Hit (4337) M-2109

Ebu Cafer et Tahavi Ve eş Şurutus Sagir veş Şurutul Kebir Kitabı

Yazar Adı : İlim Dalı : Teracim
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : /2015-04-23 Güncelleyen : /0000-00-00

Ebu Cafer et Tahavi (V. 239-321/853-933) Ve eş Şurutus Sagir veş Şurutul Kebir Kitabı

EBÛ CA’FER ET-TAHÂVİ’NİN HAYATI

Tahâvi Döneminde Siyasi ve İlmî Durum

Tahâvi Abbasî devletinin zayıfladığı, devlet idaresinde türklerin nüfûz ve etkilerinin arttığı Hicrî üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda yaşamıştır. Abbasi devletinin ikinci yarısı olan bu devre, siyasi açıdan başkent Bağdat’ın karışıklık ve düzensizlik içerisinde olduğu bir dönemdir. Merkezi otorite yok olduğundan ülkenin batı ve doğusunda bağımsızlıklarını ilan eden küçük devletler oluşmuştur. İlmî açıdan bakıldığında, Abbasi devletinin içine düştüğü bu zaafa karşın, o dönemde İslâm aleminin büyük bir ilmi atılım içerisinde olduğu görülmektedir.[1]

Bu dönemde çeşitli ilim alanlarında İbrahim el-Mervezî (v.211), Bekkâr b. Kuteybe (v.270), Ebu Mansur el-Maturudî (v.333), Muhammed b. Sahnûn (v.256), İsmail b. Yahya el-Müzenî (v.264), Buhâri (v.256), Müslim b. el-Haccac (v.261), İbn Faris (v.395), İbn Cinnî (v.392), Taberî (v.310) gibi alimler yetişmiştir.[2] ilmî bakımdan Mısır özellikle de Kahire önemli merkezlerden biriydi. İlk dönemlerde Ömer b. Abdülaziz tarafından gönderilen İbn Ömer’in azatlı kölesi Ebu Abdullah en-Nâfi’ ed-Deylemî (v.117) bölge halkını bilgilendirmişti. Daha sonra İmam Şafii (v.204)’nin, “Leys Malik’den daha fakihdi ancak tabiileri onu ihmal etti”[3] sözleriyle methettiği Leys b. Sa’d (v.175) Mısır’da ikamet ederek orada ilmî faaliyetlerde bulundu. Bir süre sonra Mısır İmam Malik ve tabilerinin etkisi altına girdi. Nihayet İmam Şafii (v.204) Hicri 195 senesinde Mısır’a gelip yerleşti ve yeni mezhebini tanıtıp yayan el-Üm, el-Emâli’l-Kübrâ ve’s-Sugrâ, Muhtasaru’l-Buveytî, er-Risale gibi eserlerini yazdı. Hilafet merkezi Bağdad’ın bir siyaseti olarak kazâ Hanefî mezhebine mensup fakihlerin elindeydi. Bu alanda çok büyük bir tecrübe sahibi olan Hanefî fakihleri de kazâ yoluyla Mısır’da etki sahibi olmuşlardı. İşte, İmam Tahâvi Malikî, Şafiî ve Hanefî mezheplerinin etkilerini koruduğu böyle bir dönemde Mısır’da doğarak büyümüş ve o bölgenin alimlerinden ilim tahsil etmiştir.[4]

Tahâvi’nin Kişisel hayatı

İsmi, Ebu Ca’fer Ahmed b. Muhammed b. Selâme b. Seleme b. Abdülmelik b. Seleme b. Süleym b. Süleyman b. Cenâb el-Ezdî el-Hacrî el-Mısrî et-Tahâvî.[5] Ebu Ca’fer’e yapılan bu nisbetlerin bir kısmının dayanağı kabile bir kısmının da mekandır.[6] “et-Tahâvî” nisbeti doğduğu Tahâ köyüne dayanmaktadır. Tahâ, Mısır’da Said bölgesinin kuzeyinde Nil vadisinin batı yakasında Asyût’a yakın bir köydür.[7] Tarihçiler Tahâvi’nin Tahâ (veya Tahtût) köyünde doğduğu noktasında ittifak etmekle birlikte onun hangi tarihte doğduğu konusunda farklı tarihler nakletmişlerdir. Bunlar arasında doğruya en yakın olanı, Tahâvi’nin kendi ifadesine ve tarihçilerin çoğunluğunun da nakline göre Hicrî (239/853) tarihidir.[8]

Tahâvi ilim, takva ve salâh vasıflarıyla tanınan bir aile içerisinde doğup büyüdü. Babası Muhammed b. Seleme (v.264) ilim, edeb ve fazilet sahibi bir kimseydi. Tahâvi’nin ifadesiyle babası, edebiyat ve şiirde mahirdi. Bu yüzden kendisi, eserlerinde kullandığı bazı şiir ve beyitleri ona tashih ettirerek tamamlıyordu.[9] Annesi ise, İmam Şafii’nin en yakın arkadaşı ve öğrencisi olan Müzenî’nin kızkardeşi olup ilim, fıkıh ve doğrulukla tanınıyordu. Suyutî (v.911) onu, Mısır’daki Şafiî fakihler arasında zikrederek, onun Şafii’nin ilim meclislerine katıldığını nakletmektedir.[10] Tahâvi’nin böyle ilim, takva ve fazilet sahibi bir ailede doğup büyümesi, onun bir alim olarak yetişmesine büyük etki etmiştir.

Tahâvi’nin İlmî Hayatı

Tahâvi öncelikle ilim, fıkıh ve fazilet sahibi olan annesine öğrencilik yaparak ilk bilgilerini ondan almış sonra Ebu Zekeriya Yahya b. Muhammed b. Amrûs’un ilim halkasına katılmıştır. Ondan kıraat ve kitabet dersleri alarak Kur’an’ı hıfzetmiştir. Tahâvi çeşitli ilimlerin esaslarını ve yazıyı öğrendikten sonra bilgisini daha da arttırmak için birçok ilim halkasına devam etmiş, bunun yanısıra da babasının halkasına katılarak edebiyat ve şiir dersleri almıştır. İlimde belirli bir seviyeye geldikten sonra dayısı Müzenî’nin evindeki ilim meclislerine devam etmeye başladı. Ondan gündüzleri hadis ilmini okuyup Şafii’nin sünenini dinledi ve rivayet etti, geceleri de fıkıh için kurulan ilim halkalarına katılarak Şafii’nin fıkhını aldı.[11] Bu durum kendisi Hanefî mezhebine geçinceye kadar devam etmiştir. Bu arada, Mısır’a kadı olarak atanan Ebu Ca’fer Ahmed b. Imrân (v.280) ile Ebu Bekra Bekkâr b. Kuteybe’den fıkıh dersleri almaya başladı. Ebu Ca’fer ve Ebu Bekra Hanefî mezhebine mensup olduğundan onlardan Kûfe’lilerin fıkhını ve ilmini öğrendi.[12] Tahâvi fıkıh ilminde ilerledikçe birçok meselenin çözümünde dayısı Müzenî’nin kendisini tatmin etmediğini gördüğünden başka arayışlar içine girdi. Ayrıca Müzenî’nin de birçok ihtilaflı meselenin çözümü için Hanefî fıkıh kitaplarına müracaat ettiğini, zaman zaman da kendi İmamının mezhebinden farklı görüşlere vardığını mülahaza etti. Bunun üzerine o da, Hanefî fıkıh kitaplarını okumaya başladı ve zamanla Hanefî mezhebinin etkisi altına girdi. Hanefî fakihi Mısır kadısı Bekkâr b. Kuteybe’nin, Müzenî’nin Şafiî fıkhına dair yazdığı Muhtasar isimli kitabına yazdığı reddiyeyi de okuduktan sonra Şafiî mezhebini bırakıp Hanefî mezhebine geçmeye karar verdi ve eski metodunu terkederek yeni çalışmalarını Hanefî metoduna göre yapmaya başladı.[13] Tahâvi mezhep değiştirdiğinde ilmi hayatının henüz erken yıllarındaydı ve (h.264) yılında vefat eden dayısı Müzenî hayattaydı. Tahâvi’nin (h.239) yılında vefat ettiğini düşünürsek o yıllarda 25 yaşlarında olduğunu anlayabiliriz. Onun mezhep değiştirme sebepleri hakkında bir çok rivayet nakledilmiştir.[14] Ancak bunlar arasında doğruya en yakın olanı, yukarıda naklettiğimiz kendi ifadesine dayanan, İbn Hallikân ve diğer müelliflerin de naklettiği rivayet gözükmektedir.[15]

Tahavi Mısır bölgesindeki alimlerden çeşitli ilimler okuduktan sonra, (h.268) yılında Şam bölgesine giderek orada Hanefi fakihlerinden Ebu Hâzim Abdülhamid b. Abdülaziz (v.292)’den fıkıh ve hadis okudu. Ayrıca bu yolculuğu esnasında Beytü’l-Makdis (Kudüs), Gazze ve Askalân’a da giderek bölgenin diğer alimlerinden istifade etti ve bir yıl sonra (h.269) da tekrar Mısır’a döndü.[16]

Tahâvi, özellikle fıkıh, noterlik ve sicillât alanlarında sahip olduğu geniş ilminin yanısıra fazilet ve güzel ahlakıyla da meşhurdu. Bu yüzden çağdaşı olan kadılar ona özel bir ihtimam göstererek, noterlik ve tevsîk konularıyla, zor meselelerin çözümünde onun geniş bilgisine müracaat ediyorlardı. Nitekim Mısır kadısı ve aynı zamanda hocası olan Bekkâr b. Kuteybe ile ondan sonra kadı olan Muhammed b. Abde (v.313) Tahâvi’yi kendilerine kâtip yapmışlardır. Hatta bir müddet de, Kadı Muhammed b. Abde’nin naibi olarak kadılık vazifesini icra etmiştir.[17]

Tahâvi yaşadığı dönemde çeşitli ilim dallarında söz sahibi olan alimlerden istifade etmiştir. İster Mısırlı, isterse diğer bölgelerden gelen alimler olsun hepsinden dersler okumuş, ilmi münazaralarda bulunarak bilgisini arttırmaya çalışmıştır.[18] Bundan dolayıdır ki onun çeşitli ilim dallarında birçok hocası olmuştur. Bazı müellifler hocalarını kitap halinde bir ciltte toplamışlardır. Kevserî (v.1371)[19] ve Kandehlevî’nin (v.1384)[20] alfabetik sıraya göre naklettikleri hocalarından bazıları şu kimselerdir: İsmail b. Yahya el-Müzenî, İbrahim b. Ebu Davud (v.270), Ahmed b. Şuayb en-Nesâi (v.303), Kadı Ebu Ca’fer Ahmed b. Ebu Imran, Ebu Ya’kub İshak b. İbrahim (v.304), Bahr b. Nasr el-Havlâni (v.267), Bekkâr b. Kuteybe, er-Rabi’ b. Süleyman (v.270), Ravh b. El-Ferec el-Kattan (v.282), Kadı Ebu Hâzim Abdülhamid b. Abdülaziz.

Tahâvi’nin birçok ilim alanında sahip olduğu bilgi ve kültürü ilim talebeleri arasında yayılıp şöhret bulmuştu. Bu yüzden İslam aleminin bütün bölgelerinden onun ilminden istifade etmek için ilim talebeleri gelip ders alıyorlardı. Gelenler arasında sadece öğrenciler değil, çeşitli ilimlerde söz sahibi olmuş alimlerde bulunduğundan Tahâvi’de onlardan istifade ediyordu. Öğrencilerinin sayısının çokluğundan bazıları onların isimlerini kitap halinde bir araya getirmiştir.[21] Öğrencilerinden bazıları şu kimselerdir: Ahmed b. İbrahim (v.329), Ahmed b. Muhammed ed-Dâmigâni[22], Süleyman b. Ahmed et-Tabarânî (v.360), Kadı Ubeydullah b. Ali ed-Davûdî (v.275)[23], Ebu’l-Hasan Ali b. Ahmed (v.351)[24], Ali b. El-Huseyn b. Harb (v.319), Muhammed b. Abdullah er-Rabi’ (v.379), Târîhi Mevlidi’l-Ulemâ ve Vefeyâtühüm kitabının sahibi olup hocası Tahâvi’nin Tarih isimli kitabından çok nakilde bulunmuştur.

Tahâvi’nin Şöhret Bulduğu İlim Alanları

İlk dönemde yaşayan birçok alimde görüldüğü gibi Tahâvi’de fıkıh, hadis, kelam, tefsir ve ulûmü’l-Kur’an gibi çeşitli ilim ve bilgi sahalarında şöhret bulmuş bir alimdir. Kelam ilmi, Tahâvi’nin ön plana çıktığı ilim alanlarından biridir. Selef akidesini en güzel bir şekilde açıklayıp tanıtmak ve yaymak için gayret sarfetmiş ve bu alanda meşhur Akide kitabını telif etmiştir.[25] Tahâvi tefsir sahasında da meşhur olmuş ve özellikle onun ahkam ayetleriyle ilgili tefsir ve yorumları çeşitli tefsir kaynaklarında nakledilmiştir.

Tahâvi’nin yaşadığı devir hadis tedvininin altın dönemini yaşadığı bir zamandı ve o, bu asrın en meşhur hadis alimlerindendi. Tahâvi Ebu Davud, Nesâi, Müslim, Tabarânî ve İbn Mâce ile aynı asırda yaşamış, onlarla hadis rivayeti konusunda alış verişte bulunmuştur. Ebu Davud ve Nesâi’den rivayetler yapmış, Nesâi ve Tabarânî de ondan hadis almıştır.[26] Diğer bir çok muhaddis gibi o da hadis ilminin en zor alanlarında çok kıymetli eserler vermiştir.

Fıkıh ilmi Tahâvi’nin yaşadığı asırda en parlak dönemindeydi. Tahâvi’nin fıkıh ilmindeki otoritesi herkesce kabul edilmiştir. Hayatı ile ilgili bilgi aktaran bütün tarihçiler onu imam, fakih, bütün mezhepleri bilen müctehid bir alim olarak nitelendirmektedirler.[27] Tahâvi önceleri Şafii mezhebine mensupken daha sonra Hanefî mezhebine geçmiştir. “İctihad fi’l-mezhep” derecesinde olduğu sölenmektedir. Bazı meselelerde mezhep imamlarından farklı ictihatları da bulunmaktadır.[28] O aynı zamanda fıkhın önemli bir kolu olan şurût ilminde de zirveye çıkmış bir alimdi. Onunla şurût ilmi en parlak dönemini yaşamıştır. Tahâvi, şurût ilminde söz sahibi Bişr b. Velid el-Kindî el-Hanefî (v.238), İbrahim b. Halid el-Kelbî (v.238), Ebu Hâzim Abdülhamid b. Abdülaziz (v.292), Hilal b. Yahya (v.245)[29] gibi bir çok alimin de yakın muasırıydı. Hilal b. Yahya şurût ilminde ilk eser veren fakihler arasındadır. Tahâvi şurût ilmine dair yazdığı eserlerinde ondan çok nakiller yapmıştır.

Eserleri

1- Ki

İsmi, Ebu Ca’fer Ahmed b. Muhammed b. Selâme b. Seleme b. Abdülmelik b. Seleme b. Süleym b. Süleyman b. Cenâb el-Ezdî el-Hacrî el-Mısrî et-Tahâvî.[5] Ebu Ca’fer’e yapılan bu nisbetlerin bir kısmının dayanağı kabile bir kısmının da mekandır.[6] “et-Tahâvî” nisbeti doğduğu Tahâ köyüne dayanmaktadır. Tahâ, Mısır’da Said bölgesinin kuzeyinde Nil vadisinin batı yakasında Asyût’a yakın bir köydür.[7] Tarihçiler Tahâvi’nin Tahâ (veya Tahtût) köyünde doğduğu noktasında ittifak etmekle birlikte onun hangi tarihte doğduğu konusunda farklı tarihler nakletmişlerdir. Bunlar arasında doğruya en yakın olanı, Tahâvi’nin kendi ifadesine ve tarihçilerin çoğunluğunun da nakline göre Hicrî (239/853) tarihidir.[8]
Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi : 1 Mayıs Dergisi
Sanal Dergi :
Makale Linki :