Hit (949) Y-2270

Ali Şükrü Bey

Künyesi : Lakabı :
Tabakası : 19.Yüzyıl E-Posta :
D.Yeri : Trabzon/Vakfıkebir/Şarlı D.Tarihi : 1884
Ö.Yeri : Ö.Tarihi : 1920
Görevi : Asker-Komutan,Siyasetçi Uzm.Alanı : Devlet Adamı
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : İngilizce Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : /2008-02-18 Güncelleyen : /0000-00-00

Ali Şükrü Bey
Reisoğulları'ndan Deniz Kıdemli Yüzbaşısı Hacı Hafız Ahmet Kaptan’ın Oğlu . Kardeşi Şevket Doruker ile Ali Bahriye Mektebi’ne girer ve 1904 de Birincilikle bitirir. Bahriye Erkanı Harb Zabiti (Deniz Kurmay Subayı) olur.
Donanmayı Osmani Muavenet-i Milliye Cemiyeti Kurucuları arasında yer alır. 2. Reisliğe seçilir. İttihat ve Terakki’ye Dahil olmaktansa Mesleğini Terk eder. İngiltere’ye giderek Deniz Hukuku Tahsil eder, İngilizcesini ilerletir, Türkiye aleyhine İftiralar'a Kalemi ile Cevap verir.
36 Yaşında Osmanlı Meclisi Mebusan’ına girer.
12 Ocak 1920 de İngilizler Şehzadebaşı Karakolunu Gece Vakti basar ve Uyku halindeki Müslümanlar'ı Şehid ederler. Bunun üzerine Celaleddin Arif Bey’in Meclis Başkanlığı’nda Son Meclis kendisini Fesh için Müzakere açar. Ali Şükrü bey buna Muhalif'tir: ‘Burada tek bir Şahıs kalıncaya kadar ölmeyi Göz'e almalıyız. Bir tek Arkadaşımızı Feda etmeyiz.’ 16 Mart’ta Fesh gerçekleşir.
23 Nisan 1920 de Ankara Meclisi’nin Toplantısına katılır. 3-5 Arkadaşı ile birlikte Başkanlığa bir Takrir verir. Hükümet Üyeleri'nin Meclis Genel Kurulu'nda tek tek seçilmesine İtiraz eder. Hükümet Üyeleri'nin Başkakan tarafından seçilmesini ister. Kabul edilir.
İlk Meclis Mebuslar'ından Zamir Bey (Damar Arıoğlu) anlatır:
Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey İstanbul Meclisi Mebusan’a 36 Yaş'ında İştirak etmişti. Kendisi Bahriye Kurmay Binbaşılığı’ndan Mustafi; İyi İngilizce bilir, Etine Dolgun, uzunca Boylu, Gözleri Miyop, Kalın Camlı Gözlük kullanır, Çenesi biraz Kısa, Hafif Elmacık Kemikli, Sert Bakışlı, İfadesi Düzgün, İyi konuşan, Sözünü dinleten, kendi bildiğinden şaşmayan bir Hatip'ti. Sosyal Durumuna gelince, Muhafazakar, hatta Mutaassıp'tı. Cemiyet Hayatımızda değişikliğe Mütehammil olmayıp Kadınlarımızın Cemiyet içinde Vazife almalarına Taraftar değildi. Bu hususta İleri Fikirli olan Hamdullah Suphi (Antalya) nın Fikirlerini daima Tenkid ve Muaheze ederdi. Hocalar ve Muhafazakar Mebuslar üzerinde İtibarı büyüktü. Nefsine İtimad'ı vardı, İyi düşündüğüne inanmıştı. Meclis’te Men’i Müskirat Kanunu bu Zat'ın Teklif'iyle Kabul edilmiştir. Hükümet'i Tenkid etmekte daima ön saf'ta gelir, Kanaatlerini çekinmeden söylerdi. Taymis Gazete’sinden (Time) Tercümeler yapar, bize alluk edenleri Kürsü'den anlatırdı. Hükümet lehinde konuşanları Dalkavukluk'la İtham eder, 2.defa Mebus seçilmemek Korkusundan, böyle Hareket ettiklerini Sohbet arasında açıkça söylerdi. Çok Gururu vardı. Ömrü boyunca Trabzon’dan Mebus seçileceğini, daima Mebus olarak Meclis’te bulunacağını da söylerdi.’
Rıza Nur anlatır:
Ali Şükrü Orta Boylu, Güzel Yüzlü , Miyop olup Gözlüklü, Namuslu bir Adam. Hayatı Muntazam. vaktinde yatıyor, vaktinde uyanıyor. Asla rakı içmiyor, Rakı'nın şiddetle aleyhinde, hatta Sigara da içmiyor. Bahriye Zabiti imiş ve İngiltere’de de bulunmuş; fakat pek fazla bir Taassub halinde Dindarlığı var. Çok da Asabi bir Adam.
Bir Geceyarısı'nda bir Gürültü, bir Kıyamet koptu. Dayak Patırtısı'ndan Yatak'tan sıçradım. Gözlerimi açtım. Ne göreyim? Ali Şükrü Bey Hilmi’yi almış eline, Eşek sudan gelinceye kadar dövüyor. Hilmi öyle Sarhoş ki, Mukavemet değil, belki Hissi Rakı'dan İptal olmuş, yediği Dayakları bile duymuyor. Acıdım, araya girip Herifi kurtardım. Şimdi Şükrü Yatağına oturmuş, hala Öfkesini alamamış:
-Yahu ne oldu, dedim.
-Ne olacak. Eşek gibi içmiş, bu yetmemiş de beni Uyku'dan uyandırdı. Ne o, dedim. Rakın var mı? dedi. Eh artık, illallah. Edepsizi iyice döğdüm. Sen yetişmeseydin geberecekti, dedi. Herkes de uyanmış dinliyordu. Her Gece herkesi uyandırırsın, ama bir Gün de işte böylesine Tesadüf edersin. Eşek diyesin, bari Rakı isteyeceksen, Rakı içen Adam'dan iste.’
Samed Ağaoğlu anlatır:
Ali Şükrü, aynı zamanda gerçekten Kuvvetli bir Tenkitci olarak gözükmektedir. Gensoru Konusu yaptığı Bütün Meseleler'de ilgili Bakanları Ağır şekilde hırpalamaya Muvaffak olmuş ve hemen her zaman Tenkidler'ini Müsbet bir Sonuç ile bitirmiştir. 1.BMM’nde Bakanlar'ın, Gensoru ve Sorular'ından en çok çekindikleri Meb’uslar'dan biri de Ali Şükrü oldu.’
Mahir İz anlatır:
Gizli Celseler'in Zabıtlarını, Meclis’in ilk Günler'inde Divan Katipleri tutuyordu. Sonradan bu işe dayanamadılar, çünkü yoruluyorlardı. Kendilerini değiştirecek başka Grupları da yoktu, Kadro Müsait değildi. Mutlaka Genç Mebuslar'dan Yardımcı olmak lazım geliyordu. Bu her zaman Mümkün değildi, Teşkilat lazım'dı. Zabıt Kalemi'nin bu İşi de yapmasını Uygun buldular. Başkatip Recep bey, Kavanin Kalemi Müdürü Hamid Bey Vasıtasıyla bunu bize bildirdi. Fakat, Ketum kalmamız lazım geldiğini de Ehemmiyetle Tekid etti. Zabıt Kalemi 3 Grupluk Kadrosuyla 15 Katip ve her Grub'un bir İdare Şefi olmak üzere 18 Kişi'den Müteşekkil'di; bu İşi de üzerine aldı. Gizli Celseler'e girmeye başladık.
Hilafet’in Lağvı Luzumuna dair olan Teklif'in Müzakeresine Gizli Celse'de başlanmıştı. Çok Hareketli Müzakereler oldu, Gece Yarısına kadar Devam etti. Teklif eden Tarafın Sözcüsü sonradan Yavuz-Havuz Davası’nda Mahkum olan BahriyeVekili
İstiklal Mahkemesi Reisi İhsan Bey’di. Buna Muhalif olan karşı tarafın da kendiliğinden meydana çıkan Sözcüsü Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’di. Muhalifler, Söz sıraları gelince Kürsü'ye çıkıp Fikirlerini söylediler, Mesele'nin Müdafaasını yaptılar. Ancak Ali Şükrü Bey, Teklif Sahipleri tarafından kim Söz söyledi ise, hemen Kürsü'ye çıkıp cevaplandırdı. İş o hale geldi ki, Ali Şükrü Bey Kürsü'ye belki 15 kere çıktı.
Artık vakit çok Geç olmuş, herkes de yorulmuştu. Fakat Ali Şükrü Bey ayakta Hatib'i dinliyordu. O sırada yine Kürsü'ye yaklaşarak konuşan Hatib'e Cevap vermek üzere Söz istedi ve Kürsü'ye yaklaşmaya başladı.
O anda, Mersin Mebusu Selahaddin Bey’in her zaman oturduğu Kürsü'ye yakın ilk sırada ortada Rauf Bey oturuyordu. Hamidiye Kahramanı Rauf bey herkesin İstisnasız Hürmet ve Muhabbet'ini kazanmıştı. O’nun Kesin ve Keskin Sözleri hiç bir zaman Redde uğramamıştı. Önüne doğru gelen Ali Şükrü Bey’i Bel'inden tutarak:
-Şükrü, yeter yeter. Şükrü artık Söz alma, deyince, Ali Şükrü bey birdenbire Rauf Bey’e dönerek:
-Rauf, ben bu iş'in Fedai'siyim, anladın mı? dedi ve Kürsü'ye çıktı. O sırada ben, Zabıt Müdiri Zeki Bey’e: ‘Ali Şükrü Bey bu Gece İdam Fermanını kendi Eliyle İmza etti’ dedim. Nitekim o Sözüm de çıktı.’
Falih Rıfkı Atay anlatır:
Cüretli ve Atılgan'dı. Bir Sağlık Kanunu Tartışmasında ‘Kadınlarımızdan ne ister bunlar? Yüzlerini açtırmayacağız’ diye haykırmıştı. İstiklal Marşı’nın Yazarı Şair Akif Meclis’te bir daha Ağzını açmıştı: Neden Sivil Gazete ‘Hakimiyeti Milliyeye’ye Ödenek verilmiş de Şeriatçı Sebilürreşad Dergisi’ne verilmemiştir, Kavgasında bu Yardımı esirgeyenlere ‘Dalkavuklar’ diye bağırmak için.... Men’i Müskirat Adlı İçki Yasağı Kanunu Deniz Kurmayı Ali Şükrü’nün Teklifi üzerine bir Şeriat Kanunu olarak çıkmıştır.’
Kanun teklifini Kütahya Mebusu Katip Haydar Bey okumuş, Milletvekilleri Bravo diye alkışladılar. Maddeler şöyleydi:
1.Memalik-i Osmaniye’de Her Nevi Müskirat'ın imal, İthal, Füruht ve İstimali, Sureti Kat’iye de Memnu'dur.
2.Müskirat İmal, İthal ve Füruht edenler Nezdinde yakalanacak olan Müskirat'ın Beher Kıyyesi için 50 Lira Cezai NaKti alınır ve Mevcut Müskirat Müsadere olunur.
3.İşret ettiği görülenler ya Haddi Şeri ile Tedip olunur veyahut 50 Lira'dan 150 Lira'ya kadar Ceza'yı Nakdiye Mahkum edilir.
4.Bu Kanun'un Tasdik ve Neşriyle beraber Mevcut İçkiler Müsadere ve İmha edilir.
5.Bu Kanun Tarihi Neşrinden itibaren Mer’idir.
6.Bu Kanun'un İcra'yı Ahkam'ına bilumum Zabıta-i Mülkiye ve Adliye ve Mehakimi Mizamiye Memur'dur.’
Rıza Nur anlatır:
Millet Meclisi İçki'yi Yasak etti. Ve bu husus Şiddetle Takip edildi. Bunu yapanların Başı Ali Şükrü idi. 2. Derecede Şair Mehmed Akif’ti. Bunlar Meclis’te Dini bir Parti kurmak peşinde idiler. Rakı'yı Yasak etmeleri, hele o esnada Maddi ve Manevi çok İyi bir iş olmuştur; fakat Hükümet’in Tatbikat'ına rağmen Kati surette önü alınamamıştır. İmbikler toplandı, amma bazı Nufuzlu Memurlar Hükümet’in Muhafazası altında bulunan bu İmbikler'den bir kısmını alıp Evlerine yerleştirdiler. Bunların biri Ankara Polis Müdürü Dilaver, diğeri Bursa Valisi olan Fatin’dir. Mükemmel Rakı çıkarıp İyi Ticaret yaptılar. Dilaver Rumeli’lidir. Galiba Arnavut, Fatin Girit’li. Bunların ikisi de Mustafa Kemal’in Gözdeleridir. Zaten böyle olmasalar Meyhanecilik yapamazlar. Mustafa Kemal’in Rakılar'ını da bunlar yaptılar. Mustafa Kemal bir Gün Rakısız kalmadı... Bir Gün Ali Şükrü ile konuşuyorum. Kimse yok. O beni Dinsiz diye sevmezdi, fakat Namuslu'dur, Riayetsizlik etmez ve hatta bana Sırrını söylerdi. Biz Lozan’dayken başına gelenleri anlattı. Kılıç Ali ile Topal Osman’ın Adamlar'ından bazıları Ali Şükrü’yü öldürmek üzere vazifelendirilmişler. Fakat bunlardan biri Ali Şükrü’nün Akrabası olduğu için İkaz'da bulunmuş.. Ali Şükrü demek bu Teşebbüs'ten korkmamış. Çünkü şiddetle Muaraza'da devam ediyordu. Hakikaten Kabadayı bir Adam'dı.’
Hemen hergün Karaoğlan Çarşısı'ndaki Kuyulu Kahve’ye uğrar, Çay içer, etrafındakilerle Sohbet ederdi. Yine bir Gün aynı Kahve'de oturmuş, yanındakilerle konuşuyordu. Kapı'dan içeriye Osman Ağa’nın Yakın Adamı Mustafa Kaplan girdi.
-Beyim, Osman Ağa’nın çok Selamları var. Biliyorsunuz Son Zamanlar'da Ayağı kendisine Izdırap verdiği için pek çıkamıyor .Hemşehrimi özledim diyor. Gelsin de birlikte hem bir Kahve içer, hem de biraz dertleşiriz.
Akşama doğru Mustafa Kaplan’la birlikte Osman Ağa’nın Samanpazarı’ndaki Evine geldiler. Onları Ayakta karşıladı, Aralıksız Hasır Sandalyeler'e oturdular. Ali Şükrü Bey’in Sırtı Kapı'ya dönüktü, karşısında ise Osman Ağa vardı. Hoş bir Sohbet başladı. Kahve'sinin ilk Yudumunu aldığında bir Yağlı Kement boynuna dolandı.Kendini kurtaramadı.
Hacı Bayram’da kılınan Cenaze Namazı'ndan sonra Tabut Eller üzerinde Meclis'e getirilmiş, Merasim'e 40.000 Kişi katılmıştı. Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey şöyle haykırdı:
-Ey Trabzon Çocukları. Sana Albayraklı bir Gelin gönderiyoruz.
‘Heyeti İcraiyyeyi Teşkil edecek Vekilleri Heyeti Umumiye İntihab ediyor. Halbuki bir de İctihad arasında bir takım Münasebet olmak ve bir arada samimiyet olmak üzere işlerin muntazam cereyan etmesi için lazımdır, buyurdular. Binaenaleyh heyeti icraiyye reisi kendi arkadaşlarını intihab lazım gelir. Bu tarzda intihab edilmelidir ki, kendisini mesul tutabilelim. Biz kendileriyle çalışmayacak olan refiklerimizi kendimiz verecek olursak, heyeti icraiyye riyasetini nasıl mesul tutabiliriz? Tutmak da zaten, insana muvafık değildir. Çünkü, biz icbar ediyoruz. ‘Yani şu efendilerle çalışacaksınız’diyoruz. O da onu kabule Muztar'dır.’..