Hit (2925) M-2172

Anadolu’da Yok Olmaya Yüz Tutan Dini Topluluklardan Yezidiler

Yazar Adı : İlim Dalı : Mezhepler Tarihi
Konusu : Dili :
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2014-08-17 Güncelleyen : /0000-00-00

Anadolu’da Yok Olmaya Yüz Tutan Dini Topluluklardan Yezidiler[1]

Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan Yezidilerin birçoğu, son on beş yıl içerisinde muhtelif şehirlere veya ülke dışına göç etmişlerdir. Bu durum göz önüne alınarak, Yezidilerin coğrafi dağılımları ve nüfus durumları ele alınacak, ayrıca ülkemizde Yezidiler ile ilgili çalışmaların genel bir değerlendirmesi yapılacaktır.

I – Yezidilik ve Yezidiler[2]

Yezidilik, kurucusu kabul edilen Adi b. Müsafir ile başlatılmaktadır.
Adi b.Müsafir, Şam’ın Baalbek nahiyesinin Beytifar köyünde 1072 yılında doğmuş ve 1162 yılında Sincar’da (Irak) ölmüştür. Biyografik, bibliyografik eserler ile tasavvuf ve tarih kaynaklarında Adi b. Müsafir’den bahsedilmiştir. İstisnasız olarak bu kaynakların hepsi, kendisinden övgüyle bahsetmişlerdir.

Adeviye ve Sohbetiye tarikatlarıyla anılan Adi b. Müsafir, büyük bir mutasavvıf ve din bilginidir. Kendisi, Ebu’l-Vefa Hulvani, Ahmet Rufai ve Abdülkadir Geylani gibi dönemin büyük mutasavvıfları ve din bilginleriyle görüşmüş, sohbetlerinde bulunmuş, dostluk kurmuş ve güvenlerini kazanmıştır. Adi b. Müsafir’in İslam inançları ve tasavvufu ile ilgili günümüze kadar ulaşan eserleri vardır.

Adi b. Müsafir dönemi ve sonrası tatmin edici bir şekilde aydınlatılamamıştır.
Yezidilik araştırmalarının en büyük sorunlarından biri burada başlamaktadır. İslam kaynaklarında verilen bilgiler ışığında değerlendirildiğinde, Yezidilik ile Adi b. Müsafir arasında ilişki kurmak oldukça zordur. Aslında Yezidiliğin senkritik bir yapıya sahip olduğu varsayılmaktadır. Öyle görünüyor ki, Adi b. Müsafir’in öteden beri süre gelen sürece tesiri olmamıştır. Ya da Yezidilik son şeklini Adi b. Müsafir’den sonra almıştır. Her halde Yezidiliğin aydınlatılamamış olan bu dönemi daha uzun süre araştırmacıların dikkatini çekmeye devam edecektir.

İran ve Mezopotamya’da yaşamış ve yaşayan dinlerin izlerinin ve tesirinin görüldüğü Yezidilik, hem ismi hem de tarihi açısından günümüze kadar tartışıla gelmiştir. Farklı bir çok dinin etkisinde nasıl kaldığı, hangi aşamalardan sonra son şeklini aldığı konusu hala aydınlatılmayı beklemektedir. İleri sürülen tezler de meydana gelen bu senkretizmin açıklanmasında yoğunlaşmıştır.

Yezidiliğin bu isimle anılmasının nedeni de tam olarak ortaya konabilmiş değildir. Konu ile ilgili olarak öne sürülen görüşler şöyledir:

a-Yezd şehrine nispetle

b-İzed ve Yezdan kelimelerinden türetilmiş

c-Ezidi, İzidi ve İzdi ifadelerinden türetilmiş

d-Yezid b. Muaviye’ye nispetle

Yezidilerin menşei hakkındaki görüşlere gelince:

a-Haricilerden Yezid b. Enise tarafından kurulan bir topluluktur.

b-Yezid b. Muaviye’nin kutsal bir kişi olduğuna inanan bir topluluktur.

c-Ezd ve Yezdan kelimelerinden türetilmiş ve “tanrıya tapanlar” anlamında bu topluluğa verilen isimdir.

Yezidilik İnançları ve İbadetleri:

A- İnançlar

Yezidiliğin kutsal kitapları olan Mushaf-ı Reş ve Kitab-ı Cilve’de verilen bilgilere göre

Yezidiliğin inanç esasları şöyledir:

Tanrı inancı: Zaman ve mekan ile sınırlı olmayan, bütün her şeyi yaratan bir tek Tanrı inancı vardır. Bu Tanrı yarattığı her şeyi idaresi altında tutar ve yönetir.

Melek inancı: Melek inancı, Yezidilik inançlarının önemli bir kısmını teşkil eder. Melek inancının önemli bir mevkiini de Melek Tavus inancı oluşturur.

Melek Tavus hiç bir şey yokken vardı. Melek Tavus, Tanrının katından mütemadi olarak Yezidilerin sıkıntılarını gidermek ve onlara yardım etmek için yeryüzüne gelir.

Tanrı, otuz bin melek yarattı ve bu otuz bin melek kendisine kırk bin sene ibadet etti. Daha sonra onları Melek Tavus’a emanet etti ve onları göklere çıkardı.

Tanrı, Adem ve Havva’yı yaratacağı zaman meleklere: “ Ey melekler! Adem ve Havva’yı yaratacağım. Adem’in soyundan Şehid b. Cerra[3]’yı yaratacağım. Onun soyundan gelenler, Melek Azrail’e yani Melek Tavus’a saygı gösterecek ve hürmet edecektir.

Tanrı Adem’i yaratır ve cennete kor. Adem cennette yüz yıl bekler. Yüz yıl geçtikten sonra Melek Tavus, Tanrıya: “Eğer Adem bu meyveden yemez ise nesli nasıl çoğalır?” diye sorar. Tanrı da ona: “Emir ve komutayı sana bıraktım” der. Bunun üzerine de Melek Tavus Adem’e gelerek: “ Bu meyveden yedin mi?” diye sorar. Adem: “Hayır, Tanrı bundan yememi yasakladı” der. Melek Tavus’un da ona cevabı: “ Buğdaydan ye, senin için daha hayırlı olur” şeklinde olur.

Tanrı haftanın her bir gününde ayrı bir melek yaratmıştır:

Pazar günü, Melek Azrail’i yarattı. Azrail, Melek Tavus’tur, Melek Tavus bütün meleklerin başıdır.

Pazartesi günü, Melek Derdail’i yarattı. Bu, Şeyh Hasan’dır.

Salı günü, Melek İsrafil’i yarattı. Bu, Şeyh Şemsettin’dir.

Çarşamba günü, Melek Mikail’i yarattı. Bu, Şeyh Ebu Bekir’dir.

Perşembe günü, Melek Cebrail’i yarattı. Bu, Şeyh Şecaattin’dir.

Cuma günü, Melek Semnail’i yarattı. Bu, Şeyh Nasrettin’dir.

Cumartesi günü, Melek Nurail’i yarattı. Bu, Şeyh Fahrettin’dir.

Kitap inancı: Yezidiliğin iki tane kutsal kitabı vardır: Vahiy kitabı olan Kitabı Cilve ile yaratılışın, emir ve yasakların anlatıldığı Mushaf-ı Reş. Bu kitapların ne zaman, nerede, kim tarafından ve hangi dillerde yazıldığı tartışma konusudur.

Peygamber inancı: Tanrı insanlara elçi göndermeksizin doğrudan bilgi verebilir ve isterse onları doğru yola iletebilir. Aynı zamanda Melek Tavus Tanrının izniyle insanlara ve özellikle Yezidilere yol göstermek için Tanrının katından yeryüzüne iner. Melek Tavus yeryüzüne insan şekline bürünmüş olarak gelir. Ayrıca peygamberler de gönderilmektedir. Kitab-ı Cilve ve Mushaf-ı Reş’te adı geçen peygamberler vardır. Bunlar; Adem, Şit, Nuh, Yunus, İsa ve Hasiye’dir.

Tenasüh inancı: Yezidilikte tenasüh inancı vardır. Kutsal kitaplardan biri olan Kitabı Cilve’nin bu inancı açık bir şekilde gösteren ifadesi şöyledir:
Eğer istersem öldürdüğüm kimseyi, ruhların tenasühü yolu ile bu dünyaya bir, iki veya üç defa gönderirim.”

Yaratılış:

1-Evrenin yaratılışı: Kutsal kitapta açıklandığı üzere evrenin yaratılışı şöyledir: “Size evvelce yazdığımız gibi, yer ve gök yaratılmadan önce her yer sularla kaplıydı. Tanrı suların üzerinde bulunuyor ve yaptığı bir kayıkla denizler arasında geziyordu. O vakit beyaz bir inci yarattı ve ona kırk yıl hükmetti, sonra inciyi kırdı ve ayağı ile tepti.

Ne şaşılacak şeydir ki, incinin uğultusundan dağlar, gürültüsünden tepeler ve dumanından gökler meydana geldi. Tanrı, yeri ve göğü yedi kat, güneşi ve ayı yarattı. Sonra dağları, tepeleri ve gökleri dondurdu ve direksiz astı. Yeri ve onun yıkıntılarını kapattı ve eline bir kalem alıp yarattıklarını yazdı.

Sonra Fahrettin Enes’i, hayvanları, yırtıcı kuşları yaratarak onları hırkasının ceplerine koydu. İşte o zaman meleklerin refakatinde inciden çıktı. Meleklerden Fahrettin inciye yüksek sesle bağırdı. Bunun üzerine inci dört parçaya ayrıldı. İçinden su çıktı ve deniz oldu. Dünya deliksiz yuvarlak oldu.

Tanrı Cebrail’i bir kuş şeklinde yarattı, dünyanın dört köşesini yapmak üzere gönderdi. Sonra bir gemi yarattı ve gemiye otuz yıl bindi. Tanrı sonra gelerek Laleş’e oturdu ve dünyaya bağırdı. Deniz dondu, dünya meydana geldi ve sallanmaya başladı. Cebrail’e incinin iki parçasını getirmesini emretti. Bir parçasını yerin altına diğer bir parçasını göğün kapısına koydu. Sonra göğe güneş ve ayı yerleştirdi. İncinin kırpıntılarından gökyüzünü süslemek için yıldızları yarattı. Bunları gökyüzüne astı. Yeryüzüne süs olarak meyve veren ağaçları ve bitkileri yarattı. Sonra Ferş üzerinde Arş’ı yarattı[4].

2-İnsanın yaratılışı: Tanrı Kudüs’e indi. Cebrail’e toprak, su, hava ve ateş getirmesini emretti. Tanrı bunların karışımından ilk insan olan Adem’i yarattı. Ve kudreti ile ona ruh verdi. Cebrail’e Adem’i cennete götürmesini ve orada buğday dışındaki yiyeceklerden yemesini ve fakat buğdaydan kati surette yememesini emretti. Adem burada yüz yıl kaldı.

Yüz yıl geçtikten sonra Melek Tavus, Tanrıya: “Eğer Adem bu meyveden yemez ise nesli nasıl çoğalır?” diye sordu. Tanrı da ona: “Emir ve komutayı sana bıraktım” dedi. Bunun üzerine Melek Tavus, Adem’e gelerek: “Bu meyveden yedin mi?” diye sordu. Adem: “Hayır, Tanrı ondan yememi yasakladı” dedi. Melek Tavus, ona: “Buğdaydan ye, senin için daha hayırlı olur” dedi. Adem buğdaydan biraz yedikten sonda karnı şişti, ıstırap çekmeye başladı. Melek Tavus, onu cennetten çıkardı. Kendisi Tanrının katına; göğe çıktı.

Adem’in vücudu sıkıştı. Çünkü Adem’in vücudunda atıkları dışarı atacak hiçbir organ yoktu. Sonra Tanrı, bir kuş gönderdi. Kuş, gagalamak suretiyle bu organı açtı. Adem de buğdayın neden olduğu atıkları attıktan sonra rahatladı.

Cebrail Adem’e yüz yıl görünmedi. Bundan dolayı Adem yüz yıl üzüldü ve ağladı. O zaman Tanrı, Cebrail’e Havva’yı yaratmasını emretti. Cebrail de Adem’in sol koltuğunun alt kısmından Havva’yı yarattı.

Bütün hayvanlar yaratıldıktan sonra, Adem ile Havva arasında, “evlat babadan mı, yoksa anneden mi meydana gelir?” şeklinde bir tartışma çıktı. Çünkü onların her biri nesillerinin biricik kaynağı olmak istiyordu. Bu tartışmaya onların hayvanların kendilerine benzeyen yavruları yavrulamak için çiftleştiklerini ve ortak ilişkilerini görmeleri neden oldu.

Uzun bir tartışmadan sonra her biri tohumlarını bir testi içine akıtıp ağzını kapayarak kendi mühürleri ile mühürlediler ve dokuz ay sonucu beklediler.

Dokuz ay geçtikten sonra testiyi açtılar. Adem’in testisinde bir kız ve bir erkek çocuk vardı. İşte Yezidiler, Adem’in testisinden çıkan bu kız ve erkek çocuğun neslinden türemiştir.

Havva’nın testisinde ise bir takım çürük haşarat vardı ve bunlar pis kokular yayıyordu.

Tanrı, bu çocukları beslemesi için Adem’e iki meme verdi.

Bundan sonra Adem ile Havva cinsel ilişkide bulundular. Havva bu ilişkiden bir erkek ve bir kız doğurdu. Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve diğer dinler ve mezhepler hep bunların neslinden türedi.

Yasaklar:

Yezidilikte şunlar yasaklanmıştır: “Marul, çünkü adı, peygamberlerimiz Hasiye’nin adına benzer. Börülce yemeyiz, koyu mavi renk giymeyiz ve Yunus nebiye hürmetimizden de balık yemeyiz. Geyik etini de yemeyiz; çünkü geyik peygamberlerimizden birinin koyunu idi. Dini önderlerden Şeyh ve talebesi Melek Tavus’a hürmeten horoz eti yemezler. Onun sureti horozdur. Şeyh ve talebesi kabak yemezler.

Ayakta işemek, oturarak elbise giymek, tuvalette konuşmak ve umumi hamamlarda yıkanmak haramdır.

Şeytan kelimesini ve buna benzeyen “kaytan”, “şad”, “şer”, “melun”, “lanet” ve “nal” gibi benzer kelimeleri telaffuz etmemiz yasaktır.”

B- İbadetler

Yezidilerin “Qawl” adını verdikleri ve günlük olarak yaptıkları duaları vardır. Bütün kutsal metinlere “ Qawl ” denir.

En önemli dualardan birisi: Güneş doğarken ve batarken olmak üzere günde iki kez yapılır. Bu duaya başlamadan önce eller, yüz ve ayaklar yıkanır. Seccade üzerinde veya temiz bir yerde ayakta durur vaziyette güneşe dönülür, eller önce göbek hizasında bağlanır, sonra kaldırılır, eller açık, el ayaları gökyüzüne bakar şekilde tutulur ve dua okunur. Dua bittikten sonra eller diz kapakları üzerinde olacak şekilde belden eğilmek suretiyle rüku yapılır. Bu eylem üç kere tekrarlanır. Dizler yere konur secdeye gidilir ve alın yere konulur, yer öpülür. Bu eylem ise iki kez tekrar edilir. Secde yapılan yerde diz üstü oturularak eller açık, el ayaları gökyüzüne bakar şekilde dua edilir. Böylece dua tamamlanmış olur.

Aralık ayının ilk Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde oruç tutulur. Oruç, sabahtan akşama kadar hiçbir şey yememek, içmemek ve cinsel ilişkide bulunmamaktan ibarettir. Din adamları ise yazın ve kışın olmak üzere seksen gün oruç tutarlar.

Hac için Ekim ayının ilk haftasında Adi b. Müsafir’in kabrinin bulunduğu Laleş’e gidilir.

Din adamı sınıfı dünya ile meşgul olmaz. Bu sınıfın geçimini müritler, zekat ve sadakalarıyla karşılar.

Yezidilikte Dini-Sosyal Tabaka

A-Din Adamları

a-Emir: Emir, dünyevi otoritedir.

b-Şeyh: Şeyh, dini otoritedir.

c-Kaval: Kaval, Sancak denilen, tunçtan yapılma Melek Tavus sembolünü Yezidilerin yaşadığı yedi ayrı bölgeye götürmekle görevlidir.

d-Köçek: Sincar’da hizmet için kalan Köçek, dini ayinlerde dans eder.

e-Pir: Pir, müritlere dini bilgilerin öğretilerek, yaşanmasını ve dini merasimleri icra etmekle görevlidir.

f-Peşimam: Peşimam, özellikle nikah gibi merasimleri yönetmekle görevlidir.

II – Yezidilerin Coğrafi Dağılımı ve Nüfusu

Son otuz yıl içinde muhtelif sebeplerden dolayı göç eden Yezidiler, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde meydana gelen terör olaylarından önce neredeyse tamamen topluluklar halinde göç etmişlerdir. Günümüzde Türkiye’deki Yezidi nüfusuna bakarak, Türkiyeli Yezidilerden bahsetmek neredeyse mümkün değildir. Belki de Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli Yezidilerden söz etmek daha doğru olacaktır. Çünkü yurtdışına göç eden Yezidilerin büyük çoğunluğu Avrupa ülkelerine göç etmişlerdir. Bunlar, göç ettikleri ülkeye iltica ederek o ülkenin vatandaşı olmuşlardır.

Türkiye‘de Yezidilerin yerleşik oldukları yerler ve nüfusları 1985[5] ve 2000 yıllarına göre şöyledir:

1985[6]:

Siirt ili: Kurtalan ilçesi: Beşpınar kasabası,

Kurukavak köyü: 800 kişi,

Beşiri ilçesi: Oğuz kasabası,

Onbaşı mezrası,

Uğrak,

Kuşçukuru,

Ekinciler mezrası,

Uğurca,

Kumgeçit,

Üçkuyular,

Meydancık mezrası,

Deveboynu,

Yolkonak,

İkiköprü,

Beşiri ilçesi toplam: 4806 kişi,

Batman ilçesi: Yolveren köyü: 120 kişi,

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :