Hit (609) Y-1330

Oktay Sinanoğlu

Künyesi : Prof.Dr. Lakabı :
Tabakası : 19.Yüzyıl E-Posta :
D.Yeri : Bari / İtalya D.Tarihi : 1935
Görevi : Akademisyen,Bilim adamı,Kimya Müh. Uzm.Alanı : Araştırmacı-Yazar
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : İngilizce, Japonca Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : /2008-02-15 Güncelleyen : /0000-00-00

Oktay Sinanoğlu
Ankara TED Yenişehir Lisesini bitirdikten (1953) sonra kimya mühendisliği öğrenimi için TED tarafından burslu olarak Amerika'ya gönderildi.
1956'da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği Bölümünü bitirdi.
1957'de Massachusetts Institute of Technology'de yüksek kimya mühendisi oldu.
Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı.
1959-60 yıllarında ABD Atom Enerjisi Merkezinde araştırmalar yaptı.
1961'de Harvard ve Yale üniversitelerinde yeni kuantum (nicem) kimyası ve fiziği teorileri hakkında üst düzey dersler verdi.
1962'de Yale Üniversitesinde, yirmi altı yaşında iken Batı'nın son üç yüz yılın en genç profesörü oldu.
ODTÜ Mütevelli Heyeti, Kuramsal Kimya Bölümünü kurması nedeniyle kendisine "Danışman Profesör" unvanını verdi.
ODTÜ'de eğitimin Türkçe olması için uğraştı.
1964'te Yale Üniversitesinde moleküler biyoloji konusunda ikinci kürsüsüne atandı.
Sinanoğlu, 1976'da Türkiye tarafından Japonya'ya özel elçi olarak gönderildi. Türk-Japon kültür, eğitim, bilim ilişkilerinin geliştirilmesi yolunda çaba gösterdi. Yale'deki ömür boyu olan iki kürsülü profesörlüğünü, Türkiye'nin ve Türkçenin başına gelenlerle daha verimli mücadele edebilmek için, "emeritus professor" unvanına çevirterek Türkiye'deki faaliyetlerini daha da yoğunlaştırdı. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk Türk üyesi oldu.
Nobel ödülüne aday gösterilen ilk bilim adamıdır.
Yıldız Teknik Üniversitesinden emekliye ayrıldı.
Başarılarından dolayı 1959'da ABD'de iki ödül birden aldı.
1973'te Almanya'nın Alexander von Humboldt Bilim ödülünü kazandı. Türkiye'de ilk kez kendisine özel kanunla "Türkiye Cumhuriyeti Profesörü" unvanı verildi (1975).
TÜBİTAK Bilim ödülü, Sedat Simavi ödülü, 1992'de Bilgi Çağı ödülü, İLESAM Üstün Hizmet Ödülü (1995), ayrıca Yılın Fikir Adamı, Yılın Bilim Adamı ödülleri, 2001 'de Yerel Gazeteler Birliğince Halk Kahramanı ödülü, Antalya'da Uğur Mumcu Bilim Ödülü (2002),
TÜRKSAV Türk Dünyası'na Hizmet ödülü (2002) aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi, Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi gibi birçok üniversitede profesörlük, mütevelli heyeti üyeliği görevlerinde bulundu.
Değişik ülkeler tarafından iki kez Nobel ödülüne aday gösterilen Sinanoğlu, yabancı dilde eğitime karşı yaptığı konuşma ve yazılarıyla da tanınındı.
Atatürk Kültür Kurumu üyesidir.

BAŞLICA ESERLERİ (Türkiye'de):

  • Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ve Türkçe -> Matematik + Bilim + Gönül (haz. Turgay Tüfekçioğlu, 1999),
  • Türk Aynştaynı,
  • Oktay Sinanoğlu Kitabı (Söyleşi: Emine Çaykara + Albüm ve Belgeler, 2001),
  • Bir NevYork Rüyası: Bye Bye Türkçe (2002),
  • Hedef Ülke (röportajlar, konuşan: Yılmaz Cebi, 2002)



OKTAY SİNANOĞLU
TÜRKİYE'DEN TÜRK DÜNYASINA TÜRKÇE'NİN GELECEĞİ

1956'da Amerika'ya ilk gittiğim yıllarda, o sıralarda yeni basılmış bir kitap okumuştum; adı: "Pantürkizm"... Kitap, Amerika' nın Türk Dünyası üzerine daha o zamanlar araştırma yapan belli başlı Evrenkentlerinden birinde verilmiş bir doktara teziydi.
Amerikan hükümeti, çoğu kez onun istihbarat ve gizli eylemler kolu olan CIA, böyle çeşitli evrenkentlerde, seçtiği profesörlere araştırma fonları tahsis ederek araştırmalar yaptırır.
Kitapta, Türkiye ve diğer o zaman çoğu Sovyetler Birliği'nde olan Türk Ellerinin- kültür, dil, eğitim durumları uzun uzun inceleniyor ve kitabın sonunda şöyle bir sonuç çıkarılıyordu: Amerika, İngiltere, Türkiye halkını Ang-losaksonlaştırıyor; eğitim dilini İngilizce yapacak Türkçe'yi unutturacak, halkın dilini İngilizce yapacak.
Sovyetler'de ise Ruslar Türk halklarını Ruslaştırıyorlar, orda da Rusça ile eğitim yapan okulların sayısını arttırıyorlar, halkı böyle okullara özendiriyorlar.
Rusça okullara ve mezunlarına tüm imkânlar sağlanıyor.
Türkçe okullar gittikçe söndürülüyor. Böylece, birkaç nesil sonra dünyada ne Türkiye Türkçesi, ne diğer Türk lehçeleri kalacak. Zaten Amerikan nüfuzunda olsun, Rus nüfuzunda olsun bütün Türk Ellerinde Türk Dünyası kavramına biraz merak saranlar derhal cezalandırılıyorlar.
Dolayısıyla, Pantürkizm diye bir tehlike kalmadığı gibi yakında Türk dilleri de biteceği için Türk lâfı bile tarihe karışacaktır.
Hititler ve Keltler gibi... 1956'dan bu yana Anglo-Sakson gayesi yolunda ne kadar mesafe katedilmiş olduğunu okuyucularımız takdir edeceklerdir. Yalnız, 90'larda Sovyetler dağıldı, Türk Dünyası önünde birden beklenmedik imkânlar belirdi. Ama Türk Dünyası hazırlıklı değildi.
Amerika ise hazırdı. Amerika, İngiltere ve İsrail hemen oralara el attılar. Özellikle Amerikan misyonerleri, çok iyi Kazak Türkçe'si öğretilmiş Amerikan ajanları Türkistan Ellerinde yoğun faaliyete giriştiler.
Geçen yıl Kazakistan'da iken Çimkent şehrinde 1 ay içinde 3.000 Kazağın Hıristiyan edildiğini öğrendik.
Derhal Amerikan okulları açıldı, bizdeki Robert Kolej gibi tohumlar atıldı. Ama aşağıda göreceğiniz gibi daha da önemli, uzunca bir vadede işi bitirecek dolaylı etkinlikler var.
Siyasi birlik hayalleri Üstünde durmaya hiç gerek yok. Zaten kendi iç siyaset durumumuz ne halde ki, bir de birçok hastalıktan oralara bulaştıralım.
Önce Türkiye kendisini toparlamalıdır. Ancak, şimdiki fırsatlardan faydalanarak uzun vadeli meseleler üzerinde durmalıyız. Bunların başında Türk dil birliği gelir. Onun için de Türk dilini, önünde hazırlanmış korkunç uçurumlara düşüp yok olmaktan korumak gerek.
Bir dilin yaşayıp gelişmesi eğitime bağlı. Eğitim düzenini yabancı boyunduruklara, kaptırıp sömürge eğitimine geçen, yani yabancı dilleri ayrıca öğretmek yerine, tüm derslerini kendi dilleri yerine yabancı bir dilde veren, hele hele bunu anaokullarına kadar indirmek ihanetine uğrayan ülkelerin dili, dolayısıyla önce kimliği, sonra bütünlüğü ve nihayet adları ve varlıkları tarihten silinip gidiyor. Türk dilinin çeşitli lehçeleri var.
Bunlardan Azeri Türkçesi 50 yıl önceki Türkiye Türkçesinin hemen hemen aynıdır. İçinde biraz Osmanlı Türkçesi var. Türkmen Türkçesi ile de fark fazla değil. Kazak, Kırgız, Tatar, Başkır lehçeleri, İslâm öncesi saf Türkçe gibi. Nitekim doğru olarak Cumhuriyet Türkiye’sinde Türkçe'ye ağırlık verilip Türkçe'nin eşsiz matematik gibi kurallarına uygun kelimeler türetilirken bu lehçelerden de birçok kökler yeniden alındı, en eski Türkçe böylece geri geldi. Kimse, hele Türk Dil Kurumu bu güzel Türkçe'ye "uydurukça" diye iftira etmesin. Ama, kimse de Osmanlı atalarımızın Arapça, Farsça kök ve kurallarla türettikleri güzelim Osmanlı Türkçesine de düşmanlık etmesin.
Eskisi de, yenisi de Osmanlısı, Çağatay'ı da hepsi hepsi Türkçedir. Yeter ki sözcükler dilimizin kurallarına uygun biçimde türetilsin ve kullanılsın.
İşin ilginç yanı, Türkçe 1980'lere kadar çok güzel bir gelişme içinde iken, son yıllarda Türkçe bütünü ile baltalanmış, eskisiyle, yenisiyle pek güzel Türkçe kelimeler varken ve herkes tarafından kullanılırken, birden İngilizcelerini sokuşturmak moda edilmiştir.
Bunda yabancı dille eğitim yapan okulların artmasının, dolayısıyla Türkçe'yi pek bilmeyen yeni nesillerin yetişmesinin de büyük payı var. "Mebus", "milletvekili" olmuşken birden "parlamenter" oluverdi.
Kendilerine "Parlamenter" diyerek Avrupalı süsü veren milletvekillerini hicaba davet ediyorum. Unutulmasın; ki, "parlamenter" yabancı dil kökeninde, "lâf yapan, lâf üreten" demektir.
Biz milletimizin vekillerini istiyoruz, mesleği boş laf üretmek olanları değil. Bunun gibi nice örnek var. "Vekiller Heyeti", "Bakanlar Kurulu" olmuşken arada bir özenti "Kabine" lâfı duyulmaya başlandı.
Ne ayıp! "Kabine"yabancı dilde, Kazak Türklerinin "hacet/tane" tâbir ettiği "tuvalet" anlamına gelir.
Türkçe'nin ve de Türk dil ve kültür birliğinin önündeki en büyük düşman, en büyük tehlike, bugün İngilizce ile eğitim yapan okulların hızla yayılıp Türk okullarının yalanda hiç kalmaması, yeni nesillerin Türkçe bilmemesi ve bu âfetlerin Türkiye taşeronluğu ile diğer Türk Ellerine de taşınmasıdır.
Artık Türk dilini sevenlerin Türk Dünyasını sevenlerin birinci görevi Türk varlığını, Türkçe'yi tarihten silmek için sinsice ama hızla çalışan iç ve dış düşmanları engellemektir.
(BirNev-YorkRüyası "Bye-Bye Türkçe")