Hit (838) Y-2084

Hayrettin Paşa Tunuslu

Künyesi : Lakabı :
Tabakası : 19.Yüzyıl E-Posta :
D.Yeri : Kafkasya D.Tarihi : 1821
Ö.Yeri : İstanbul Ö.Tarihi : 1890
Görevi : Asker-Komutan,Bakan,Başbakan,Diplomat,Yazar Uzm.Alanı : Devlet Adamı
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Arabça, Fransızca, İngilizce, Osmanlıca Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : Serkan Boztilki/2008-02-13 Güncelleyen : /0000-00-00

Hayrettin Paşa Tunuslu
Abaza kökenli bir ailedendir.
Küçük yaşta Kafkasya'dan İstanbul’a köle olarak getirilip önce Nakibüleşraf Kıbrıslı Tahsin Beye satıldı. Daha sonra Tunus Valisi Ahmet Paşa tarafından satın alınarak Tunus'a götürüldü ve Bardo Sarayı'nda yetiştirildi. Burada fıkıh, Fransızca, askerlik, tarih, matematik öğrenimi gördü. Askerlik mesleğinde mirlivalığa (tuğgeneral) yükselerek Süvari Askerleri Komutanı (1850) oldu. 1855'te ferikliğe (korgeneral) yükseltilerek kendisine idarî ve diplomatik görevler verildi, Paris ve İstanbul’a (1857–58) gönderildi. Çeşitli reform komisyonlarında görev aldı.
Bahriye Nazırlığı (1857–67) yaptı. Tunus'ta Meclis-i Ekber Başkanı (1861) ve Vezir-i Ekber (başvezir, 1873–77) görevlerinde bulundu.
Ancak bu dönemde Tunus Beyi ile anlaşmazlığa düşerek tüm görevlerinden istifa etti. 1877'de Paris'e gitti. Fransa, Prusya, İsveç, Danimarka, Hollanda ve Belçika devletlerinin başkentlerini dolaştı.
1878'de aldığı davetle İstanbul’a geldi. Ayan Meclisi üyeliğine, ardından vezir rütbesiyle Maliye Komisyonu Başkanlığına atandı. Bu yıllarda Şeyh Zafirî Efendi'nin aracılığıyla Sultan II. Abdülhamid'in yakın çevresine girdi ve padişahın takdirini kazandı, İstanbul’a gelişinin henüz birinci yılı dolmadan sadrazam (başbakan, 4 Aralık 1878) oldu. Sadrazamlığı süresince Osmanlı devlet teşkilatının yeniden düzenlenmesi yönünde büyük çabalar gösterdi. Mabeyn (Saray) görevlilerinin devlet işlerine müdahalesine son verdi. Bu yöndeki çaba ve görüşleri II Abdülhamid'in çevresindeki bazı devlet adamları tarafımdan hoş karşılanmadı. Aralarında Ahmet Cevdet Paşanın da bulunduğu bir grup yüksek bürokrat, eleştirilerinde ileri giderek, onun bir Arap imparatorluğu kurmak istediğini iddia etmeye başladılar. Bu baskılar üzerine yaklaşık yedi ay yürüttüğü sadrazamlık görevinden Temmuz 1879'da istifa etti. Padişah II. Abdülhamid, Paşa'nın istifasını kabul etmekle birlikte, İstanbul'dan ayrılmasına izin vermedi. Onu hem gözetim altında tutmayı, hem de önemli siyasi gelişmelerle ilgili olarak zaman zaman görüşlerinden yararlanmayı tercih etti. Daha sonra kendisine yapılan sadaret (başbakanlık) önerilerini kabul etmedi.
Önemli bir düşünce adamı ve yazar olan Hayreddin Paşa, sadrazamlığı sırasında İstanbul'da fikirlerini yayabilmek amacıyla Al-Salam adlı bir gazete çıkardı. Osmanlı Devletinin son dönemlerinde yetişen seçkin devlet ve fikir adamlarından biriydi. Yazdığı eserlerde; uluslararası siyasi sorunlara ilişkin görüşlerini yazdığı eserler verdi. Eserleri Arapça, Fransızca, Osmanlıca ve İngilizce olarak da yayımlandı. Paşa'nın konağı, dönemin diğer ünlülerinden Ahmet Fehim Paşa, Sadrazam Kâmil Paşa, Sadrazam Halil Rifat Paşa, Mehmed Said Paşa'nın konakları gibi İstanbul'un o dönemdeki yeni seçkin semti Teşvikiye'de idi. Oğlu Dâmad Salih Paşa, 1913 yılında İttihad ve Terakki yönetimince idam edilmiştir. Tunus Cumhurbaşkanı Habib Burgiba'nin ricası ve Türkiye Cumhuriyeti'nin izniyle, Hayreddin Paşa'nın mezarı Tunus'a nakledildi ve millî kahramanlar için yapılan bir anıta gömüldü.

ESERLERİ:

  • Akvemü'l-Mesâlik fi Ma'rifeti Ahvâli'l-Memâlik (1868, Ülkelerin Durumunu Öğrenmek tçin En Emin Yol)
  • Memoires: Kheredine Homme d'Etat (Anılar, Tunus 1971)
  • Documents sur Kheredine (Hayreddin Üzerine Belgeler, 1938–40)

TUNUSLU HAYREDDİN PAŞA
Cemil Meriç

Tunus'un düşünce tarihinde iki ad: İbn Haldun, Hayreddin. Biri cihanşümul bir zekâ, İslâm irfanının son muhteşem fecri
Öteki geniş ufuklu bir devlet adamı, içtimaî ehramın en alt basamağından zirvelere tırmanmış. İkisi de mağlûp ve mustarip, ikisi de yalnız, ikisinin de meşhur olan: Mukaddimeleri, İbn Haldun, tarihle pençeleşen bir dev. Hayreddin, tarihin ifşalarına kulak kabartan bir dinleyici. Benzeyen tarafları: ciddiyet, samimiyet, tecrübe. Avrupa Akvemü'l-Mesâlik'i yüz yıldan beri tanıyor. Biz bir devrin bütün bocalayışlarını, bütün arayışlarını dile getiren o ve-sika-kitaptan hâlâ habersiz. Önce yazarın hayat hikâyesine bir göz atalım:
Esir pazarından satın alınmış bir çocuk... Kanlıca'da geçen birkaç yıl... Sonra uzak bir ülkeye yolculuk, bir şark sarayı... ve Avrupa. Batının içtimâi müesseselerine hayranlıkla eğilen genç bir tecessüsi Kanma bilmeyen bir öğrenme aşkı. Ve tekrar... teceddüt humması içinde çırpınan Tunus'a dönüş. Batı irfanıyla bilenen bu çetin irade karşısında bütün kapılar kendiliğinden açılır. Tunus beyinin eski kölesi, Tunus'un Müdiri Reisi olur. Sonra yeniden Avrupa: Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya hükümdarları nezdinde çeşitli görevler, nihayet zengin bir tecrübeyle İstanbul.
Hayreddin, Osmanlı efkâr-ı umumiyesinin meçhulü değildi. 28 Ağustos 1875'de yayımlanan İttihad gazetesi, paşanın ıslahatçı kişiliğini koltuk kabartıcı bir mukayeseyle mühürlüyordu: Devlet-i Aliyye için Reşid Paşa ne ise, bugünkü Tunus için Hayreddin Paşa odur. İktidar-ı ilmîsine gelince... el-Cevâib gazetesinde tefrika edilen Akvemü'l-Mesâlik en parlak delil. "Hikmet-i hükümeti bu eser-i ce-lilden iktibas edenlerin bir büyük devlet idaresine muktedir olabilecekleri şüpheden vareste". Oysa eser Paşa'nın "kud-ret-i şâmilesinden" bir nebzedir. Artık "sahib-i eserin siyasî kudretini" tasavvur edin.
Saraya yakın nüfuzlu dostlar da bu sitayiş taarruzunu sürekli telkinlerle destekliyorlardı. Devlet-i Aliyye buhran içindeydi. Padişah, meclisi dağıtmak zorunda kalmıştı. Garabet leriyle temayüz eden Vefik Paşa'nın yerine Avrupa ahvalini bilen tecrübeli bir vezir aranıyordu. İstanbul'a gelir gelmez iltifat-ı şahaneye mazhar olan Hayreddin, birkaç ay
sonra mühr-ü sadarete nail oldu.
Bu beklenmedik ikbâlin Osmanlı intelijansiyasında sevimsiz tepkiler uyandırması mukadderdi. Namık Kemâl için, Paşa'nın İstanbul'a gelmemesi çok daha hayırlı olacaktı. "Paşa belki Buhara veya Tahran'da bir iyi sadr-ı âzam" olabilirdi. Fakat "biz Tunus'danmemur dilenecek kadar" düşmemiştik (Menemenli Rifat Beye mektup, 5 Ekim 1878). Şâirin on dört gün sonraki mektubunda da şunları okuyorduk: "Hayreddin Paşa için, biz Tunus'dan vükelâ dilenmeye muhtaç değiliz dediğim ciddiydi; çünkü Tunus Mâtûmât-ı siyasiyece bizden çok aşağıdır." 1 Kasım 1878'de daha tarafsız görünmeye çalışan Namık Kemal'e göre, "Hayreddin Paşa'ya ahlâkça vükelâmızın hiçbiri müsavi olamaz, fakat idrâkçe lliepşi müsavidir". Kemâl'in Paşayla muarefesi yokmuş, Akvemû'l-Mesâlik" okumuş sadece, "o maskara Akvemü'l-Mesâlik'i".
Belki şairane bir öfke. Ama Kemâl büsbütün haksız da değildi: Osmanlıdan çok İslâmdı Paşa... Hayatı Tunus'ta geçmişti. Türkçe bilmiyordu. Yâni Devlet-i Aliyye ahvalinin yabancısıydı. Gönülden bağlıydı hilâfete. Çünkü âlem-i İslâmın en büyük temsilcisi, en güçlü desteği halifeydi. Hayreddin, Abdülhamid Han'ın iltifat ve İtimadını kazandığı halde, sekiz ay sonra sadaretten ayrılmak zorunda kaldı. Kemâl'in Akvamü'l-Mesâlik düşmanlığı, Ali Suavi'ye duyduğu kinin uzantısı. Filhakika Akvemü'l-Mesâlik sarıklı ihtilâlcinin başucu kitaplarından biriydi.
Çağdaş bir Amerikan yazarının "hem siyaset tarihçileri, hem siyasî felsefeyle uğraşanlar için eşsiz bir terkib" diye tanıttığı bu vesîka-kitap 1867'de yayımlandı. Hayreddin eseri kaleme alırken devlet hizmetinde değildir. Ne var ki geçici bir küsuftu bu. Tekrar politikaya döneceğini biliyordu,henüz gençti (40-45 yaşlarında).
Kapaktaki isim: "Ülkeleri tanımak için en emin yol." Eser üç bölüme ayrılmışa: Onee Mukaddime, sonra fflg rupa'yı tanıtmaya çalışan I. kitap (342 s.), sonra: Dünyanın coğrafî bölgeleri, hicrî ve milâdi tarihlerin karşılaştırılması ve bol bol takriz. Kitabın ruhu: Mukaddime. Paşa hem Doğuya, hem Batıya seslenen bu müdafaanâmeyi bir yıl sonra Fransızcaya çevirtir. Abdurrahman Süreyya'nın 1878'de Akvamü'l-Mesâlik adıyla Türkceleştirdigi Mukaddime'nin mükemmel bir İngilizce tercümesi de var: Leon Cari
Brown, 1867.
(TCT.Ansiklopedisi, 1985)