Hit (5920) M-1874

Osmanlı Dünyasında Dini Musiki Dindışı Musiki Uzlaşması

Yazar Adı : İlim Dalı : Mûsikî
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2010-01-27 Güncelleyen : /0000-00-00

Osmanlı Dünyasında Dini Musiki-Dindışı Musiki Uzlaşması

İslam inancında musikinin yeri konusunda kesin bir yargıya varılamamıştır. Musikinin dindeki yeri din bilgilerinin islam kaynakları üzerindeki yorumlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Bu yüzden, musiki konusunda zıt görüşler ileri sürülmüştür. Genel olarak, islam dininin musikinin dinleyenlerde uyandırdığı duygulara göre bir yargıya vardığı söylenebilir. Buna göre, dinleyenlerde "yüce" duygular uyandıran musiki "mubah", hatta "helal"; "bayağı" duygular uyandıran musiki ise "haram" sayılmıştır. Hz. Muhammed herkesce bilinen bir hadisinde "Kur'an- ı güzel sesle süsleyiniz" demiştir; ayrıca, ezan okuma geleneği de peygamber tarafından başlatılmıştır.

Muhafazakar islam gelenekleri musikiyle uğraşmanın, hatta musiki dinlemenin din açısından "caiz" olmadığı yolundaki görüşlere zemin hazırlamış, bu konuda tereddütlere yol açmış olmasına rağmen, Osmanlı tarikat-tekke çevreleri geniş bir dini repertuvarı yaratarak musiki sanatına katkıda bulunmuştur. Musiki zevkinin topluma yayılmasında en önemli rolü oynayan çevreler tekke olmuştur. Tekkelerin çok büyük bir çoğunluğu ayinlerinde, zikirlerinde musikiye yer vermiş, musikinin günah olduğu yolundaki baskılara ve telkinlere karşı direnmiştir. Musiki zamanla camiye de girmiş, yerleşmiştir. Dini musikinin gelişmesi tekke ve cami usluplarını doğurmuştur. Tekke ve cami musikisi türleri aynı sanat kurallarına göre işlenmişse de, bu iki türün üslupları, tavırları farklıdır.

Cami musikisinin en belirgin özelliği saf bir söz musikisi olmasıdır; bu musikide saz kullanılmaz. Hafız yahut müezzin bir dini metni doğaçlama olarak tek başına ezgiyle okur. İlahi, tevşih gibi besteli eserler ise çok kere toplu olarak okunur.

Tekke musikisinde de, cami musikisinde de doğaçlama büyük önem taşır. Kur'an, hafızın doğaçlamalarla kurduğu usülsüz, yani serbest ritimli musiki cümleleriyle ezgilendirilir. Ezan da doğaçlamadır. Cami musikisinin halk katında en yaygın şekli olan mevlid geçmişte besteli bir eserdi; besteli mevlid günümüze ulaşamadığı için, mevlid de doğaçlamaya dayalı bir musiki olmuştur. Tekke musikisine özgü bir beste şekli olan kasideler de doğaçlamaya dayanır.

Doğaçlama sadece dini musikiye özgü değildir. Dindışı şehir musikisinde de Anadolu halk musikisinde de büyük önem taşır; gazel, taksim, uzun hava, mani gibi doğaçlama olarak ezgilendirilen musiki şekilleri vardı. Bu bakımdan, doğaçlama Türk musiki kültürünün çok önemli bir yanıdır. Başlıbaşına bir beste biçimidir. Şehir ve köy halk musikisinde kimi bölümleri doğaçlamaya dayanan, kimi bölümleri besteli olan musiki şekilleri de vardır. Ancak, doğaçlamanın ezgi örgüsü ve tavrı musikisinin türü ile beste şekline göre değişir.

Doğaçlama, bir icracının musiki bilgisini, teknik ustalığını, sanat ilhamını, zevkini ortaya koyan bir musiki sınavı olarak da görülebilir. Bu durum makam musikisinde özellikle önemlidir. Herhangi bir tecrübeli icracı kullandığı makamın seyrini sazıyla yahut sesiyle kolaylıkla gösterebilir; böyle bir doğaçlama zor değildir. Zor olan, icracının makamı alışıImadık ezgilerle, teknik ustalığını da ortaya koyarak işleyebilmesidir. Güzel bir doğaçlama besteli bir eser kadar değerlidir. Doğaçlama yalnız Osmanlı-Türk musikisinde değil, benzer geleneklere dayanan Doğu Akdeniz halklarının musikilerinde de ortak bir özellik niteliğindedir.

Osmanlı musıki geleneğinde dini musiki ile dindışı musiki birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaz. Dini ve dindışı musiki ürünlerini besteleyen ve icra eden kimseler aynı musikicilerdir. Sadece dini eserler bestelemiş olan musikici sayısı azdır. Nitekim, tekkelerde dindışı musiki üzerinde de çalışılırdı. Özellikle İstanbul'un tanınmış musikicileri musıki dinlemek için tekkelere devam ederler, fikir alışverişinde bulunurlar, dini ve dindışı repertuvarı ve genel musiki bilgilerini kuşaktan kuşağa aktarırlardı. Dini musiki ile dindışı arasındaki bu sıkı bağ Osmanlı-Türk musıkisinin ayırt edici yönlerinden biridir.

Pek çok hanendenin hafızlık geleneği içinde, yani Kur'an-ı hafzederek yetiştiğini biliyoruz. Osmanlı döneminde, tanınmış hanendelerin çoğu hafız, müezzin, imam, hatip ve mevlidhandı. Bunlar bir yandan sarayda, camilerde, evlerde Kur'an okurlar; bir yandan da fasılllarda hanendelik ederler, şarkılar, gazeller söylerlerdi. Yakın geçmişe bakarsak, Hafız Osman, Hafız Sami, Sadettin Kaynak, Hafız Kemal, Hafız Yaşar, Hafız Burhan gibi büyük hafızlar dindışı musıkinin de en tanınmış icracıları arasındaydılar.

Hafız-hanende tavrı bu geleneksel şarkı söyleme üslubuna ve tekniğine damgasını vurmuştur. Eski hanendelerin en çok dikkati çeken yanı hemen hemen hepsinin kur'an, mevlid, kaside, gazel okumakta üstadlık seviyesine erişmiş olmasıydı. Okuyuş üsluplarında dini musıki ile dindışı musiki iç içe geçmiştir. Hanende, dindışı musikide de dini musıkinin etkisi altındadır. Bu durum, ezgi kuruluşunda kendini açıkça hissettirir. Teknik yönden de, gırtlak nağmeleriyle örülü bir üsluptur bu. Hanende, çok kere, "yerinden" denilen "bolahenk" düzenine göre okur; kimi hafız-hanendeler daha tiz perdelerden, örneğin "mansur" düzeninde de okurlar. Osmanlı dünyasındaki dini musıki -dindışı musiki uzlaşması böylece şarkı söyleme üslubuna ve ezgilendirme tekniğine de yansımıştır. Bu hafız üslubu ve tekniği Münir Nurettin Selçuk'a kadar devam etmiştir. Selçuk "gay gay" denilen gırtlak hareketlerini büyük ölçüde temizlemiş, nağmeleri düzleşmiştir; ezgi kuruluşunda da mevlid-kaside tavrı dışına çıkmıştır. Selçuk'un 1928'den sonra taş plaklara okuduğu gazeller eski üsluptan bir kopuşu temsil eden, yepyeni bir doğaçlama üslubudur.

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki : http://www.kalan.com/scripts/Dergi/Dergi.asp?t=3&yid=2870