Hit (4237) M-52

Muhammed Esed ve Meali (IV)

Yazar Adı : İlim Dalı : Tefsir
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Kitap Eleştirisi
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-06-22 Güncelleyen : /0000-00-00
Muhammed Esed ve Meali (IV)

Esed'in "akli yorumlarını" üçe ayırmıştık. Bugün, 3. şıkka girenlerin tasnifini yapalım:

a) Mucizelere, ilahi-kevni yasalara uygun izahlar getirmek: Mesela, Musa kıssasında geçen "suyun yarılmasıyla" ilgili izahı gibi (2.50; 20.77-78; 26.65-66 ve ilgili notlar). Mucizelerin "asla izah edilemez" oldukları gibi bir saplantınız yoksa, bu türden izahları kabul de edebilirsiniz, ret de. Nihayetinde bir yorumdur. Münker olmayan ve usulüne uygun yapılmış aykırı bir yoruma, sırf önceki yorumlara uymuyor diye karşı çıkmak, yorumlardan birini "cumhurun" ya da "selefin" gerekçesiyle "mutlaklaştırmaktır". Bu yaklaşım usule aykırıdır. Tehlikelidir, çünkü mutlaklaşan yorum nassın yerini alır. Yorum mutlaklaşırsa, nas mukayyetleşir. Kaldı ki, yorum yorumu nakzetmez.

Çoğunluğun görüşüne aykırı yorum yapmak, tek başına, yorumun geçersizliğinin delili olamaz. Çoğunluk (cumhur) adı verilen müfessirlerin bir çoğu, "kendilerinden önceki çoğunluğun" görüşüne aykırı nice yorumun sahibidir. "Maymunlaşma" konusunda (2.65) Mücahid'in yorumu, "illa ma zahara minha" (24.31) hakkında Kaffal'in yorumu, Maide 6'daki "ayaklarınızı da" hakkında Taberi'nin yorumu yüzlerce örnekten sadece birkaçıdır. İlim tarihimizde "cumhur" sözcüğünün otoritesine sığınılarak nice yanlış yorumların mutlaklaştırıldığı erbabının malumudur. Bir yorumun "şaz" olması, tek başına, yanlış olmasını gerektirmez. Bunun en tipik örneği tefsir tarihinin en özgün isimlerinden olan Ebu Müslim el-Isfahani'nin yorumlarıdır. Onun "şazzın şazzı" sayılan yorumları, Razi tarafından çoğu zaman "müreccah görüş" olarak desteklenir. Zaten onun kayıp olan tefsirine, Razi sayesinde, bu yolla ulaşmış oluruz.

Hepsi bir yana, tefsir tarihinde en aykırı yorum dahi "nakle" değer bulunmuştur. Kirmani'nin 40.34'teki "Yusuf"un, Hz. Yakub'un oğlu Yusuf değil, Hz. Yusuf'un torunu Yusuf olduğu görüşü gibi.

b) İki görüşten birini almak: Esed'in, ayın yarılmasıyla ilgili 54.1 ayetiyle ilgili yaklaşımı bunun örneğidir. İki görüşten birini tercih edip bunu da lafız-mana-maksat üçgeninde cevapladıktan sonra, bize "müfessir tercihte bulunmuş" demek düşer. Esed'in 3.30-32. ayetlere getirdiği yorum da bu türdendir.

c) İkna edici nakli ve akli bir delile dayanmaksızın mucizeleri tevil: Mesela, 3.49'a getirmeye çalıştığı izah ve yine 12.93'e düştüğü Hz. Yakub'un gözlerinin açılmasına ilişkin pek de ikna edici olmayan, zorlama notta olduğu gibi.

Fakat çok sınırlı sayıdaki bu örneklere bakıp Esed'e "rasyonalist" yaftasını yapıştırabilir miyiz? Rasyonalizm, aklı mutlaklaştıran bir felsefedir. Oysa ki akıl vahye göre varlığı aktif oluşuyla mukayyet bir araçtır (bağ). Bir müminin bu anlamda "rasyonalist" olması mümkün müdür?

Bu ikna edici olmayan bir iki yoruma dayanarak, Esed'in mucizeleri inkar ettiği iftirasında bulunabilir miyiz? Özetle o, Kur'an'a "akılcı" yaklaşmamıştır, "akıllı" yaklaşmıştır. Akli yorumlarının bazısında isabet edememiştir. Onun rasyonalizm hakkında nasıl mümince bir eleştiri getirdiğini merak edenler Yolların Ayrılış Noktasında İslam adlı eserine başvurabilirler. Ben buraya kısa bir bölüm aktarmakla yetineyim:

"Din meselelerinde aklın işlevi, tedbir ve denetim karakteri taşır; vazifesi, insan zihnine, onun kolayca, yani felsefî tevillere başvurmadan yüklenebileceklerinin dışında hiçbir şeyin zorla kabul ettirilmemesini sağlamaktır. İslâm dininde, beşerî duygulara (hevâ ve hevese) hâkim olan selîm ve önyargıdan uzak bir akla itimat edilmiştir. Fakat bu demek değildir ki, İslâm'la tanışan her akıl sahibi insan, zarûrî olarak ve mecbûr imişçesine onun esaslarını kabul eder! İslâmı kabul, her şeyden önce (manevî) bir istidat, çevre ve nihayet rûhî aydınlanmaya eriş - ya da, Kur'ân-ı Kerîm'in tâbiriyle, bir hidâyet meselesidir. Sübjektif önyargılarla donanmış kimselerin dışında, İslâm'da akla aykırı bir şey bulunduğu iddiasıyla ortaya çıkacak bir tek kimse bulamazsınız. (...) Aklımız, yaratılış karakteri icâbı, 'küllî oluş' fikrini kavrayamaz. Biz ancak, her şeyin teferruâtını (nasıl ve nice) anlayabiliyoruz. Fakat sonsuzu, ebedî ve ezelîyi, hatta hayâtın mahiyetini bilemiyoruz. Mutlak ve küllî temellere dayanan dînî hükümlere gelince: bunlar konusunda zarûrî olarak öyle bir rehbere muhtâcız ki, onun aklı maddeye dayalı salt aklî düşüncenin de, hepimizde bulunan sıradan akletme kabiliyetinin de üstünde ve ötesinde bir vasıf taşısın! Biz, vahiyle aydınlanan birine - kısaca bir peygambere muhtacız. Kur'ân'ın Allah (c.c.) kelâmı, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Allah (c.c.) Rasûlü olduğuna inanıyorsak eğer, her ikisinin rehberliğine, sadece ahlâkî olarak değil, aynı zamanda zihnî ve aklî olarak da, kayıtsız şartsız uymak durumundayız. Bu kayıtsız şartsız uyma hali, aklî melekelerimizi bir tarafa atmamız anlamına gelmez..."

Bu satırları yazan birini "rasyonalizme" nisbet etmek, insafla ne kadar bağdaşır? "Sünnetli" ve "mezhepli" olmak yerine, geçimini "sünnetçilik" ve mezhepçilikle" temin edenlerin onu malum ağızla "sünnet düşmanı" ilan etmelerine ne demeli? En affedilmez olanı da, bu satırların yazarını 'gizli din taşımakla' suçlamaktır ki, bu noktada söz tükeniyor.

Gelecek yazıda, Esed'in "terim" ve "kavramlara" getirdiği farklı yaklaşımı ele alalım.

KISA BİR NOT: Yüzyılın yüzaklarından Hamidullah Hoca'nın özgün siyeri İslam Peygamberi'nin hediye olarak verilmesi fikrini alkışlıyorum. Vesile olanları tebrik ediyorum. Merhum Üstad Hamidullah'a yönelik bir "tekfir" kampanyası başlatan "İHLAS"lı tekfircileri ve onların küfürbaz yamaklarını akl-ı selime, insafa ve İslami terbiyeye davet ediyorum. Okuyucularıma da, bu "fırsatı" kaçırmamalarını tavsiye ediyorum.

c) İkna edici nakli ve akli bir delile dayanmaksızın mucizeleri tevil: Mesela, 3.49'a getirmeye çalıştığı izah ve yine 12.93'e düştüğü Hz. Yakub'un gözlerinin açılmasına ilişkin pek de ikna edici olmayan, zorlama notta olduğu gibi. Fakat çok sınırlı sayıdaki bu örneklere bakıp Esed'e "rasyonalist" yaftasını yapıştırabilir miyiz? Rasyonalizm, aklı mutlaklaştıran bir felsefedir. Oysa ki akıl vahye göre varlığı aktif oluşuyla mukayyet bir araçtır (bağ). Bir müminin bu anlamda "rasyonalist" olması mümkün müdür? Bu ikna edici olmayan bir iki yoruma dayanarak, Esed'in mucizeleri inkar ettiği iftirasında bulunabilir miyiz? Özetle o, Kur'an'a "akılcı" yaklaşmamıştır, "akıllı" yaklaşmıştır. Akli yorumlarının bazısında isabet edememiştir. Onun rasyonalizm hakkında nasıl mümince bir eleştiri getirdiğini merak edenler Yolların Ayrılış Noktasında İslam adlı eserine başvurabilirler.
Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi : Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası
Sanal Dergi :
Makale Linki : http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Makale_id=697&Kat_id=8