Hit (555) Y-2337

Ergun Yıldırım

Künyesi : Dr.Araştırma görevlisi Lakabı :
Tabakası : 19.Yüzyıl E-Posta :
D.Yeri : Elazığ D.Tarihi : 1965
Görevi : Akademisyen,Öğretmen Uzm.Alanı : Sosyolog
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : /2008-02-21 Güncelleyen : /0000-00-00

Ergun Yıldırım
Elazığdoğumlu.
Orta öğrenimini Elazığ İmam Hatip Lisesi’nde tamamladıktan sonra,
Fırat Üniversitesi Sosyoloji bölümüne girdi.
Üniversite hayatını İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde sürdürdü. Daha sonra aynı fakultede yüksek lisansını tamamladı.
Bu arada kamu ve özel sektörde öğretmenlik yaptı.
Aynı fakultede doktora yaptı.
Eserleri İmza, Kitap Dergisi, Yeni Zemin, Bilgi ve Hikmet, Nehir dergilerinde, Yeni Şafak’ta yazdığı yazılardan bir seçki Türkiye’nin Modernleşmesi ve İslam başlığı ile kitaplaştırdı.


Yeni Zemin, Kasım 1993 de Türk İslamcılarını şöyle değerlendirir:
1.1960’lardan sonraki özgürleşme ortamı İslamcılar’ın birdenbire çok merkezli olarak ortaya çıkmasına neden oldu. Merkez yok, yerel örgütlenmeler vardı. ‘Müslüman 68 i’ diye adlandırabileceğimiz kuşakta; bir yanda İsmet Özel somutunda sadece Batılı kültür değil, onun araçları da küçümsenip yadsınma yarattı. Ali Bulaç somutunda din ve modernizm meselerine yol açtı, es-Sufi’nin söyleminde ise (Cihadi çağrımız) islam anarşizmine zemin oluşturdu. Şeyh, tarikat, cemaat otoritesinden kurtulup islamcı aydın ve birey olmanın tadını alan İslamcılar, ben merkezcilik yapmanın yollarını aradılar.
2.İslami Hareket’in parçalanmışlığı (çok merkezliği, modern tekkeciliği) yerelleşmede ifadesini bulurken dini ‘saf ve arı haliyle’ anlama gayreti de ‘Mealci’ bir anlayışa vardı. Böylece eleştiri geleneği de ‘görecelik’ kurumuna uygun biçimde iledi. Kendine çok güvenen, dar pratikçi anlayışlar İslamcı akımı bölük bölük etmenin dışında atomize bir hale soktu.
3.Dünyadaki ve bölgedeki İslami yükseliş ve hızlı siyasallaşma, İslamcı hareketi, sanki yarın iktidara gelecekmiş gibi bir proje üretme durumunda bıraktı. Bu da gündelik (siyasal parti ve toplumsal dernekler için) sosyo-ekonomik reçeteler üretmeye götürdü.
4.Kendine güvenme; tüm toplumsal endişelerden ya çok uzakya da çok yakın bir konumda tamamen soyut, yer yer spekülatif, kimi zaman mistik ve özellikle kariyerist bir yaklaşıma neden oldu.
5.Proje üreticiliği, o zamana kadar vesayeti altında yaşadığı siyasi yönetimin kötü bir kopyacılığına kadar götürdü.
6.Türkiye’deki cemaat, tarikat ve tekkecilik yer yer protestanlıkla benzerlikler taşıyan modern dünyanın içinde, ibadet ve ahlak ağırlıklı muhafazakar bir anlayış geliştirdi. Bu hareketler, önemli oranda Batı’dan etkilenip modernist özellikler taşımaktadırlar.
7.Radikal hareketler ise gelenekçi modernizm’e karşı alternatif bir proje üretemeden, tepkisellik düzeyinde kaldılar.
8.Türkiye için özgün siyasi analizlerden uzak, daha çok Mısır, pakistan, Ürdün-Cezayir ve İran modellerinin kopyası çekildi, taklitçilik yapıldı.
9.Bir yandan 1400 yıllık öze dönüş söylemi, öte yandan onu dışlayarak yeni zemin arama çabası hem çelişkiye neden oldu hem de radikalleri gelenekçilerden kopardı.
10.Halkın mevcut sorunlarıyla ilgilenme yerine, soyut sloganlar ve coşkulu şiarlar tekrar edildi. (Kürt sorununa yaklaşımdaki olumsuzluklar ve kaçınma ya da inkarcılık, toprak meselesi, işçi-sendika sorunları).
11.Radikal İslamcılar tarikat sufiliğine karşı çıkıp, mezhepçilik ve cemaatçiliği reddederken çok katı, kuru ve ruhsuz bir öneriyle ortaya çıktılar. Öyle ki; oluşturulması düşünülen İslami toplumda dayanışma, merhamet, aşk, sevgi, vefa, tevekkül, sabır, teslimiyet, zühd ve takva gibi islami kavramlarla gelenekler silinip gidecek, yerine mekanik ve baştan aşağı siyasi bir toplum gelecekti. Aşırı politikleşme, radikalleri cemaat tabanından uzaklaştırdı. Çekim merkezi olamadı.
12.Radikal islamcılık, esasen kır kökenli olmasına rağmen, modern kentli bir söylemi ve anlayışı geliştiremedi.
13.İslamcı basın, çok yerel ve cemaat temelinde yayın yaptı. Ulusal düzeyde sorunlarda en azından bütün islami kesimleri kucaklayacak bir çizgi tutturamadı.
14.Modern kenti reddedip ona alternatif üretememe, klasik örgütlenme yoluna giderek herşeyi denetim altına alma ve yönlendirme gayreti de radikal islamcılar açısından önemli bir yanlıştı.
15.Bütün bunlara rağmen, son 10 yılın en çok okuyup araştıran, dünya ve Türkiye meseleleriyle ilgilenip tartışan kesimi İslamcılar’dı. Başlangıçta sadece yurtdışındaki İslami yayınları çevirip okumakla yetinen İslamcılar arasında fikir üreten bir aydın kesimi doğdu. Canlı fikir ortamında 200 islamcı yayınevi açıldı ve 600 ü aşkın dergi yayınlandı. Kitap vitrinlerinde 6000 e yakın kitap türü bulunuyor. Günlük okunan islamcı gazete-dergi trajı 1980 de 3 milyon 100 bin iken 1994 de 4 milyona çıktı.’