Hit (3921) M-961

Üsküdarın Dergahları

Yazar Adı : İlim Dalı : Şehirler
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Nurgül Çepni/2010-03-05 Güncelleyen : /0000-00-00

Üsküdar'ın Dergâhları

Üsküdar kelimenin tam anlamıyla bir dergâhlar beldesiydi. Herbirinin bir müze gibi korunması gereken bu dergâhlardan bugün maalesef pek azı ayaktadır. Bunların bir kısmı da ana tahsîs amaçlarından uzaklaştırılmış, yalnızca insanların barındığı ikāmetgâhlar derekesine düşürülmüştür. Topluca kuudî (oturarak), kıyâmî (ayakta) ve devrânî (dairesel yürüyüş hâlinda) yapılan zikirlerin, izhâr olunan burhanların coşkusu çevrelerine yayılan o güzelim dergâhların çoğunun şimdi taş üstünde taşı bile kalmamıştır.

Nerede Nûr Baba Bektâşî dergâhı? Nerede Bezcizâde Bayramî Dergâhı? Nerede Hasîb Efendi Bedevî Dergâhı? Nerede Celvetî Bandırma Dergâhı? Nerede Kapıağası Cerrâhî Dergâhı? Nerede Nalçacı Halîl Efendi Halvetî Dergâhı? Nerede Halim Gülüm Kādirî Dergâhı? Nerede Alaca Minâre Nakşî Dergâhı? Nerede Sandıkçı Rıfaî Dergâhı? Nerede Hallaç Baba Sa'dî Dergâhı? Nerede Saçlı Hüseyin Efendi Sümbülî Dergâhı? Nerede Ümmî Ahmed Efendi Şâbânî Dergâhı? Hepsinin ve bilhassa da hazîrelerinin1 yerinde şimdi ya yeller esmekte, ya banka binâları yapılmış ya da mezbelelikler zuhur etmiş bulunmaktadır.

Üsküdar bir yüzyıl öncesine kadar, yâni nüfusu henüz 15 ilâ 20 bin kişi civârında iken, 13 farklı tarîkattan 67 adet (belki de daha fazla) dergâhı barındırmaktaydı2. Bandırmalızâde Seyyid Ahmed Münib Efendinin 1890 yılında İstanbul'da tesbit ettiği 307 dergâhdan hemen hemen beşte birinin Üsküdar'da bulunması mânîdardır. Bu ise yaklaşık 300 kişi başına bir dergâh demekti. Bu dergâhlardan yetişmiş olan dervişler ve mürşidler Üsküdar'ın bugün hâlâ bir mikdar ayakta kalmış olan mânevî yapısının mimârı olmuşlar, hayat tarzına damgalarını vurmuşlar, ahâliye mânevî rehberlik etmişler, onlara yobazlıktan ve bağnazlıktan uzak mânevî bir yol göstererek rahat bir soluk aldırmışlardır.

Her dergâhın haftanın belirli bir günü âyin günü olurdu. O gün âyini seyretmek ve hattâ iştirâk etmek üzere Üsküdar halkı, akşam namazından sonra, mutâdı olan dergâha fevc fevc akardı. Bir keresinde Üsküdar'da, Tabutçular içinde, "Sandıçı Şeyh Edhem Rıfaî Dergâhı"ndaki büyük bir toplantıya, Seyyid Abdülkādir Belhî'nin (1839-1923) usûlen dâvet edilmesi için Şeyh Haydar Efendi tarafından aracı olması zamanın Azîz Mahmûd Hüdâyî Türbesi türbedârı Eşref (Ede) Efendi'den (1876-1954) ricâ edilmiş. Fakat senelerdir Eyüb Nişancası'ndaki Şeyh Murad Buhârî dergâhından dışarı çıkmamış, ayrıca da herhangi bir dergâhı ziyâret âdeti de olmayan Hazret'in bu toplantıya da icâbet etmeyeceğine mutlak nazarıyla bakılmaktaymış. Eşref Efendi Hazret-i Seyyid'in dergâhına gidip, usûlüne uygun olarak, dâveti yapmış. Toplantı gecesi ise Eşref Efendi, Sandıkçı Dergâhı'ndan içeri girince, yaşı seksene varmış olan Hazret-i Seyyid'i mihrâbda ve Şeyh Haydar Efendi'yi de onun arkasında ayakta kemâl-i huşû' içinde görmüş. Hazret-i Seyyid'in Eşref Efendi'nin ricâsını kırmayıp, mûtâdının aksine, bu yaşlı hâlinde Eyüb'den Üsküdar'a kadar gelmesi karşısında herkes hem şaşırmış, hem fevkalâde memnûn olmuş ve hem de Eşref Efendi'nin zamanın Melâmî Kutbu'nun nezdindeki kadrinin, kıymetinin ve i'tibârının büyüklüğünü kemâliyle anlamış3. O gün icrâ edilen zikrin hâzırûna bahşetmiş olduğu mânevî lezzet ise, çocukluğumda, aradan 40 sene geçmiş olmasına rağmen, Üsküdar'ın ediblerinin, ressamlarının, hattatlarının, mûsıkîşinaslarının ve meşâyihinin toplantı mahalli olan meşhûr Attâr Dükkânı'ndaki4 o unutulmaz sohbetlerde hâlâ tahassürle anlatılırdı.

Dergâhların meşâyihi halkın zor zamanlarında karşılaştıkları meselelerin çözümünde onlara yol gösteren temkin ehli rehberlerdi de. Bu bakımdan Üsküdar hep zabtiye olaylarının fevkalâde nâdir zuhur ettiği bir belde olarak kalmış, bu bakımdan hiçbir zaman Kumkapı, Samatya, Beyoğlu, Tatavla semtlerine benzememiştir. Bugün dahî Üsküdar'da bu olayların nısbî azlığını bu mubârek merkezlerin ve bu merkezlerin mubârek zevâtının ihdâs etmiş oldukları (zayıflayarak da olsa günümüze kadar gelmiş olan) genel edeb, hak ve hukuku koruma kollama idrâki ve hattâ içgüdüsüne borçluyuz.

Üsküdar'da muhâfaza edilerek günümüze kadar erişebilmiş ve hâla dergâh havasını koruyan, yâni ikāmetgâh olarak kullanılmayan, beş dergâh kalmış bulunmaktadır. Bunlar tarihî eskiliklerine göre Karacaahmed'deki Karacaahmed Sultân Bektâşî Dergâhı, Açık Türbe'deki Azîz Mahmûd Hüdâyî Celvetî Dergâhı, Doğancılar'daki Mehmed Nasûhî Efendi Bayramî Dergâhı, İmrahor'daki Üsküdar Mevlevîhânesi ve Sultan Tepesi'ndeki Özbekler Nakşî Dergâhı'dır.

Üsküdar'a damgasını basmış olan tarîkat Celvetîlik'tir. Üsküdar'da 17 adet Celvetî Dergâhı ta'dâd edilmiştir. Azîz Mahmûd Hüdâyî Dergâhı ise Celvetî Tarîkatının "Âsitânesi" yâni tarîkatın diğer dergâhlarına şeyh tâyini kararlarının verildiği makamdır. Türbesi, câmi tarzındaki dergâhı, müştemilâtı, Hünkâr Mahfeli ve bakımlı hazîreleriyle çok müstesnâ bir külliyedir. Bendenizin dedemin dedesi olan ve Sultan II. Mahmûd'un Çuhadarı, Sultan Bâyezid Vakfı ruznâmçecisi (kâtibi), Şehzâde Câmii mütevelli heyeti âzâsı görevlerinde bulunmuş Hacı Mehmed Emîn Ağa (vef. H.1246/M.1830) da Azîz Mahmûd Hüdâyî Degâhı'nın hazîresinde gömülüdür.

Çocukluğumda Üsküdar'lı hanımlar hâmile olduklarını anlar anlamaz, ilk iş olarak bir boy abdesti alıp Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin türbesini ziyâret ederek: "İlâhî ya Rabbi! Karnımdaki şu çocuğun kusursuz doğmasını, Sana hayırlı kul, Cenâb-ı Peygamber'e hayırlı ümmet olmasını ve burada yatan Azîz Mahmûd Hüdayî hazretlerinin rûhâniyeti gibi yüksek bir rûhâniyet sâhibi olmasını lûtfet!" şeklinde bir duada bulunurlar ve bunu da bir Fâtiha ile noktalarlardı. Doğacak çocuğun böylelikle Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin rûhâniyetine tevdî edilmiş olduğu söylenirdi. Rahmetli annem üç çocuğu için bu işlemi yaptığı gibi rahmetli eşim Kâmuran hanım büyük kızım Fâtıma Mürşîde Fezâ'ya, büyük kuzinim rahmetli Melîha hanım oğlu Mehmet Semih'e, yengem Birsen hanım yeğenim Abdullāh Ahmet Refik'e ve (Allāh uzun ömür versin ve iki cihânda azîz etsin!) şimdiki eşim Gülsen hanım da küçük kızım Fâtıma Râbia'ya hâmile iken aynı an'aneye uymuşlardı. Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri'nin Cenâb-ı Hakk'a "İlâhî yâ Rabbi! Bizim türbemizi ziyâret edenleri ateşte yakma, suda boğma!" şeklindeki niyâzı dolayısıyla türbesinin ziyâretçisi çok olurdu; elân da öyledir.

Üsküdar'ın sanat, fen, ve sosyal hayatına 1800'lerden i'tibâren damgasını basmış olan efsânevî dergâhlarından biri de Özbekler Dergâhı'dır. Ebrû sanatında "Üsküdar Okulu" denen ve bütün Türkiye'yi kaplamış olan cereyân bu dergâhdan neşet etmiştir. Özbekler Dergâhı bugün dahî dillere destân Özbek Pilâvı'na eşlik eden sohbetlerin yapılmakta olduğu mânevî bir mekândır.

Üsküdar'da Gündoğumu Caddesi (eski Menzilhâne Yokuşu) eksen olarak alındığında gerek bu güzergâh üzerinde gerekse bu güzergâhı çevreleyen Kefçedede, Tavâşî Hasan Ağa, Tabaklar, Aşçıbaşı ve Arakiyeci Hacı Câfer Mahalleleri Üsküdar'da dergâhların yoğun olduğu yerlerdi. Bugün bu bölgede dolaşan dikkatli bir kimse, çoğu kere bendenizin de yapmakta olduğu gibi, kimi yerde hazîresi bile yok olup gitmiş de geride kalan kırık şâhideli tek bir mezarı, kimi yerde eskiden bir dergâh olduğu kitâbesinden anlaşılan bir mezbeleliği, kimi zaman artık zamana dayanma gücü kalmamış ahşap bir yapıyı hüzünle seyredebilir ve hayâlinde mâzîye bir yolculuk yaparak buralardaki dergâhların şa'şalı hâllerini içi burkularak tahayyül edebilir.

Dipnotlar

[1]Hazîre: Etrâfı çevrili mezarlık: Câmi, türbe ve dergâhlar gibi yerlere ait mezarlık.

[2]Bk. Sâlim Yorgancıoğlu, Üsküdar Dergâhları (Editör: Ahmed Yüksel Özemre), Üsküdar Belediyesi Yayınları, Üsküdar 2004.

[3]Bk. Ahmed Yüksel Özemre, Üsküdar'ın Üç Sırlı'sı, Kubbealtı Neşriyât, İstanbul 2004.

[4]Bk. Ahmed Yüksel Özemre, Üsküdar'da Bir Attâr Dükkânı, Kubbealtı Neşriyâtı, 4. baskı, İstanbul 2004.

Yayınlandığı Kaynak : 2005-06-02
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki : http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&task=view&id=144&Itemid=57