Hit (1104) Y-41

Abdullah Cevdet

Künyesi : Lakabı :
Tabakası : 20.Yüzyıl E-Posta :
D.Yeri : Arapkir D.Tarihi : 9 Eylül 1869
Ö.Yeri : İstanbul Ö.Tarihi : 28.Kas.32
Görevi : Çevirmen,Şair,Yazar Uzm.Alanı : Şiir,Şiir,Tıb
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Fransızca, Osmanlıca, Türkçe Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : Serkan Boztilki/2008-01-24 Güncelleyen : /0000-00-00

Abdullah Cevdet
Bir Kürd, Cevdet, Hacı Şakir, Ibn-i Ömer Cevdet, Karlıdağ imzalarını da kullandı.
Hozat ve Arapkir iptidailerinde (ilkokullarında) okuduktan sonra Elaziz (Elazığ)Askeri Rüştiyesini (ortaokulunu) 1885'te bitirdi.
İstanbul Askeri Tıbbiyesinin idadi (lise) kısmına kaydoldu, buradan da 1887 yılında mezun oldu.
Arkasından, o yıllarda tıp öğreniminin güçlü elemanlarını yetiştirmiş olmasının yanı sıra, birtakım siyasi faaliyetlerin de ocağı durumunda olan Askeri Tıbbiyeye girdi,
Doktor yüzbaşı olarak (1894) mezun oldu.
Ayrıca Mülkiye’de okudu. Sınıf arkadaşları arasında, : ilerde İttihat ve Terakkinin kurucuları arasında yer alacak olan Hüseyinzade Ali, Doktor Nazım, Bahattin Şakir gibi gençler vardı.
Göz hastalıkları ihtisası yaparken, siyasi hareketlere karışmış olduğu iddiasıyla tutuklanarak, önce Trablusgarp Merkez Hastanesine doktor olarak (1895) gönderildi, sonra dört ay kalede hapsedildi.
Orada iken Fizan'a sürüleceğini öğrenince, bir fırsatım bulup Tunus üzerinden Avrupaya (1897) geçti.
Bundan sonra Abdullah Cevdet için çok hareketli, aktif, zaman zaman kaçak olarak, gözden kaybolmak için devamlı bir ülkeden diğerine sürüklenen, doktorlukla yayıncılığı bir arada götüren bir hayat başladı.
Cenevre'de Jön Türkler'den biri olan İshak Sükuti ile birlikte Osmanlı adlı gazeteyi çıkardı.
Bu gazetede saray ve yönetim aleyhinde yazılar yazdı. Sultan II. Abdülhamit'in, kendisini Viyana sefaret tabipliğine tayin etmesi üzerine o da muhalefetten vazgeçti. Hatta Saray'a gizli mesajlar göndererek Jön Türker”i jurnalleme karşılığında Abdülhamit'ten para aldığı da iddia edildi.
Fakat bir ara (1900) yine padişahı ve hükümeti eleştirici yazılar yazdığından gıyabında mahkum edildi.
1903'te Cenevre’ye geçerek burada İçtihat dergisini (1 Eylül 1904) çıkardı.
İsviçre'den sınır dışı edildikten sonra dergisinin yayımını sürdürebilmek için 1905 yılında Kahire ye gitti.
Ancak orada dergisinin yayınını sürdürmeyi başaramayınca 191l'de İstanbul'a döndü.
Müsteşrik Dozy'nîn İslâmiyet aleyhinde yazdığı Tarih-i İslâmiyet adlı eseri Türkçeye çevirdi, bu kitaba yazdığı önsöz tepkiyle karşılandı ve kitap yasaklandı.
İçtihat dergisi birkaç kez kapatıldı; ancak değişik adlarla yayını sürdü.
Damat Ferit'in sadrazamlığı sırasında Bahailik'le ilgili bir yazısında peygambere hakaret ettiği iddiasıyla yargılandı.
Bu sorgulama ve yargılamalar sonraları da hep sürdü.
Hayatının sonuna kadar bir taraftan göz hekimliğini, bir taraftan da yayıncılığı beraber yürüttü. Olaylı bir cenaze töreninden sonra Merkezefendi Mezarlığında toprağa verildi.
Abdullah Cevdet'in edebiyatla ilgisi Askeri Tıbbiyedeyken yazdığı şiirlerle başlamıştı. Ancak mensur eserleri ve çevirileriyle adından söz ettirdi. Nasyonalizmin ünlü isimlerinden Gustave Le Bon'dan yaptığı çevirilerle Türkiye'de milliyetçilik akımının gelişmesinde etkili oldu.
İngiliz Muhipler Cemiyetini desteklemesi siyasî tutarsızlıklarının bir göstergesi olarak kabul edildi. Süleyman Nazifle fikrî mücadelesi ve bu mücadele ile ilgili fikralar ünlüdür.
İlk şiir kitabı olan Hiç (1890) tıbbiyede öğrenci iken yayımlandı.
İkinci kitabı Tuluat ta (1891) eski ve yeni nazım şekilleri ile yazılmış manzumeleri, Alfrede de Musset, Andre Chenier ve Victor Hugo'dan çeviri mensur şiirler vardır.
189l'de yayımlanan Ramazan Bahçesi, çeviri, telif şiir-nesir karışımı bir kitapçıktır. İçinde İranlı şair Ömer Hayyam hakkında, Almancadan çevrilmiş bir makale ile Goethe'nin Faustundan bir sahnenin çevirisi de yer almaktadır.
Masumiyet (1893) adlı şiir kitabında yine öğrencilik yularının şiirleri var. Bu kitapta Muallim Naci ve Abdülhak Hamid tarzındaki şiirlerin çoğu dini-ahlâki içerikli olanlarıyla dikkat çekmektedir.
Yine öğrencilik yıllarında, tıp mesleği ile ilgili kitap ve makalelerinin yanı sıra, düşünsel ve felsefi birtakım denemeleri de yayımlandı.
Trablusgarp'tan Avrupa’ya kaçtığı yıl Cenevre'de, Osmanlı İttihat ve Terakki matbaasında Kahriyyat (1897) adlı şiir kitabım bastırır. Bu kitabında, istibdat karşısında bir vatan ve hürriyet şairi kimliğindedir. Namık Kemalinkine benzeyen şiirler yanında, manzum yergi şiirleri, birkaç tane de çeviri şiir yer alır.Abdullah Cevdet, 18901ı yılların sonlarında daha yoğun ve hareketli bir siyasi faaliyet içine girer. Bu faaliyetlerinin yanı sıra, tek basma çıkardığı içtihat dergisinin dışında, çoğu siyasi ve fikri yapıda, birçok kitap yazar ve yayımlar.
Bu arada şiir çalışmalarına uzun bir süre ara verdiği veya hiç değilse kitap yayımlamadığı görülür.
Bu uzun susuşunu, ölümünden bir yıl önce çıkardığı Karlıdağdan Ses (1931) ve Düşünen Musiki (1932) adlı şiir kitaplarıyla bozacaktır: Birincisinde 1907–1931 yıllan arasında yazdığı şiirler yer alırken, ikincisi sadece 1931'de yazdığı ve tamamı dörtlüklerden oluşan şiirleri vardır.
Jön Türklerle ve İttihatçı olmadığı halde İttihatçılarla çalışmış olan Abdullah Cevdet, benzersiz kişiliği, siyasi ve sosyal düşünce ve kanaatleriyle, döneminin basın ve fikir hayatında kendine has kişiliğe sahip birkaç kişiden biriydi.
Düşünce çizgisinde en büyük değişme, muhafazakâr bir aileden gelip dini-mistik şiirler yazdıktan sonra, gitgide dini inançlara aykırı bir tavır takınmasında görülür.
Dozy'den çevirdiği Tarih-i İslâmiyet (Kahire, 1908), İkinci Meşrutiyet'in getirdiği kısmen hoşgörülü bir ortamda bile büyük tepkilere yol açmıştı. Gerek bu çeviri, gerekse diğer çalışmaları ve eserleriyle 19. yy. Osmanlı aydınları arasında, Beşir Fuat'la başlayıp Tevfik Fikret'e ve Baha Tevfik'e kadar uzanan düşünce çizgisi üzerinde, oldukça önemli bir yere sahiptir.
İkinci Meşrutiyet'ten sonra ortaya çıkan fikir ve edebiyat akımları içinde de ona hümanistler arasında yer vermek gerekir.
Türkiye'de, Cumhuriyetten sonraki devrim hareketlerinin büyük bir kısmında onun fikirlerinin rolü olduğu kimi araştırmacılar tarafından ileri sürülmüştür.
Türkiye'nin en uzun ömürlü fikir dergilerinden olan İçtihat'ı, bütün baskılara rağmen, aralıklarla da olsa (28 yılda 358 sayı) çıkarmayı sürdürmesi, hayatı boyunca, telif, tercüme, manzum, mensur, tıbbi, siyasi, felsefi, düşünsel, edebî türlerde yetmişten fazla eserin sahibi olması, çalışkanlığının göstergesidir.
İçtihat dergisinin diğer yazarları arasında, hatta bir akademi haline getirmiş olduğu İçtihat dergisinin idarehanesinde, değişik görüş ve çevreden kişiler toplanırdı. Bunlar arasında Rıza Tevfik (Bölükbaşı), Süleyman Nazif (Tepelenlioğlu), Faik Ali, Cenap Şahabettin, Abdülhak Hamid (Tarhan), Peyami Safa, ismail Hami, Yusuf Ziya (Ortaç), Halit Fahri (Ozansoy), Necip Fazıl (Kısakürek) sayılabilir.
Abdullah Cevdet'in birçok şiiri edebi bir değer taşımamakla birlikte, döneminde 'milli vezin' olarak değerlendirilen hece ölçüsüyle ve kolay anlaşılır bir dille yazılmış olmaları dikkate değerdir. Özellikle son iki şiir kitabı, yani ömrünün son yıllarında yazdığı şiirlerde onun şair kişiliği kendini gösterir.
Şiiri politikanın emrine vermeseydi daha iyi bir şair olabileceğini söyleyenler vardır.
Yahya Kemal, onun bir şair olarak ruhen materyalist değil, spritüalist olması gerektiğini ve öyle olduğunu söylerken, onun bu bakımdan materyalist filozof Büchner gibi değil, idealist Nietzche gibi, Hayyam gibi olduğunu ifade eder.
Şiirlerini daha çok, intihalarının açıklandığı metinler olarak değerlendirmek gerekir. Arapça, Farsça ve Fransızca şiirleri de vardır.

"O çilekeş aydının fikir dünyası bir tezatlar mahşeridir. 'Akl-ı Selim' mütercimi çok defa kalbiyle düşünür ve kafasıyla hisseder. Bir yandan Goethe okutarak içtimai bünyeyi değiştirmek ümidi, bir yandan ırkların önceden çizilmiş bir kaderi olduğuna inanan Le Bon'a sarıltş. Ama tezat tabiatın kanunu değil mi? Cevdet, o tedirgin zeka, aradığı büyük ve mü-ebbed vatanı irfanda buldu." (Cemil Meriç)
ESERLERİ:
ŞİİR:

  • Hiç (1890),
  • Tuluat (1891),
  • Ramazan Bahçesi (1891),
  • Türbe-, Masumiyet (1893),
  • Lahd-i Masumiyet (1896),
  • Kahriyat (1897),
  • Gizli Figan lar (1906),
  • Karlıdağdan Ses (1931);
  • Düşünen Musiki (1932).

DÜŞÜNCE:

  • Fizyolocya-i Tefekkül (1892),
  • Fünün ve Felsefe (1897-1906)
  • İki Emel (1898),
  • Hadd-i Te'dip (Paris 1903, istanbul 1912),
  • Kafkasya'dak Müslümanlara Beyanname (1905)
  • Uyanınız! Uyanınız! (1907),
  • Mahkeme-i Kübra (1908),
  • Bir Hutbe (1909)
  • İstanbul'da Köpekler (1909),
  • Yaşa mak Korkusu (1911),
  • Dimağ ve Mela hat-i Akliye'nin Fizyolocya ve Hıfzıs sıhhası (1917),
  • Cihanı İslama Dair Bi Nazar-ı Tarihi ve Felsefi (1922).

ÇEVİRİ:

  • Ruhul Akvam (G. L Bon'dan),
  • İlm-i Ruh-i İçtimaiî (G. L Bon'dan),
  • Tarih-i İslâmiyet (Dozy'den)
  • Hamlet - Macbeth - Jutius Caeca - King Lear - Antony and Cleopatr , Romeo Juliet (Shakespeare'den)
  • Gulliame Tel (Schiller'den),
  • Dilmes ti-i Mevlânâ (Mevlânâ'dan seçme ler),
  • Rubaiyat-ı Ömer Hayyam (Öme Hayyam'dan).
ABDULLAH CEVDET DiHKAN Kış gelince âlem kara bürünür Heryerde durgunluk, keder görünür Sisler çöker dağa bulutlar ağlar Kefenlenir gûyâ ovalar, bağlar Mahzun mahzun durur evinde herkes Türlü türlü gelir kulaklara ses Düşkünlerin düşkünlüğü çoğalır Her nefes aldıkça sanki gam alır Güneş hem geç doğar, hem batar erken Solgun solgun ziya saçar giderken Ey zemin nerede güller, çiçekler? Ne zaman bir daha görünecekler! ABDULLAH CEVDET TEFEKKÜR-İ DÛRÂDÎIR Bu gece eylerken göğü temâşâ, Düşündüm hilkati ben baştan başa. Gecenin o azametli sükûnu, Yadıma getirdi nice şüûnu; Lâyetenâhiyet oldu hande-ver. Yokluk fikri ise oldu mükedder; Beynimin zerrâtı edip intizâz Söyledim şu yolda bî-sûz u güdâz: Ezeliyyet sözü gerçi karanlık Odur yine ancak hürmete lâyık. Vardı var eşya, her zaman olacak; Milyarlarca âleme can olacak. Değişir görünür, değişmez cihan; Mahvolmuyor bir şey oluyor nihan. Harekettir hulâsa-i kâinat; Kîmya etmede bu kavli isbat Bir şey, ki olamaz adîm-i mutlak; Olur mu hiç ona bidayet olmak! Bugün, yarın demek nedir ki zâten: Doğar bir fikrettir her hareketten. Ey zemin sen bizim mâderimizsin, Ey zemin sen bizim makberimizsin. Diyemem ki fakat diğer küreler. Üzerinde bizim gibiler besler. Ey bu küremizi kaplayan nesîm! Ey güneşten gelen ziya-yı besîm! Türlü türlü hasâiste mikroplar, Ki her zî-hayat eder şîvezâr! Sizsiniz bizlere menba-ı hayat. Sizsiniz bizlere dâi-i memat