Hit (5414) M-63

Haberi Sıfatlara İmanda Mananın Allahın İlmine Havale Edilmesi Metodu

Yazar Adı : İlim Dalı : Kelam
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Nurgül Çepni/2010-03-17 Güncelleyen : /0000-00-00

Haberi Sıfatlara İmanda, Mananın Allahın İlmine Havale Edilmesi Metodu ve Ehli Sünnetin Konu Hakkındaki Görüşünün Tesbiti

Haberi sıfatlara iman haktır. Müteşabih , bila keyf gibi isimlerle de nitelendirilen haberi sıfatlara iman kur’an sünnet ve icma ile sabittir.
Haberi sıfatlarla tevil edilmesi ve manalarının anlaşılması kasdıyla meşgul olunması Kuran nassıyla yasaklanmıştır.
Müminler Allahın koyduğu ölçülere tabi olarak Allaha kulluk ederler. İman edenlerin bu meseledeki yükümlülükleri; Allahın kendisini tanıttığı kadarıyla iktifa edip , akla ve hayale gelebilecek değişik anlayış ve manaları Allaha nisbet etmekten imanlarını korumaktır.

Haberi sıfatlar Allahın sıfatlarıdır. Bunlara imanın ana çerçevesi ; Allahın kendisi hakkında haber verdiği ölçülerde iman edilmesi , Allah hakkında bilgisizce konuşmaktan kaçınılması , Allaha nisbet edilecek herhangi bir mananın mutlaka Allah ve Rasulu tarafından söylenmiş olması ölçülerine riayet edilmesi çerçevesinde olmalıdır .

Selefin bu sıfatlara iman edilmesiyle alakalı sözleri; “Kur’anda nasıl ifade edildiyse bizde öyle iman ediyoruz”, tavrında özetlenebilir.
Bu ifade tabiunun imamlarından naklolunmuştur. İmam Ebu Hanife ; öğrencileri Ebu Yusuf ve İmam Muhammed , İmam Şafii ve İmam Malik , Ahmed b. Hanbel ve onların döneminde ehli sünneti temsil durumundaki bütün imamların sözlerinin hulasası da budur.
İmam Malik ; “istava malumdur , keyfiyeti mechuldur iman etmek lazımdır, bu konu ile uğraşmak bidattir”,demek suretiyle bu konudaki görüşünü ifade etmiştir.

Ehli Sünnetin Bu konudaki Görüşlerinin Tesbiti:

Haberi sıfatlara iman ettikten sonra manalarının Allah’ın ilmine havale edilmesi ,Hanefi, Hanbeli , Maliki ve Şafiilerin seleften naklettikleri görüşve anlayıştır. Ehli sünnet bu ana çerçevede ittifak halindedir.
Selefin mezhebi haberi sıfatların manalarının bilinmesimidir ?Allahın ilmine tafvid edilmesimidir ? konusunun gündeme getirilmesi 7.hicri yüzyılda ön plana çıkmıştır.
Bu tarihten üç dört yüzyıl kadar önce felsefeciler haberi sıfatlarla alakalı bir zihin bulanıklığı oluşturmuşlar, maturidi ve eşari ekollerine bağlı bir gurup ilim adamı bu duruma müdahale etmiş, bazen onların metodlarıyla bazen de “ve Cadilhum biletli hiye Ahsen” ölçüsü çerçevesinde onların müslümanların zihinlerinde oluşturduğu problemleri çözmeye çalışmışlardır. Bunlar Maturidi ve Eşarilerin müteahhirunudurlar.

Haberi sıfatlara imandaki bu ittifak noktasından ve felsefecilere cevap kasdıyla bu sıfatların manalandırılması gayretlerinden üç yüzyıl kadar sonra hicri 7.yy da yaşayan ibn Teymiyye , selefin mezhebinin haberi sıfatların manalarının bilinmesi olduğunu iddia etmiş maturidi ve eşarilerin selefin mezhebi hakkındaki nakillerinin aksine mana bilinir deyip hem sıfatları isbat hem de manalarını isbat ,metodunu ortaya atmıştır.

Hanbeli mezhebinden bir kısım ilim adamı da onun görüşlerine destek verince “selefe göre haberi sıfatların manaları biliniyormuydu” tartışması gündeme oturmuştur.
İbn Teymiyye manaların bilineceği tezini delillendirmeye çalışmış sonraları bu delillendirmelerini teoriler üretmek suretiyle geliştirmiştir. Onun Allahın hakikaten eli vardır , Allahın hakikaten ayağı vardır ama ayağı bizim ayağımıza benzemez eli bizim elimize benzemez tarzındaki ifadeleri , O güne kadar sadece mücessime ve müşebbihenin seslendirdiği ifadelere benzer ifadeler olunca ; bu kendisinin mücessim ve müşebbih olarak nitelenip tekfir edilmesine sebebiyet vermiştir.

İşte Günümüzdeki ehli sünnet camia içerisinde , maturidi ve eşarilerin felsefenin metodları ya da benzer metodlarla felsefenin Müslümanların arasında oluşturduğu sorunları çözme metodunu kullanan gurubuyla , selefin mezhebine bağlı kalmak gayretiyle selef döneminde olmayan manaları selefin mezhebine katan gurubu ihtilaf halindedirler.
Maturidiler ve Eşariler ; esma ve sıfatın tevili ve ibtal edilmesi ve selefin mezhebinin dışına çıktıkları ithamıyla ; selefiler de teşbih ve tecsime düşmeleri ve selefin mezhebini sonradan kattıkları manalarla tahrif etmeleri iddiasıyla karşı karşıyadırlar.

Selefiyyenin Maturidi ve Eşarilere Eleştirileri ve Değeri:

Maturidi ve Eşarilerden Felsefi ekollerin müntesipleriyle cedel durumunda olanlar özellikle esma ve sıfat bahislerinde müteşabihatı luğavi manaları çerçevesinde tevil etmişlerdir. Selefiyye aslında kendileri de bu sıfatları manalandırma mezhebinde olmalarına rağmen bu teviller karşısında tavır almışlardır.
Maturidi ve Eşarilerin bu gurubunu luğavi gerekler çerçevesinde de olsa getirdikleri yorumların haberi sıfatların ibtaliı manasına geldiği iddiasıyla eleştirmişlerdir.Onları bazen mutezilenin görüşünü kabul etmekle bazen felsefenin etkisine girmekle ithametmişlerdir.
Halbuki onların bu tevil ve manalandırmaları teşbih ve tecsimin önünü kesmek kasıtlıdır. Onların tevilleri Mutezile vb. guruplarınki gibi bu tür sıfatların tevil edilerek inkarı neticesine vardırılmamaktadır. Ve kesinkes Allahın muradı budur denilmemektedir. Bu sıfatlar hakkında elsem olan selefin tavrıdır, ön kabulu her zaman itiraf edilmektedir.
Bu tavır felsefenin temsilcilerinin çıkardıkları fikri ve itikadi kargaşanın önüne geçmek ve avamın dini anlayışlarının tatil ve teşbihten korunması gayretiyle geliştirilmiş, müslümanlardan buna ihtiyacı olanlara söylenilmiştir. Akli ve ilmi birikimi selefin çizgisi üzerinde sebat etmeye yeterli olanlara söylenmemiştir. [1]

Selefiler tarafından selefin tavrını devam ettirmemek ve tahrif etmekle itham edilen maturidi ve eşariler kendilerini selefe nisbet etmektedirler. Onların en büyük ilim adamları selefin mezhebi eslemdir, hepimiz o mezhep üzerineyiz ,biz sadece meşru cedel çerçevesinde bu bahislere girdik, demektedirler.

Selefin mezhebini tayin etmede tabiî ki Hanbelilerin bir fakihinin 7. h. Yüzyılda ortaya attığı iddianın dikkate alınıp Kur an ve Sünnetin nakilcisi luğatçı , fakih , müfessir, tarihçi, kıraatçı binlerce ilim adamının kesintisiz senedlerle asrı saadet ve hayırlı üç nesilden naklettikleri konu ile ilgili ifade ve tavırların göz ardı edilmesi düşünülemez.
Kanaatimizce bu metod zaten belirli ölçü ve hassasiyetler dikkate alınarak kullanıldığından ,selefin itikadının korunması ihmal edilmediğinden ve kesinkes bu teviller Allahın muradıdır denilip haberi sıfatların ibtali yapılmadığından , Selefiyyenin ithamları yersizdir. Ama Müslümanların bu tür hassas konulardaki dengelerinin sürekli korunması adına dikkate alınmaya değerdir.


Maturidi ve Eşarilerin Selefiyye Hakkındaki Eleştirileri ve Değeri :

Selefiyye haberi sıfatların manalarının bilineceği ve manaların hakikaten isbat edilmesi gerektiğini öne sürmektedirler. Manaların Allahın ilmine tafvidinin selefin mezhebi olmadığını ve bu sıfatların uygun luğavi manalara hamledilmelerin bu sıfatların ibtali manasına geleceğini söylemek suretiyle maturidive eşarilerin selef mezhebi hakkındaki nakillerini de sonraki dönemde yaptıkları manalandırmayı da eleştirmişlerdir.Onlara bakılırsa selefin itikadına sadece Hanbeli ilim adamlarından bir gurup ilim adamı sahiptir.Diğer ehli sünnet ekolleri ve uleması hepbirlikte hata üzerinedirler.

Haberi sıfatların manalarının bilineceğinin selefin mezhebi olduğu iddiaları , selefin konu hakkında sukutuna, bu konularla manalandırmak ve fitne kasdıyla meşguliyetin kalpte hastalık manasına geleceğine ve bidat olduğuna dair sözlerine muhaliftir.İddiaları seleften yapılan ilgili nakil ve verilerle örtüşmemektedir. Yine konu hakkındaki ayeti kerimeye muhaliftir. Selefi temsil edemez ve selefe nisbet edilemez.

Selefiler selef akidesini savunmak çerçevesinde çok sayıda selef döneminde bilinmeyen itikadı benimsemek ve bunları savunmak vartasından maalesef uzak duramamışlardır. İslam davetinin kitlelere ulaştırılması sorumluluğundan çok müslümanların arasında çoğu kere uçlara varan hassasiyet tavırlarıyla gerginliklere ve sıkıntılara sebebiyet vermişlerdir.

Selefiyyenin sıfatullah konusunda genelde; haberi sıfatlar konusunda özelde ; bu sıfatların manalarının bilineceği iddiasından yola çıkarak kabul etmek durumunda kaldıkları çok sayıda hurafe de vardır.
Selefiyye Sıfatullahın manalarının bilinmesinin caiz oluşu anlayışı üzerine kuranda ve sünnette yeri olmayan çok sayıda yanlış itikad üretmiştir. [2]
Alem Allahla birlikte ezelden beri vardır, demiş ve “Allah vardı Allah’la birlikte hiçbir varlık yoktu” rivayetini , bir delil gösteremeden inkar etmişlerdir. Bu sahih senetlerle rivayet edilen bir hadisin üç rivayetinden ikisinin delilsiz ve akli gerekçelerle inkarıdır. Ve yanlıştır. Allahın evvel isminin inkarı manasına da gelir. Onun manasıyla çelişir. Vahid ve Ehad isimlerinin ibtali manasına gelir .

Yine bu anlayış çerçevesinde Allahın varlığının isbatında kullanılan hudus delilini inkar etmişler , Allahın muhalefetün lil havadis diye bir sıfatı olamaz demişlerdir.
Allahın mahlukatına benzememesinin inkarı çok vahim bir durumdur. Bu Allahın mahlukata benzemesinin onlara göre caiz olduğu manasına gelir . Bu ise “Allahın benzeri yoktur…” ayetiyle çelişir. Bu ön kabulleri üzerine geliştirdikleri manalandırmalarla Allahı mahlukata benzetmekten geri durmadıklarından müşebbihe , allahın cismi vardır bizim cisimlerimize benzemez, demelerinden dolayı da mücessime olarak vasfedilmişleridir. [3]

Allah , (kesintisiz yaratmanın halk sıfatında kemal olması boyutuyla) muhtar değildir , sürekli yaratmaktadır , görüşünü savunmuşlardır.
Bu inanç ta Allahın muhtar ismiyle çelişir . Bütün Müslümanlar ; “Allah faili muhtardır” itikadındayken , Allahın yaratmaya , sürekli yaratmaya mecbur olduğunu söylemek durumunda kalmışlardır. Bu ise hem ilgili ayetlerle , hem de Allahın kemal sıfatlarıyla çelişir .
Alemin sonradan yaratıldığı konusundaki icmayı inkar etmişlerdir. Bu , geliştirdikleri anlayış islamın en temel inanç esaslarından birisi olan alemin Allah tarafından sonradan ve yoktan var edildiği inancıyla çelişmektedir. [4]

Allah’la birlikte ezelden beri hadis varlıklar vardı , iddiasında bulunmuşlardır. (havadis la evvele leha) , bu inançları da islamın alemin yoktan var edildiği inancıyla çelişmektedir. Mantıksal açıdan da çok tutarsız bir inançtır . Bir şey ya ezelidir ya da mahluktur. Kısmen ezelilik iddiası akıldışıdır.

Allah arşa hakikaten istiva etmiştir , buna inanmayan kafirdir, ifadelerini ilk defa onlar seslendirmiştir. Allah arşa istiva etmiştir ifadesi haktır . Kuranla sabittir ama hakikaten kayıtlaması kur an ya da sünnette yoktur . seleften nakledilmemiştir. Bunun Allahın arşla teması ve hulul etmesi manasına geleceği aşikardır.
Bu ifadeler, Allahın alemi yoktan var etmediği , alemin onunla birlikte ezelden beri var olduğu , Allahın yaratmada muhtar değil mecbur olduğu ve sürekli yaratmak durumunda olduğu inancında oldukları manasına gelmektedir.
Allahın elinin yüzünün ayağının olduğu , ezelden beri var olan bir arşın üzerinde istiva edip(oturmakta olduğu) , zaman zaman dünya semasına indiği , mahlukatın içine girip çıktığı inancını kabul etmelerini beraberinde getirmiş, hatta bunu açık ifadelerle seslendirmişlerdir.
Halbuki Allah ; var ve bir olan , kemal sıfatlarla muttasıf noksanlıklardan yüce , mahlukata benzemeyen ; şu aleminin içinde ya da dışında olmakla vasf edilmeyen , varlığı kendisine özgü , sıfatlarında isimlerinde ve fiillerinde tek olan bir varlıktır.
Kendisi hakkında bilgisizce ve delilsizce söz söylemek caiz olmadığından , ona nisbet edilecek her söz ve mananın kur’andan ya da sahih sünnetten bir delili olmalıdır.

Selefiyyenin Allah ve alemle ve Allahın sıfatlarıyla alakalı geliştirdiği bu anlayışlar büyük hatalardır. Ve kur an ve sünnetle ve de selefin itikadıyla çelişmektedirler.

Selef Allahın haberi sıfatlarına mana veriyordu anlayışıyla geliştirdikleri bu anlayışların hiçbirisi sahabeden ya da tabiundan rivayet edilmemektedir.
Bunlar İbn Teymiyyenin kurgularıdır. Ve bir şekilde naslar bu manaya gelir gibi bir ifadeyle naslara dayandırılıyorsa da bunlar hem naslara hem selefin tavırlarına kesinlikle uymamaktadırlar. Tarihi nakillerde de yerleri yoktur.

Netice:
Selefiyyenin Maturidi ve Eşarilerinitikadlarına yönelttiklerieleştiriler özellikle selef itikadını benimseyen vefelsefecilerin metodlarıyla meşgul olmadan o tavrı devam ettiren maturidi ve Eş’arilere kesinlikle uymamaktadır.
Sonraki dönem Maturidi ve eşari ilim adamlarının tavırlarına yönelttikleri eleştiriler ise dikkate alınmalıdır. Amaen basitinden İmam Gazali ve İmam Ebul Muin en Nesefinin örneğinde Maturidi ve Eşari müteahhirununun tavırları ele alındığında selefiyyenin iddialarının ve uyarılarının müteahhirun dönemi ulemasının meslekleri hakkında da bir hassasiyet gerekliliği uyarısından öteye geçerliliğinin olmadığı görülmektedir.
Maturidi ve Eşarilerinselefiyye ye yönelttikleri eleştiriler ve bu eleştirilerin geçerlilikleri kitaplık ebadlarda konulardır . Allahın sıfatlarıyla alakalı hareket noktalarında her iki gurubunda ortak değerlerinin varlığı gözlemlenmektedir. Maturidi ve eşariler bu ortak değerlerin içeriklerini olduğu gibi muhafaza ederken , selefiyyenin bu değerlerin içeriklerine ek manalar katmakta oldukları gözlenmektedir. Haklarındaki eleştiriler bu konuda da geçerlidir.

Allahın varlığı ve Allah-alem ilişkisi ile alakalı İbn Teymiyyeye yöneltilen eleştirilere mesned teşkil eden ifadeler, mecmuul feteva ve minhacus sünne başta olmak üzereirili ufaklı bütün eserlerinde açıkça görülmektedir. Ve doğrudur. [5]
Maturidi ve Eşarilerin selefiyyeye yönelttikleri yanlış bir eleştiri ya da nisbet yoktur. Selefin Mezhebini temsil konusunda onların anlayışları ve nakilleri ile selefiyyenin selef in mezhebi konusundaki başlangıç noktaları kıyaslandığında ortaya çıkan durum maturidi ve eşarilerin nakillerinin doğru olduğunu göstermektedir.
Kur an ve sünnetin itikadla ilgili nasları, selef döneminde yazılmış olup bağlısı bulunan dört hak mezhebin müntesiplerinin ortaklaşa selefin akidesini temsil ettiğinde ittifak ettikleri akaid kitaplarındaki bilgiler , maturidi ve eşarilerin seleften naklettikleri inanç esaslarına uygundur. Selefiyyenin nakillerine değil. Selefiyyenin içinden çıktığı Hanbeli ekolünün İmamı Ahmed b. Hanbelin ve ibn Teymiyye öncesinde yetişen Hanbeli alimlerinin itikadla alakalı eserlerindeki inanç esaslarının(özellikle de selefin haberi sıfatların manalandırılması konusundaki görüşü konusunda) da Maturudi ve eşarilerin nakline uygun olduğu kesindir.
İbn kudame , İbn Akil gibi Hanbelilerin inançla ilgili tesbitleri de yine aydı doğrultudadır.
Selefiyyenin günümüzdeki temsilcilerinin bütün Ehli sünnetin ittifakla selef mezhebini temsil ettiğini söyledikleri Tahaviyye akaidine düştükleri aykırı dipnotlar onların nerelerde ehli sünnete muhalefet ettiklerini göstermektedir.
Bu çerçevede selefiyye kendilerine ehli sünnet camianın büyük çoğunluğunun yönelttiği bu eleştiri ve uyarıları dikkate almalı ve hayrul hattaiin et tevvabun ölçüsü çerçevesinde dinde aslı olmayan bu görüş ve ayrıntılardan uzaklaşarak selefin mezhebini nefislerinde ihya etmelidirler.

Dipnotlar:
[1] Maturidi ve Eşarinin öğrencilerinin benzer ifadelerle selefin mezhebi en güvenilir anlayıştır, dedikleri akılda tutulursa bu daha kolay anlaşılır.
Makalenin konusu dışına çıkmamamak için maturidi ve eşarilerin selefin mezhebinin tesilcileri oldukları ve onların müteahhirunun da yine selef akidesi üzerine olduklarının isbatına burada yer vermiyoruz.
[2] Selefiyye bu anlayışı onların tevilini yalnızca Allah bilir ve ilimde mütemekkin olanlar bilir şeklinde ki kıraate dayandırmışlardır. Ama bu ilinebilirlik imkanının ve içeriğinin gereği olarak öne sürdükleri deliller ve vardıklmarı neticeler üzerinde ağır eleştiriler almışlardır. Selefiyyenin imamı ibn teymiyyenin geliştirdiği haberi sıfatların manalarının bilinebilirliği tezi ve bunun mantıksal ve naslara dayandırılan içeriği le bunun kiritiği başka bir makalenin konusudur. Burada işaretle iktifa ettik.
[3] İbn Teymiyye bu tür ifadeleri eserlerinde çok sayıda yerde açıkça kullanmıştır. Hemde Allahın cismi vardır , bizin cismimize benzemez desem ,bunun ne mahzuru vardır, diyecek kadar ileri giderek.
[4] İbn Teymiyye , Meratibul İcma isimli esere yazdığı talikatında bu inancını açıkça ifade etmeketedir.
[5] Makelemizin konusu her iki guruba da nisbet ettiğimiz görüşlerin nisbetlerinin isbatı değildir. Haberi sıfatların manalandırılması probleminin içeriğinin en doğru şekilde tesbiti ve okuyucuya sunulmasıdır. Bu nakil ve isnadların konusu başka bir makaledir.

Haberi sıfatlara iman ettikten sonra manalarının Allah’ın ilmine havale edilmesi ,Hanefi, Hanbeli , Maliki ve Şafiilerin seleften naklettikleri görüş ve anlayıştır. Ehli sünnet bu ana çerçevede ittifak halindedir.

Selefin mezhebi haberi sıfatların manalarının bilinmesimidir? Allahın ilmine tafvid edilmesimidir ? konusunun gündeme getirilmesi 7. hicri yüzyılda ön plana çıkmıştır.
Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi : Eski Eserler Dergisi 1. Sayı
Sanal Dergi : eskiserler dergisi
Makale Linki :