Hit (3629) M-1731

Kar ve İnkar

Yazar Adı : İlim Dalı : Yazar Hakkında
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-11-03 Güncelleyen : /0000-00-00

Kar ve İnkar

Nobel edebiyat ödülünü aldıktan sonra romanlarını okumuş bir bilim insanı olarak iki duyguyu hemen aynı anda yaşadım: Bir taraftan Nobel edebiyat ödülü almış bir yazarı kendi dilimde okumuş olmanın zevki, kıvancı ve gururu, diğer taraftan Cevdet Bey ve Oğulları’ndan Kar adlı romanına kadar bütün metinlerde bir türlü Türkçe zevkini tadamamış bir okuyucu olarak Pamuk’a bu ödülün hangi gerekçeyle verilmiş olduğunu anlayamamış olmanın şaşkınlığı... Söz konusu ikilemi aşmak için, özellikle bu niyetle Kar romanını bir kez daha okumaya karar verdim. Belki ona Nobel ödülünü kazandıran nedenleri gözden kaçırmış olabilir, belki önyargı, dalgınlık, belki de henüz belirleyemediğim sebeplerin herhangi birinden ona haksızlık yapmış olabilirim düşüncesiyle hem de mümkün olduğunca dikkatle.

Roman, arka planından anlaşıldığı kadarıyla 28 Şubat sürecinin hazırlayıcısı 1990’lı yılların izlerini taşıyan birkaç günün yaşandığı Kars şehrinde geçiyor. On iki yıllık Almanya sürgününün ardından yurda dönen roman kahramanı Ka, son zamanlarda Kars’ta yaşanan intihar vakalarının fazlalığıyla ilgili bir röportaj yapmak için oraya gitmiş, ancak kendini hareketli, sıcak, gizemli olaylar dizisinin içinde bulmuştur. Anlatıcıya göre (Orhan); Refah Partisi’nin uzantısı gibi görünen İmamhatipli gençler, ülkeye dini rejim getirmek için gece gündüz uğraş vermekte, başörtüsü eylemleri yapmakta, onlara çanak tutmak için laikçiler de habire kışkırtıcı eylemler düzenlemektedirler. Biraz da bu amaçla Ankara’dan Kars’a Sunay Zaim ile eşi Funda Eser Millet Tiyatrosu’nda oynanmak üzere gelmiş; 1940’larda oynanan Vatan yahut Çarşaf adlı oyunun yeni varyasyonunu canlandırmışlardır. Oyun öncesinde, imamhatipli gençlere göre baş örtüsü eylemlerine destek veren okul müdürü öldürülmüş; öldürmesi emrini veren Lacivert, ülkenin birçok yerinde bu amaçla eylem planları yapmıştır.

Ka’nın röportaj için Kars’a geldiği günlerde Lacivert de şehirde, imamhatipli gençleri kışkırtma planları yapmakta ama aynı zamanda Karpalas Oteli’nin sahibi ve Ka’nın sevgilisi İpek’in babası Turgut Beyin her iki kızının da sevgilisi olan biridir. Romanın sonunda şehirdeki yerel darbeden dolayı ölen yirmi dokuz kişiden biri olacak ve İpek’in Ka ile Almanya’ya gelmesinin önündeki en büyük engel olarak ölümüyle bile metne ciddi bir damga vuracaktır.

(Düzenli bir olay örgüsü)

Roman, şiir, hikaye, deneme hangi türde olursa olsun bir metnin birinci derece yapması gereken ya da asıl işlevi sahip olduğu dili zenginleştirmek, onun olanaklarından yararlanmak, dahası ona yeni imkanlar eklemektir. Bu arada dilin ayrıntısı, akışkanlığı, esnekliği hep metinde kendini gösteren yan unsurlar olarak belli işlevlerde bulunurlar. Elbette, bütün bunlar olurken okuyucu, metinden dil zevki almayı, doğal bir hak olarak görür.

Roman kurgusuna, tekniğe, geleneğine ve üslubuna ait ayrıntılar bir tarafa bırakılırsa, Orhan Pamuk metinleriyle ilgili olarak yaşadığım en önemli çelişki Türkçeyi bilmemesi, onu özümseyememiş olmasıdır. Her metin sonrasında Türkçeden biraz daha uzaklaştığım duygusuna kapıldım, bu Kar romanında da böyle oldu. Pamuk’ta romantizmden en ufak bir eser bulunmaması yanında, aşk gibi insanların tarih boyunca en ziyade değer verdikleri kutsal bir kavram bile onun elinde mekanik, sıradan ve bütün duygulardan soyutlanıp maddeleşmiş bir görüntüyle karşınıza çıkabiliyor. Üstelik yazar bunu size, ikna edici bir üslupla veremiyor da. Anlattığının gerçekten aşk olduğuna kendisi inandığı gibi sizin de inanmanızı bekliyor. Oysa beyhude. Kar’da, İpek’le Lacivert, İpek’le Ka; Necip’le Kadife, Fazıl’la Kadife ve Lacivert’le Kadife arasında geçenin gerçekten aşk olduğuna inanıyor Pamuk, sizden de inanmanızı bekliyor lakin cımbızla arasınız bile o cümlelerin arasında en ufak bir aşk sızıntısı bulmanız nafile... Aynısını dostluk, nefret, acı ya da başka bir duygu için de söylemek abartı değil. Pamuk, tıpkı dili bilmediği, inceliğinden anlamadığı gibi duyguları betimlemekten de uzak.

Kar (1) romanının, diğer Pamuk romanlarında olduğu gibi en dikkat çekici yönü, yazarın savruk ve özensiz dili. Her hangi bir sayfayı açıp okuduğunuzda gerekli gereksiz kullanılan “bir”ler, “çoklar”, “olağanüstü”ler, “ve”ler bütün cömertliğiyle karşılar sizi. (2)Bu, alelacele yazılmış ve bir daha gözden geçirilmediği için her tarafından acemilik fışkıran bir yazarın kaleminden çıkmış yazılara benzemektedir. Yazıyı okuduktan sonra kulağınızı tırmalayan kelimelerin altını çizersiniz ve hayretler içinde kalarak sayfayı oluşturan kelime kadrosunun neredeyse yarısının aynı kelimelerden oluştuğunu görürsünüz. Metni elinize alıp romanın o kendine özgü sıcak dünyasına kendinizi bırakmanın gevşekliğini daha yaşamadan 2. sahifede (Kitaba göre 10. sahifede) karşınıza tonlarca “ve” çıkıyor ve bir anda büyüyü kaybediyorsunuz: On dört cümlenin yer aldığı bir sayfada tam 13 adet “ve” ile karşılaşıyorsunuz. Bu durumda hemen her cümleye bir “ve” düştüğü gibi, Türkçe’yi yeni tanıyanlar bakımından da “ve”siz cümle kurulamayacağı anlamı çıkmaktadır(!).

“İstanbul’dan Erzurum’a yol boyunca yağan kardan daha güçlü ve iri taneliydi.”

“Akşam çökerken yeryüzünden daha aydınlık görünen göğe gözlerini dikmiş, gittikçe irileşen ve rüzgarda savrulan kar tanelerini yaklaşmakta olan bir felaketin belirtileri olarak değil, çocukluğundan kalma bir mutluluk ve saflığın en sonunda geri gelen işaretleri olarak seyrediyordu.”

“Cam kenarında oturan yolcu, çocukluğunu ve mutluluk yıllarını yaşadığı şehre...”

“Şairdi ve yıllar önce yazdığı ve Türk okuyucusunun pek az tanıdığı bir şiirinde karın hayatta bir kere rüyalarımızda da yağdığını yazmıştı.”

“Kar rüyalarda yağdığı gibi uzun uzun, sessizce yağarken cam kenarında oturan yolcu yıllardır tutkuyla aradığı masumiyet ve saflık duygularıyla arındı ve kendini bu dünyada evinde hissedebileceğine iyimserlikle inandı.”

“Biraz sonra da uzun zamandır yapmadığı ve aklından hiç geçmeyen bir şeyi yaptı ve koltuğunda uyayakaldı.” (Uyuyakaldı olacak.İ.E.).

“Kırk iki yaşındaydı, bekardı ve hiç evlenmemişti.”

“Gövdesi komşusunun üzerine düşen yolcu iyi niyetli, doğru düzgün bir insandı ve bu özellikleri yüzünden özel hayatlarında hareketsiz ve başarısız olan Çehov kahramanları gibi kederliydi hep.”

Yazarın, kendini tutamadığı için, herhangi bir cümlede kalemin ucuna gelen rast gele bir kelimeyi gerekli gereksiz defalarca kullanma alışkanlığı var. Romanın 76. sahifesinde “için”ler buna en güzel örneklerden biridir:

“Dine dayalı bir devlet düzeni kurulması fikrini yaydığı için ‘bir zamanlar’ 163. maddeden mahkum olduğunu, bu yüzden Almanya’ya kaçtığını söyledi.”

“Ka dostça davranmak için bir şeyler söylemesi gerektiğini hissediyor, aklına söyleyecek bir şey de gelmediği için telaşlanıyordu. Lacivert’in kendisini yatıştırmak için konuştuğunu hissetti.”

“Hicret, yalnız evdeki zalimden kaçmak için değil, ruhumuzun derinliklerine ulaşmak için de yapılır. Cesaret edemediği için yurdunu terk edemeyen ve suç ortağı olanları kurtarmak için bir gün elbette geri gelinir.”

Öteki sayfanın hemen başına taşan iki “için” daha:

“Tanıştığımıza memnun oldum, acaba siz kimin için casusluk ediyorsunuz?”

“Cumhuriyet gazetesi için...”

Bununla birlikte, Türkçe bakımından Kar romanındaki en büyük felaket “bir”ler konusunda. Aslında, metnin neredeyse tamamına hakim olan ve belki de Türk romanının en sulak, en üretken şekilde Kar’da gördüğü kelimemiz “bir”lerdir. Ancak “bir”lerin en çarpıcı kullanımlarından biri metnin 320. sahifesinde olduğu için buraya o sayfayı alıyoruz:

“Ka, bir an Lacivert’in ayağa kalkıp, elini sıkıp kendisini kapı dışarı edeceğini sandı. Bir sessizlik oldu.”

“Bu bir tehditse: Korkmuyorum. Arkadaşça bir meraksa: Evet, korkuyorum.”

“Yapacak bir şey yok.”

“Lacivert Ka’yı kahreden tatlı bir bakışla gülümsedi. Bakışları ‘bak, ben senden çok daha zor bir durumdayım, ama gene de senden daha rahatım!’ diyordu. Ka kendi telaş ve huzursuzluğunun İpek’e aşık olduğundan beri karnında tatlı bir ağrı gibi taşıdığı mutluluk umuduyla ilişkili olduğunu utançla hissetti. Lacivert’in hiç mi böyle bir umudu yoktu?”

“Bir, iki...”

“Bir ilhamla, bir süre havadan sudan söz etti. Çocukluğunda gördüğü bir siyah beyaz Amerikan filmindeki bahtsız arabulucudan Asya Oteli’nde yapılan toplantıdan çıkan bildirinin –çekidüzen verilirse- Almanya’da yayımlanabileceğinden, insanların hayatlarında bir inat, anlık bir tutku uğruna yanlış kararlar alıp sonra çok pişman olabileceklerinden, mesela kendisinin de lisedeyken böyle bir öfkeyle basketbol takımını terk edip bir daha geri dönmediğinden...”

“Soğukkanlı bir ifadeyle kendisine bakan Lacivert’in bakışlarından ezilmemeye çalışıyor...”

Romanda, öyle bir sahife var ki (352. sahife) adeta “bir”ler cenneti. Türkçe’de birle ilgili ilgisiz ne kadar cümle varsa hepsi orada toplanmış ve şenliğe katılmış gibidir:

“Annesinin Beyaz Rus bir lise arkadaşının babasız, kardeşsiz büyümüş ve lisedeyken uyuşturucu kullanmaya başlamış, hiçbir şeyi iplemeyen ve bir şekilde her şeyi bilen beyaz yüzlü esrarengiz bir oğlu vardı; Tuzla’da askerlik eğitimini yaparken yan bölükteki sırasından çıkıp Ka’ya küçük zalimlikler (kasketini saklamak) yapan yakışıklı, sessiz ve kendi kendine yeterli bir herif vardı. Bütün bu insanlara gizli bir aşk ve açık bir nefret ile bağlı olduğunu... bir zamandan sonra kendi içine girdiğini hissederdi Ka.”

“Apartmandan çıkarken Kars’ın neresinde olduğunu anlayamadı ama bir süre bir yokuştan inince Halitpaşa Caddesi’ne geldiğini gördü ve içgüdüyle geri dönüp Lacivert’in saklandığı yere bir bakış attı.”

Otele dönerken yanında koruma erleri olmadığı için bir huzursuzluk hissetti. Belediye binasının önünde kendisine sokulan bir sivil arabanın kapısı açılınca durdu.”

“Ka polis denetiminde otele dönmenin mi, şehrin ortasında bir polis arabasına bindiğinin görülmesinin mi daha güvenli olduğunu hesaplamaya çalışıyordu ki arabasının kapısı açıldı. Ka’nın bir an bir yerden gözünün ısırdığı (İstanbul’daki uzak amca, evet Mahmut Amca) iri yarı bir adam az önceki nezaketine hiç uymayan kaba ve güçlü bir hamleyle Ka’yı arabanın içine çekti.”

“Mahmut Amca değil, önde oturan bir tanesi, çok fena küfür ediyordu.”

“Kars’taki sivil polis arabaları gibi bir Renault değil...”

“Küskün çocuğa bir ceza vermek için...”

Bu sahifede de on altı cümleye tam 21 adet “bir” kelimesi düşmektedir.

Özensiz ve savruk dil kullanımına başka bir örnek: “Merdivenleri hızla çıkarken ona aşık olduğuna kendini inandırdığı için de suçladı kendini. Odasına girdi, yatağa attı kendini...” Bu “kendini”lerden en az biri metinden eksiltilemez miydi? Ya da bu anlama gelebilecek daha farklı cümleler bulunamaz mıydı? Bunu okuyucunun takdirine bırakıyoruz.

Yazar, dili böylesine kötü ve özensiz kullanmasının yanında, gerçekte dil bilinci gelişmiş hiçbir edipte görmeyeceğimiz cümle bozukluklarına da prim tanımaktadır. Kar’da, özellikle metinleri dünyanın hemen bütün dillerine çevrilen bir yazardan beklenmeyecek kadar bozuk bir cümle bulunmaktadır:

“Arkasından sahneye 1960’ların ünlü kalecisi Vural çıkıp, İstanbul’da bir milli maçta İngilizlerden nasıl on bir gol yediğini aynı günlerde ünlü artistlerle yaşadığı aşklarla ve yaptığı şikelerle karıştırarak anlattıkları ve acı çekme zevki ve Türk’ün eğlenceli zavallılığı havasıyla gülüşerek izlendi.” (s. 140).

Bununla birlikte yazar, metnin bir yerinde “terör şebekesi” diyeceği yerde “terörist şebekesi” (s. 74) ibaresini kullanmıştır. Bu hatanın bir benzeri de “öldürülüvermek” yerine “öldürüverilmek” kelimelerinde kendini göstermektedir. “Ka, Serhat Şehir Gazetesi’nde çıkan bu yazı yüzünden öldürüverilirse...” Ben bugüne kadar öldürüverilmek diye bir kullanıma rastlamadım. Belki de Pamuk, yazarlık içgüdüsüyle Türkçe’nin olanaklarını geliştirmek için dili böylesine zorluyordur(?) Aynı şekilde, gurur ile mağrurun Arapça aynı kökten türeyen eş anlamlı kelimeler olduğunu bilmeden “...pek çok kişi onun yürüyüşündeki o gururlu hatta mağrur havaya takıldı.” (s.148) kullanması da profesyonel yazarlık anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Bu konuyla ilgili vurgulanması gereken son nokta, metin boyunca karın hep iri taneli olduğu, hiç ince, minik yahut başka bir biçime girmediğidir.

------------------------

Dipnotlar

1-PAMUK, Orhan; Kar, İletişim Yayınları, İstanbul, 1. baskı, Ocak, 2002.

2-Bu vesileyle, başta Türk Dil Kurumu ve Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere bütün özel ve tüzel kişiliklerin hazırlayacağı sözlüklerde yukarıdaki tırnak içi kelimeleri örneklendirme konusunda Türk edebiyatında başka metin aramaksızın sadece Orhan Pamuk romanlarından alıntı yapmalarının bütün ihtiyaçlarını karşılayacağını söylemekte fayda vardır.

Yayınlandığı Kaynak : 2009-07-01
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :