de, bunlarin nasil yorumlanacagi ve anlasilacagi üzerinde fikir birligini zorunlu kilmaktadir. Çogu âlimin fikir birligi gösterdigi “hadisi yeniden gözden geçirme” hususu, bu islemin merkezidir.

Diger yandan Gazâlî müslümanlarin çikmazlarinin metot degil, anlama problemi oldugunu ileri sürmektedir; zira müslümanlarin bilgi kaynaklari tarih boyunca gerektigi sekilde korunmus ve pek çok metot da uygulamali olarak denenmis, bu tecrübe ve birikim günümüze tevarüs etmistir. Bundan dolayi günümüzde yapilacak çalismalar, anlama yöntemi üzerinde yogunlasmalidir. Eserleri incelendiginde Gazâlî’nin hadis ve sünnete yönelik tenkit, teklif ve yaklasimlarinin bu eksen üzerinde yogunlastigi görülmektedir.

Misir’da hadisi yeniden degerlendirmeye yönelik benzer yaklasimlar, saglam isnadi olan çogu hadisin içerik olarak tenkit edilmeye ihtiyaç duydugunu ileri süren Resid Riza’ya (ö. 1354/1935) kadar götürülebilir. Resid Riza, hadisleri teolojik olarak itiraz edilebilir oldugunda veya akilla ya da dinin genel ilkeleriyle çatisir gözüktügünde reddetmistir. Muhammed Gazâlî’nin sünnete iliskin yazilari, bu bakis açisinin elden geçirilmis seklidir. Aslinda bu metot, klasik hadis tenkit sistemi içinde vardir. Ona göre bu sistem dogru olarak anlasildiginda, bir hadisin sadece rivâyet zincirini gözden geçirmeyi degil, bozukluklari tespit için hadis metninin de gözden geçirilmesi gerektigi görülecektir. Gazâlî’nin konuyla ilgili görüslerini genel olarak hadis ve sünnet basliklari altinda toplamak mümkündür.

1. Hadis

Gazâlî her defasinda âyetlerin üzerinde yeniden düsünülmesini, arastirma yapilmasini ve hadislerin Kur’ân’la baglantisinin yeniden gözden geçirilmesini önermektedir. O, müslümanlarin asil meselelerini birakip teferruatla ugrastiklarini, “Süphe aptesti bozar mi bozmaz mi? Ahirette Allah’i görmek mümkün mü degil mi? Imamin kiraati cemaat için yeterli olur mu olmaz mi?” gibi faydasiz tartismalarla emperyalizmin tuzagina düstüklerini ifade etmektedir. Gazâlî’nin hadislerle ilgili görüslerini ait oldugu basliklar altinda özet olarak vermeye çalisacagiz.

a. Hadis Kitaplarinin Durumu

Buhârî (ö. 256/870) ve Müslim’in (ö. 261/875) sahîhlerini de yer yer elestiren Gazâlî, Sahîhayn disinda Sünen-i Erbea adi verilen Ebû Dâvûd (ö. 275/888), Tirmizî (ö. 279/892), Nesâî (ö. 303/915) ve Ibn Mâce’nin (ö. 273/886) sünenleri hakkinda farkli yaklasimlarda bulunmakta ve özellikle de Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) Müsned’indeki tartismali hadisleri ele almaktadir.

aa. Kütüb-i Sitte

Hz. Peygamberin çogu hadislerini içine alan alti hadis kaynagi, hicrî üçüncü yüzyil baslarinda kaleme alinmis eserlerdir. Kitaplari yazanlar bu alanda otorite olan kimselerdi. Hz. Peygamberin sözleri geçen iki yüz yillik dönemde dilden dile halk arasinda dolasiyordu. Bunlarin bazilari yazili metin haline getirildigi halde diger bazilari da, hadis hafizlari tarafindan muhafaza ediliyordu. Çogu zaman ise halk, sahîh hadis ile sahîh olmayani birbirine karistiriyordu. Görülen o ki, bu güzide hadis imamlari hicrî ikinci yüzyilin sonlarina dogru ellerine ulasan hadisleri aldilar. Yine görülüyor ki, Imam Buharî, hadis arastirmasinda ve seçiminde digerlerine göre çok daha titizlikle ve itina ile hareket ederek hadis toplamistir. Buharî’nin gözden kaçirdigi bazi sahîh ya da baska hadisleri Buhârî’den baskasi tespit etmis olabilir. Nitekim Buhârî de, ikinci yüzyilda Imam Malik (ö. 179/795) ve Ebû Hanife’nin (ö. 150/767) gözünden kaçan hadisleri elde etmis ve toplamis olabilir. Zira hicrî ikinci yüzyil içinde Buhârî’den önce Imam Mâlik ve Ebû Hanife yasamislardi.

Alti hadis kaynaklarini hazirlayan zatlar, kendilerini büyük bir mirasin önünde buldular. Imam Buharî hadisin zaptina iliskin esaslara en sadik kalandir. Buhârî, hadisin kabul edilir, alinabilir olmasi noktasinda ravilerin birbiriyle bulusmus olmalarini (likâ) sart görür ve ona göre hadisini alir. Bunun yaninda dogal olarak ravilerin birbirinin çagdasi olmasini da sart kosar. Iste Sahîh-i Buhârî böyle bir süzgeçten geçerek olusmustur. Imam Müslim ise hadis aliminda biraz daha müsamahakar davranmistir. O ravilerin çagdas olmalariyla yetinmis, birbiriyle bulusma sartini aramamistir. Kütüb-i Sitte’nin geriye kalan dört eseri Sünenler ise, sahîh hadisleri içerdigi gibi, “hasen”, “zayif” ve “mevzû” hadisleri de içermektedir. Buna ragmen bu dört kaynak, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inden daha dikkatli hazirlanmistir.

Buhârî ve Müslim’in Sahîhlerinde yer alan bir hadis tevatür derecesine ulasirsa bununla o sey kesin sabit olmus olur. Yani “katiyyüssübût” olmasi nedeniyle bunda herhangi bir ihtilaf söz konusu degildir. Fakat Sahîh-i Buhârî’de ve Sahîh-i Müslim’de yer aldigi halde, âhad yolla rivâyet edilen hadislere gelince; Bu konuda Ibnü’s-Salah (ö. 643/1245), “Buhâri ve Müslim’in ya da bunlardan birisinin tahriç ettigi hadisin sahîhligi kesindir” demektedir. Ne var ki, çogu âlimler bu görüse katilmamaktadir. Hatta Irâkî (ö. 806/1403), “Muhakkik âlimler Ibnü’s-Salâh’a muhalefet ettiler” demektedir. Ibnü’s-Salâh’in böyle bir görüsü ileri sürmesi, ümmetin bu iki kaynaga fevkalade olumlu gözle bakmalarindan, Buhârî ve Müslim’in eserlerinin sahîhligi konusunda olusan icmâdan kaynaklaniyor. Çünkü yaygin kanaate göre bu iki kaynakta yer alan her hadis, hem sened, hem de metin açisindan sahîhtir. Ancak âlimlerin çogunlugu, “ümmetin bu iki kitabin sihhati konusunda ittifak ettigi” görüsüne katilmamakta, ittifak sözünden, bu iki kaynaktaki hadislerle amel edilmesinin câiz görüleceginin anlasilmasi gerektigini belirtmektedirler.

Üzerinde tartisilacak çok hadis var. Benim kaidem sudur: Ben bir hadisin kesin ilmî ya da tarihî hakikat ile çelistigini gördügüm zaman reddederim. Buhârî ve Müslim’de yer alsa da... Buhârî ve Müslim masum mudur? Ben yeni bir mantik gelistirmiyorum. Bu mantigin temellerini atan, büyük âlimlerimizdir. Sahîh hadisi bize sartlariyla tarif edenler onlardir. Buna göre; râvi âdil zabt sahibi olacak, senedi muttasil olacak, metni de sazz ve illetten beri olacak. Sazz olmasi, sika bir râvinin kendisinden daha sika bir raviye muhalefet etmemesidir. Buhârî, bir âyeti “ve’z-zekeri ve’l-Ünsâ” diye rivayet ederse, ben ona hayir derim. Çünkü Kur’ân, âyetin “Vemâ halaka’z-Zekera ve’l-Ünsâ” oldugunu söylüyor. Buhârî, sözkonusu âyetin Abdullah b. Mes’ud kiraatine göre oldugunu rivayet etmistir. Âlimler bu rivayetin sazz oldugunu söylemis ve hiç iltifat etmemislerdir. Diger hususlarda da böyledir. Kesin bilgiye muhalif olan hadisler tabii olarak itibardan düsecektir.

Diger yandan Buhârî ve Müslim’in Sahihlerinde yer alan “Hiç kimse ameliyle Cennete giremez, dediler ki: Sen de mi, Yâ Resûlallah!? Buyurdu ki; evet ben de. Ancak Allah beni lütuf ve rahmetiyle kusatmistir...” seklindeki hadis, gaflet ehlinin uydurmasi olup Hz. Peygamber’e karsi yapilmis bir saygisizliktir. Kaldi ki bu hadis, Kur’ân-i Kerîm’in pek çok âyetine de ters düsmektedir. Nitekim Araf 43., Nahl 32., Zuhruf 72-73., ve Ahkâf Süresi 13-14. ayetlerinde ve diger bir çok âyette, Cennete insanlarin ancak amelleri sayesinde girebilecekleri belirtilmektedir.

ab. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i

Ahmed b. Hanbel, Islam’in zirvedeki degerli âlimlerinden ve müçtehitlerinden biridir. Müsned'i yaklasik otuz bin hadis içermektedir diyen, Muhammed Gazâlî, bunlar arasinda içinde asilsiz olanlarin varligindan kuskusu bulunmadigini söyle ifade etmektedir: “Gerçek su ki, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde kabul olunamayacak metinler yer almaktadir. Âlimlere düsen görev de bu konuda uyarida bulunmaktir.” Nitekim Müslim’in Sahîhinde ve Sünenlerde yer alan ve yine Ahmed b. Hanbel’in Müsned’ine aldigi Ebû Hureyre’den rivâyet olunan bir hadise göre, Hz. Peygamber söyle buyurmuslardir: “Annem için magfiret dilemek üzere Rabbimden izin istedim. Ancak bana izin vermedi. Sonra annemin kabrini ziyaret etmek istedigimde bunun için bana izin verdi.”

Bu hadis, Kur’âni-i Kerim âyetlerine aykiri düstügü için “sâz” bir hadistir. Çünkü yüce Allah, “Biz elçi göndermedikçe azap edecek degiliz” , “Bu böyledir, çünkü Rabbin, halki habersiz iken ülkeleri zulüm ile helak edici degildir” , “Ve senden önce onlara bir uyarici göndermemistik” , “Hayir, o senden önce kendilerine hiçbir uyarici gelmemis olan bir kavmi, dogru yola gelirler umuduyla uyarman için Rabbin tarafindan sana indirilen bir gerçektir” buyurmaktadir.

Görülüyor ki, Hz. Peygamber’in annesi hiçbir peygamberin gönderilmedigi fetret döneminde yasamistir. Kendisine bir uyarici peygamber gelmemis ve böyle bir seyi biliyor da degildir. Bu âyetler de açikça gösteriyor ki, annesinin azap görmesi sözkonusu degildir. Hz. Peygamber’in annesi için magfiret isteginde bulunmasinin reddedildigini ifade eden hadis “sâz”dir ve diger hükümlere aykiridir. Bununla amel olunmaz. Çünkü âhad haberler, Kur’ân üzerine takdim olunamaz.

Bu hadisin bir baska sekli Müsned’de zayif bir isnadla Ebû Rezin’den rivayetle gelmektedir. Ebû Rezîn diyor ki, Resûlullah’a, “Ey Allah’in Resûlü! Annem nerede? diye sordum. Hz. Peygamber, “Annen atestedir” buyurdu. Ben de “O halde ailenden daha önce ölmüs olanlar nerede” diye sordum. Hz. Peygamber, “Senin annenle benim annemin beraber olmasindan hoslanmaz misin? buyurdu.” Bu hadis, zayif olmasinin yanisira yukaridaki gibi “sâz” bir hadistir. Herhangi bir kimsenin, Kur’ân’in önemine gölge düsüren hadislerin dogru olup olmadigi üzerinde düsünmeksizin dogrulugunu kanitlamaya kalkismasi beyinsizliktir. Bu türden rivâyetler basit, önemsiz ve zayif rivâyetlerdir. Onlarin aksine ben bu tür rivâyetleri reddedilmis degisik rivâyetler sayarim.

Örnegin, “muâvizeteyn” (Nas ve Felak) surelerinin Kur’ân’da olmadigina dair rivâyeti Ibn Mes’ud’a (ö. 32/652) nispet etmek gülünç degil midir? Yani Ibn Mes’ud gibi bir zat kalkacak, “Nas ve Felak sureleri Kur’ân’dan degildir”, diyecek. Bu hiç olacak sey midir? Dogrusu “zayif” ve “mevzû” rivâyetlerde isi bu dereceye kadar vardirmak dehset vericidir. Ne yazik ki, Ibn Kesir (ö. 774/), Ahmed b. Hanbel'in bu rivâyetini tefsirine almistir. Oysa Ibn Kesir tefsiri, esere (rivâyet ya da hadise) dayali tefsirlere kaynaklik eden bir tefsirdir. Bu tefsirde, Zirr'den gelen rivâyete göre, Zirr diyor ki: Ubey b. Ka'b bana, "Ahzab suresini nasil (nereden) okuyorsun veya okudugun bu surenin âyet sayisi ne kadar?" diye sordu. Ben de, "73 âyet" dedim. O da "Asla, ben Ahzab suresini gördüm. Gördügüm kadariyla da, bu sure, Bakara suresine denk bir suredir...” dedi.

Bu, sakat bir sözdür. Yani yüce Allah, kirk sayfayi dolduran bir vahiy indirecek, sonra da bu vahiyden 34 sayfasini eksiltecek ya da kisacak, geriye sadece alti sayfalik bir vahiy birakacak öyle mi? Bu bir saçmaliktir. Keske rivâyet edilmeseydi. Kaldi ki Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde hem önemsiz rivâyetler, hem de atilmasi gereken uydurmalar vardir. Benim uyarim su noktada olacaktir; Kur’ân’a iliskin gelen bilgilerin bu türden hikayelere ve saçmaliklara tahammülü yoktur.

Ben zaman zaman söyle düsünmüsümdür: Müsned türü eserlerin sahipleri, her bulduklarini not etmek suretiyle eserlerini önce müsvedde halinde kayda geçirdiler. Fakat saçma rivâyetleri ayiklama imkani bulamadan öldüler. Haliyle bu türden rivâyetler de bu müsnedlerde yer almis oldu. Bunun örneklerinden birini yine Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde görüyoruz. Hz. Aise’den (ö. 58/678) yapilan bir rivâyete göre, o söyle demektedir: “Recm ve on kez emzirme ile ilgili âyetler inmisti. Hepsi de bir yaprakta benim evimde divanimin altinda bulunuyordu. Hz. Peygamber rahatsizlaninca onunla mesguldük. Bu sirada bize ait bir koyun içeri girdi ve o yazili yapragi yedi.”

Gumârî diyor ki, “Bu haber “sâz” ve “münker”dir. Hem de oldukça igrenç bir rivâyettir. Siddetle reddi gerekir. Çünkü tilavetin (okunan Kur’ân’in) “nesh”i muhaldir. Kaldi ki, bu rivâyetin kabul edilir bir tarafinin bulunmamasinin bir yönü de sudur: Eve bir koyun girecek, bu koyun evde içinde yazili bir yapragi yiyecek, fakat bunu kimse bilmeyecek. Dogrusu bunu hiçbir akil almaz. Bu da kesinlikle reddedilen batil bir seydir. Diger yandan “nesh”in caiz oldugu görüsünü kabul edenlere göre, bir koyunun eve girip evde bulunan ve “nesh” edilmis olan bir Kur’ân’i (Kur’ân’dan bir kismi) yedigini caiz saysaydik, bu durumda bu koyunun ayni zamanda “nesh” edilmemis bir Kur’ân âyetini yemis olmasi da caiz görülür, kabul edilebilirdi. Durum böyle olunca da Kur’ân-i Kerîm’e olan güven ortadan kalkardi. Zira baska bir yaratik da Kur’ân’dan bir seyler yemis olabilirdi. Oysa Yüce Allah söyle buyuruyor: “Kur’ân’i kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacagiz.”

Diger taraftan Aziz ve Celil olan Allah, kitabinda kesin olarak tüm âlemin alti günde yaratildigini bildirmektedir. Böyle kesin bilgi olmasina ragmen nasil olur da bir kimse dalginca davranir ve “yaratilan varliklar yedi günde yaratilmislardir” diye hadis rivâyet edebilir. Sonra da kalkip herkesin bildigi Kur’ân gerçeginden oldukça uzak bir sekilde yaratilis olayi etrafli ve detayli bir sekilde anlatilacak, olacak sey degil!

Imam Müslim’in, Ebû Hureyre’den rivayetle aktardigi bir hadis, açikça Kur’ân’la çelismektedir. Sözkonusu hadise göre Resûlullah (a.s.) söyle buyurmustur: “Allah topragi (yeri) Cumartesi günü yaratti. Ondaki daglari Pazar günü yaratti. Agaçlari Pazartesi günü yaratti. Hos karsilanmayan (mekruh) seyleri Sali günü yaratti. Nuru (ve aydinligi) Çarsamba günü yaratti. Canlilari da Persembe günü dagitip yaydi. Hz. Adem’i de Cuma günü ikindiden sonra, ikindiyle gece vakti arasindaki bir zamanda yaratti.”

Hükümlerin asil kaynagi Kur’ân ve sünnettir. Kitapta ihtilaf yoktur fakat sünnetin tevatür yoluyla gelen ve söhret derecesine ulasmis olani geçerlidir. Sünnet, Kur’ân’i neshedemez. Sünnetsiz fikih, fikihsiz sünnet olamaz. Bir hadisle amel etmeyi terk etmek, hadisi inkar etmek anlamina gelmez; amel etmedigimiz bir hadisi de pekâlâ kabul edebiliriz. Kur’ân a yönelmeli ve ona öncelik vermeliyiz. Kur’ân-i Kerîm’i az, hadisleri çok okumayi dengesiz beslenmeye benzetebiliriz. Akil ve nakil ile sabit olan dinin gerçeklerine, senedi zayif olan ya da metni illetli olan hadisler istikamet veremez. Islâm’i insanliga katiksiz olarak semavî bir mesaj halinde sunmaliyiz.

The Qur’an and Sunna are the main references of religious regulations. There is no dispute on the Qur’an. However, Sunna is acceptable on condation that it must be based upon the widespread relating (tewatur) and has the degree of famous hadith (meshur). The rules of the Qur’an aren’t been invalid by the Sunna. Also Fiqh cannot considered without Sunna and Sunna without Fiqh. It doesn’t mean to deny a hadith, when we abandon the living according to it as it is possible to accept a hadith without using it in our daily life. We must, first of all, observe the Qur’an in our life and accept it as a primiry source. If we read the Qur’an rarely and the hadith exteremely, it looks like malnutrition. The hadiths which have uncertain isnads and of which texts have some problems don’t guide toward the thruths of religion based on wisdom and revelation. We must present Islam to mankind as purely divine and celestial message.
Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki : http://www.mustafakaratas.com/makale_oku.do?id=22