Hit (1044) Y-4662

Mehmed Şevki Efendi

Künyesi : Lakabı :
Tabakası : E-Posta :
D.Yeri : Kastamonu D.Tarihi : 1829
Görevi : Hattat Uzm.Alanı : Hat Sanatı
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Osmanlıca Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : /2014-09-29 Güncelleyen : /0000-00-00
Mehmed Şevki Efendi

(1829-1887) Osmanlı hattatı.
Kastamonu
'nun Seyyidîler (Şeydiler) köyünde doğdu. Tüccardan Ahmed Ağa'nin oğludur. Küçük yaşlarda İstanbul'a gönderildi; burada dayısı Mehmed Hulusi Efendi ve onun damadı Harputlu Hoca İshak Efendi'nin yanında yetişti. Aksaray-Yusufpaşa'daki sıbyan mektebinde ilk tahsilinin yanı sıra dayısından sülüs-nesih ve rika' yazılarını meş-kederek 1841 'de on iki yaşında iken hat icazeti aldı. Hulusi Efendi, Koca Râgıb Paşa Kütüphanesi birinci hâfız-ı kütübü, Nusretiye Camii kürsü şeyhi ve birçok hattat yetiştiren feyizli bir hocaydı. Kendisi Mahmud Râci ve Ali Vasfı efendilerin talebesi olmakla beraber hat sanatındaki yeri orta derecededir. Bu sebeple kabiliyetli bulduğu yeğenine icazet verdikten sonra hattını ilerletmesi için onu Kazasker Mustafa İzzet Efendi'ye götürmek istedi. Ancak Şevki Efendi bunu kabul etmedi ve Hulusi Efendi'nin yanında kaldı. Bu davranışı yazı sanatına ileride "Şevki mektebi" denilecek o emsalsiz üslûbu kazandırdı. Çünkü Şevki Efendi, Mustafa İzzet Efendi'ye devam etseydi sadece, Kazasker mektebine mensup Mehmed Şefik Bey, Abdullah Zühdü ve Hasan Rızâ efendiler gibi üstatlar zincirine bir yenisi eklenecekti.
Şevki Efendi, Harbiye Nezâreti'nde ter-cihan hattatların tayin edildiği Mektûbî-i Seraskeri Odasi'nda Mart 1848'de memuriyete başladı. Askerî kâtiplerin yetiştirilmesi için Beyazıt'ta 1875'te açılan Menşe-i Küttâb-ı Askerî'ye de rik'a muallimi oldu; vefatına kadar her iki vazifesini de sürdürdü. II. Abdülhamid'in cülusundan sonra Yıldız Sarayı'na bağlı olarak açılan Mekteb-i Şehzâdegân'da 25 Ekim 1877 tarihinde Başmâbeyinci Osman Bey'in delaletiyle hat muallimliğine getirildi. Bu mektebe bir müddet sonra padişaha yakınlığı olan has bendegânın çocukları da "zadegan" ismi altında kabul edilmeye başlandı. Şevki Efendi burada birçok şehzade ve beyzadenin hocası oldu. Bu vazife İçin cumartesi, pazartesi ve perşembe olmak üzere haftada üç gün oturduğu Haseki'den Yıldız'a giderdi. Ders saatleri dışında da Yıldız Kütüp-hanesi'ndeki mushaf. dua mecmuası ve murakka' gibi eserleri incelerdi. Kendisine teveccühü olan II. Abdülhamid ara sıra şehzadelerin hat meşklerine bakmaktan hoşlanır, bir yazı siparişi olursa Çit Kasrı'nda Şevki Efendi'yi doğrudan kabul ederek ona ihsanlarda bulunurdu. Şevki Efendi'ye 1883'te rütbe-i saniye, sınıf-ı mütemayizi ve üçüncü rütbeden Mecîdî nişanı tevcih edildi.
1870'li yıllarda hacca giden Şevki Efendi iffetli ve müstakim yaratılışıyla tanınır. Kendisine ve evine sadece resmî maaşını harcar, eserleri için ne verilirse kabul ederek bunun tamamını Kastamonu ve İstanbul'daki muhtaçlara dağıtırdı. Vefatında 27 lira parası çıkmış, fakat sonradan ele geçen hususi defterinde otuz fakiri aylığa bağladığı görülmüştür. Henüz hayatta İken birini kaybettiği üç kızı ve bir oğlu olmuştur. Şevki Efendi son zamanlarında felç geçirdi. 13 Şaban 1304'te (7 Mayıs 1887) vefat etti ve Merkezefendi Kabristanı"nda dayısı Hulusi Efendi'nin yanına defnedildi. Kitabesi oğlu ve talebesi Mehmed Said Bey tarafından Mehmed Şevki'ye lâyık olmayan bir seviyede yazılmıştır.
Şevki Efendi, Haseki semtinde geniş bir bahçeye baktığı için kendisinin "yeşil oda" dediği yazı odasında sabah namazından sonra vazifeye gideceği saate kadar yazıyla meşgul olurdu. Tatil olan cuma günlerinde ise sabahtan cuma namazına kadar talebesiyle meşguliyetini sürdürür, onlara hat dersi verirdi. Cumadan sonra ziyaretine kalabalık halde askerî ve sivil erkân gelirdi.
Şevki Efendi, başta Hafız Osman olmak üzere onun talebesi Yedikuleli Abdullah ve celî sülüsün önderi Mustafa Râkım'ın yazılarını inceleyerek sülüs, nesih ve rikâ'da "Şevki mektebi" ismiyle anılan bir üslûbun sahibi olmuştur. Kendisi, "Yazıyı bana rüya âleminde tâlim ettiler" dermiş.
Sanat hayatı boyunca her gün ilerleme gösteren Şevki Efendi, bilhassa 1873 yılından itibaren daha narin bir üslûpla nihaî mertebesine eriştirdiği bu yazı nevi-lerinde günümüze kadar son merhale sayılmaktadır. Kendi üslûbunu bulduktan sonra bile ziyaretine gittiği hocası Hulusi Efendi sırada bekleyen fazla talebe olduğunda bunların meşklerine bakmayı Şevki'ye havale edince gereken harf çıkartmalarını hocasının üslubuyla yazacak kadar ona hürmet gösterirdi.
Hüsn-i hattı kim için olursa olsun aynı dikkat ve itina ile yazan Şevki Efendi talebe için hazırladığı meşklerinde de aynı titizliği gösterirdi. Bu sebeple orta yaşlarından itibaren on talebeden fazlasını kabul etmemeye başlamıştır. Ancak Hacı Arif Efendi gibi bu ilkesini bozduğu müstesna öğrencileri de vardır. Meşkin mü-rekkebat safhasında Hz. Ali'nin rivayeti olan hilye metnini yazmaya hususiyle ehemmiyet verirdi. Pek çok talebesi arasında en fazla tanınanlar Filibeli (Bakkal) Hacı Arif, Hafız Fehmi, Pazarcıktı Mehmed Hulusi ve Ziyâeddin efendilerle Ferid Bey'dir.
Şevki Efendi sanat hayatı boyunca yirmi beş mushaf sayısız cüz ve evrâd kıta ve murakka' ile hilyeler Kubbealtı Kültürve Sanat Vakfı, 2 adet yazmıştır. Celî sülüsle on kadar levhası olup bunların çoğu müzehhip Hüsnü Efendi tarafından zerendûd
usulüyle işlenmiştir Aksaray Valide Sultan Camii, Camilerde varak altınla hazırlanmış cihâryâr takımları da görülmektedir. Bazı kabirlere ve Karagümrük'te Pertevniyal Valide Sultan Çeşmesi'ne (1862) yazdığı celî sülüs kitabeleri vardır. Fakat celî yazıda Sami Efendi mertebesine erişememiştir.
Sülüs-nesih karalamalarını harfleri ekseriya birbirine çiğnetmeden ferah görünüşlü bir temrin şeklinde yazan Şevki Efendi, talebesi arasında kullandığı kalem yüzünden iyi çalışamadığını söyleyen bulunursa harf çıkartmalarını bilhassa kusurlu denilen o kalemle yaparak meselenin kalemden ziyade yazan elde olduğunu anlatırdı. Şahsen tanıyanların belirttiğine göre Şevki Efendi'nin yazılan kaleminden son derecede itinalı ve tekel-lüflü olarak çıkarmış; fakat bu pürüzsüz ve şiveli eserleriyle haklı bir şöhrete sahip olmuştur. Bu sebeple onu anlatmak için, "Yazısı da ahlâkı kadar pürüzsüzdü" denilmiştir. Yakın arkadaşı Sami Efendi, "Şevki'nin elinden istese de fena harf çıkmazdı" cümlesiyle bir gerçeği ifade etmiştir.