Hit (3870) M-1870

Her Ressam Bir Sosyologdur

Yazar Adı : İlim Dalı : Sosyoloji
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2010-01-27 Güncelleyen : /0000-00-00

Her Ressam Bir Sosyologdur

Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu’nda, saat:19:00, 23 Mart 2006’da Muhteşem bir konser ziyafeti müzikseverlere sunuldu. Müziğin bu kadar keyif vermesindeki en önemli neden belki de, bizden birilerinin nitelikli bestelerinin çalınmasıydı.

Cem Küçümen’in besteleri, Şekip Ensari yönetiminde Kopuz Oda Orkestrası tarafından başarıyla seslendirildi. Her biri amatör ruhla, profesyonelce çalışan orkestra elemanları her geçen gün başarılarını artırmaya devam ederek biz müzikologların gelecekten ümitlenmesini sağlıyorlar. Gonca Çeliker’den, Sibel akıncıya nitelikli akademisyenler ile güçlenen orkestra, İstanbul müzik yaşamında diğer orkestralara örnek oluyor. Her bir elemanın özenle hazırlandığı sahne duruşlarından belli oluyor. Müziğin sadece seslerden ibaret olmadığı, aynı zamanda görsel bir şölene dönüştüğü, sahnedeki icracıların çabalarıyla kendini gösteriyor. Müziği dinlemek aynı zamanda seyretmekle oluyor. Böylece sesin görselliği kanalıyla, resim dünyasına adım atmamız kolaylaşıyor. Müziği icra etmek olarak düşünmemeli, aynı zamanda onun görsel ve yazınsal boyutunun olduğunu bilmeliyiz. Müzik üzerine sosyal söylem üretilebilen önemli bir sanat alanındır. Müzisyen üretiminde ele aldığı konuların nesnesini toplumdan seçerken, formatını entelektüelliği ile belirler. Bu nedenle her müzisyen diğer alanlara karşı ilgilidir.

Resim sanatı da müzik gibi içinde barındırdığı sanatsal ögeler nedeniyle müzik dinleyicisine yakınlaşıyor. Her müzisyenin mücadele ettiği zaman-mekan paradigması ressamın da sorunsalı haline geliyor. Her ressam toplumsal konumları nedeniyle ilgi alanlarının ötesinde farklı biçemlerini yansıtma yolunda ilerliyor. Ressam, aynı zamanda müzisyen olabilir, sosyolog olabilir. Çünkü sanat dediğimizde tek boyutlu bir kavranmdan öte, çok yönlülüğü anlıyoruz. Ressam müzisyen, müzisyen sosyolog vb. tanımlamalar çok yönlülüğün sonunda anlam kazanıyor. Ressamın ele aldığı konularda resim tarihinin tarihi birikimi yetersiz kaldığında, ressam sosyolojiye, müziğe, arkeolojiye vb. alanlara başvuruyor. Sonunda sanatçı, sanat tarihinin bileşke disiplinleri üzerine kültürel yapısını kuruyor. Her sanatçı mimariden, müzikten, resimden, sosyal bilimlerden “haberdar olmak” zorunda kalıyor. Ortaya yepyeni sanat alanları, sanat kavramları çıkıyor. Sanat artık yüfz yıl öncesinde olduğu gibi naif kavramlarla yetinmeden, sanatçının entelektüel bilinci oranında şekilleniyor. Sanat mekanlarında tartışılan konuların analitik boyutuna, felsefi, sosyolojik söylemler ekleniyor.

Ressam içinde bulunduğu toplumun yapısını nesne olarak kullanıp, eserlerini üretiyor. Bazen Nihal Güres gibi tarihin içinden gelen dokuyu kullanarak, oryantalistlere kafa tutuyor, bazen Ferda Yüksel gibi sanatçı yaratıcılığının yıkıcı yönünü irdeleyerek, denge-zıtlık paradigmasını sunuyor. Başak Tiryaki Nakip ise kendine özgü uslubu ile yeni bir ressamlar kuşağını haber veriyor. Ressamların çok yönlü ve bir söylem üreten çalışmaları diğer disiplinlerle ilgili olduklarını bize gösteriyor. Sürrealizmin alt yapısını oluşturan düşünce ile soyut resmin kültürel dayanağının aynı olmaması, farklı düşünce yapılarının ve tercihlerinin ürünleridir. Ressamların, müzisyenlerin vd. sanatçıların şekillendirdiği toplumsal görüşlerin yansımalarını sanat nesnelerinde görüyoruz. Ressam ve müzisyen seslerin biraradalığında buluşuyor. Her ses bir görsel öge barındırırken, her bir görsellik sese dönüşebiliyor. Nihal Güres’in resimlerinin bizi tarihe çağırması gibi. Böylece ressam, müzisyen birlikteliği kaçınılmaz oluyor. Ressam nesneyi bize yansıtırken, sesleri “somutlaştırıyor”. Müziğin sosyolojisi nasıl mümkün ise, resmin sosyolojisi de mümkün. Müzik sosyolojisi kendini yeni ortaya koyma yolunda. Edip Günay kanalı ile bu alan Müzik Sosyolojisi kitabına kavuştu. Ressamların sosyolog gibi eserlerini okumamıza rağmen, bir resim sosyolojisinden söz edemiyoruz. Bence ressamlar bir sosyolog, psiklog ve/veya tarihçi. Bunu anlamak için bir iki eserin ismi bile yeterli. Picasso, Guernica (1937). Arthur Boyd, Avustralyalı Günah Keçisi (1987). Wassily kandinsky, Kazaklar (1910). Nuri İyem’in resim örnekleri yerine ismini vermek bile yeterli olur sanırım. Resim sanatının bunca toplumsal konu ve sorunlara değinmesi tesadüfi değildir. Sanatçının farkında olarak yaşadığı sorunların birikimi sonucu yapıtsallaştırdığı ürünlerdir bunlar. Soyut, somut, vb. birçok uslupta üretilen serlerin aslında her biri sorunların kaynağına gönderme yapmakta ve o noktada diğer sanat alanlarıyla bütünleşmektedir. Resim görme duyusuna hitap etmenin ötesine geçerek, kendini duyuran bir konuma metaforik olarak ulaşıyor. Görmek ve işitmek aynı noktada kesişerek, ressam-müzisyen anolojisinin anlaşılmaz birlikteliğini yaratıyor. Ne zaman ressam, ne zaman müzisyeniz* Bu sorunun cevabını verebilmek belki yüz yıl önce daha kolaydı. Şimdi ise böyle bir soru sormak sanatın kendi ilkelerine aykırı. Çünkü sanatçılar bileşke sanatların üzerine temellenen anlayışlar ile çalışıyor. Müziksiz resim, resimsiz mekan, mekansız toplum olmaması, sanatın bir sorunsalı. Sanatçı sosyolojik alandaki, düzen, kaos vb. paradikmatik kavramlar içinde kendi savaşını belki de sosyal bilimcilerden daha net ve ilkeli veriyor…

free abortion pill questions about abortion pro life abortion
Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki : http://www.muzikdersi.com/md/index.php?option=com_content&view=article&id=103:vural-yldrm&catid=76:yazar&Itemid=205