Hit (204) M-2221

Ehli Sünnet Özel Sayısı Üzerine- Ehl-İ Sünnet Hareketinin Mahiyeti Hakkındaki Araştırmanın Önemi   

Yazar Adı : Süleyman Uludağ İlim Dalı :
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Akaid Makale Türü :
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2019-02-03 Güncelleyen : /0000-00-00

Ehli Sünnet Özel Sayısı Üzerine- Ehl-İ Sünnet Hareketinin Mahiyeti Hakkındaki Araştırmanın Önemi   
  
     Şayet Ehli Sünnet "Hz.Peygamber ve Sahabesinin üzerinde bulundukları yol", şeklinde tarif edilecek olursa, Ehli Sünnet hareketinin doğuşundan ve gelişmesinden söz edilemez. Çünkü bu manada Ehli Sünnet ile Ehli İslam birbirinin tam manasıyle aynıdır. Dolayısıyle Ehli Sünnet hareketinin doğuşu ve gelişmesi, Ehli İslam hareketinin doğuşu ve gelişmesinden ibarettir.
     Diğer taraftan müslümanların Ehli Sünnet'ten ibaret olmadıkları, Sünniliğin dışında Şia, Mutezile ve Havaric adı verilen müslümanların da bulundukları, İslami hareketi bütünüyle benimseyen bu zümrelerin Sünniliğe karşı oldukları da bir gerçektir.
 Gerek İslam hareketini esas itibariyle kabul ettikleri halde Sünniliğe karşı olan bu zümrelerin bulunuşu, gerekse bizzat Sünnilerin İslam ve Ehli İslam tabirleriyle yetinmeyip kendilerini öbür mezheplerden ayıran Ehli Sünnet tabirini ortaya koyup bunu benimsemeleri gösterir ki, "İslami hareket'le "Sünni hareket" arasında fark vardır. Gerek bu farkı, gerekse Sünnilikle Sünni olmayan mezhepler arasındaki farklar Sünniliği Sünnilik yapan esas amillerdir. Bu itibarla Sünniliğin doğuşu ve gelişmesi, bu farkların doğuşu ve gelişmesi demektir.

     Sünnilikle İslâm arasında birtakım farkların mevcut oluşu, aralarında bir zıddiyetin ve muhalefetin olduğu manasına da asla gelmez. Zaman zaman bu farklara haddinden fazla önem verildiği ve adeta birer esas sayıldığı için kısmen böyle bir zıddiyet ve muhalefet söz konusu olmuştur ama Sünnilik esas itibariyle bu farklarla birlikte İslâmî öğretiye parelel bir seyir takib etmiştir.
     Sözünü ettiğimiz farklar değişik zaman ve zeminlerin ürünüdür. Değişik kültürlerin ve kavimlerin bu farkların vücud bulmasında tesirleri vardır. Bu farkların ortaya çıkması hem zaruri, hem de faydalı olmuştur. Ancak, günümüzdeki içtimai ve kültürel şartlardan çok ayrı mahiyette bulunan bir cemiyet ve kültür şartları içinde ortaya konan bu farkların bugün için tamamen veya kısmen savunulması acaba ne derece doğrudur? Gerçek Sünnîlik, bundan asırlarca önce o zamanm şartlarına göre ve İslâm’ın tebligatına parelel bir biçimde ortaya konan bu farklar mıdır? yoksa bu farkları da dikkate alıp günümüz şartları içinde tarihteki benzeri gibi birtakım yeni farklar ortaya koymak mı lâzım gelmektedir?
     Eski farklara esas Sünnîlik deyip fazlasız ve noksansız onları hassasiyetle muhafaza etmekten yana olanlar çoktur. Bunu bir bakıma tabii saymak da icabeder. Zira asırlarca işlene işlene bu farklar adeta İslâm’ın ilk ve esas tebligatı ve talimatı haline gelmiştir. Dini an’anenin ve eğitimin tesiriyle bu farklar, İslâm’ın esas akîde ve hükümleriyle tam manâsıyla kaynaşmış ve aynîleşmiştir. Faydalı olmadığı kabul edilse bile bu an'aneden kısa sürede kurtulmak da mümkün değildir.
Diğer taraftan sözü edilen farkların ve Sünnîliğin esasını teşkil eden hususiyetlerin hiç değilse kısmen günümüz şartlarına uygun olmadığı kanâatmda olanlar da çoktur. Bunlara göre Ehli Sünnet'in zaman içinde ve tarihi şartlar dahilinde kazan dığı bu türlü şeyleri günümüzde savunmasının hiç yararı yoktur. Zararı ve mahzurları Jse çoktur. 

Onun için, günümüzde savunabilecek yeni bir Sünnîlik anlayışının vücuda getirilmesi şarttır. Esasen bu yolda ilk adımlar atılmış ve yola çıkılmıştır. Artık bundan geri dönülemez.

 Devlet idaresi ve siyaset anlayışının esasını teşkil eden halifelik ve halife seçimi konusunda Sünnilere hâkim olan yeni temâyüller bu durumun en çarpıcı örneğidir. Eski Sünnilikte halifenin Kureyş'ten olması şartı ısrarlı bir şekilde Şiiliğe ve Havârice karşı savunulmuştu. Yeni Sünnilik bu şartı aklına bile getirmek istememekte ve ona sadece tarihte kalmış ve günümüzde uygulanamaz bir vâkıa olarak bakmaktadır. Tabiidir ki yeni Sünnilikte yer alması veya almaması gereken bütün esaslar "Halifenin Kureyş'ten olma şartının kaldırılması" gibi açık değildir. 
Tartışılan ve doğruluğu su götüren, hattâ hatâlı olduğu belli olan birtakım hususlar da yok değildir. Ama bütün bunlar konuşula konuşula ve tartışıla tartışıla bir sonuca bağlanacak, hatalı düşünceler elenecek ve sakat görüşler ayıklanacak. Bu suretle yeni şartlara uyum sağlayan ama Kur'an’ın ruhundan kaynaklanan yeni bir Sünnilik vücûda getirilecektir. Esasen bu hâdise İslâm tarihinde ilk defa oluyor da değildir. Din tarihimizde bunun örneği vardır. Bu örnek bizim için iyi bir tecrübedir.

    Bugün İslâm âleminde Sünniliğin dışında sadece Şia ve onun çeşitli kollarıyla bir miktar Havâric (Ebâdiyye) vardır. Sünniliği, Şia, Mutezile ve Havariç gibi büyük ve önemli İslâm mezhepleriyle mukayase edecek olursak umumiyet itibariyle Sünniliğin onlara fâik olduğu görülecektir. Ancak Sünniliğin, kendisinden beklenen rolü oynayabilmesi ve isteneni verebilmesi için bu üstünlük yetmez. Mensuplarının ona yeni bir muhteva kazandırarak onu güçlendirmeleri şarttır. Hangi bakımdan olursa olsun, hedefine ulaşacak güçlü bir İslâmi hareket ancak Sünniliğin bünyesinde vücûda gelebilir. Başta Şia olmak üzere, diğer mezheplerden hiç biri İslâm cemiyetine, Sünniliğin verdiği gücü ve imkânı vermez. 
Devlet başkanı demek olan İmam in Allah’ın kararıyle bu göreve tayin edildiğini, imamların günahsız ve hatasız (masum) olduklarını ve şu anda görev yapan devlet başkanlarının el'an hayatta bulunan Mehdi’ye niyabet ettiklerini imanın şartı sayan Şiiliğe nazaran Sünniliğin içtimai ve siyasi sahadaki görüşleri son derece makul ve gerçekçidir.
    İslâm dininin, günümüz insanına inandırıcı bir şekilde tebliğ edilmesi için Sünniliğin umûmi çerçevesi dahilinde yeniden yorumlanıp değerlendirilmesi şarttır. Eski Sünniliğin yeni bir şekli ve ileri bir merhalesi olan yeni ve çağdaş Sünnilik, epey zaman alacak olan bu türlü yorumlar ve değerlendirmeler neticesinde vücûd bulacaktır. Aslında bu hareket epeyden beri başlamıştır. Şimdi yapılması gereken, bu süreç içinde Sünniliğin gelişmesini ve güçlenmesini hızlandırmaktır.

    Aylık Dergi’nin bu teşebbüsünü bu bakımdan değerlendirmek lâzım gelir. Bu konuda söylenen ve söylenecek olan sözler eksik veya yanlış veyahut yetersiz olabilir. Yapılacak şey bunları karalamak ve kötülemek değil; tamamlamak, düzeltmek ve yeterli hale getirmek olursa, bundan başta Sünnilik olmak üzere herkes kazançlı çıkar. Bu itibarla sözü edilen teşebbüse bu açıdan bakıp bu anlayış içinde ona katılmakta fayda görüyorum. Dileğim, bu tür teşebbüs ve faaliyetlerin yılmadan ve usanmadan geniş bir müsamaha havası içinde sürdürülmesidir.

Dr. Süleyman Uludağ Aylık Dergi, 23,24

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :