Hit (5089) M-114

Mevlana Celaleddin ve Şems Bağlarının Sebepleri

Yazar Adı : İlim Dalı : Tasavvuf
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-07-08 Güncelleyen : /0000-00-00

Mevlâna Celâleddin Ve Şems Bağlarının Sebepleri

Mevlana ile Şems arasındaki mü­nasebet üzerinde çok durulmak­tadır.

Şems-i Tebrizi'yi tanıyıncaya kadar çok az şiir yazan ve kendi kabuğuna çekilmiş, büyüklüğün­den henüz haber vermemiş olan bir ulunun neden bu tanışmadan sonra bir yanardağ gibi fışkırdığı, zihinlerde cevaplandırılması gereken sorulara yol açmıştır.

Mevlâna'nın Şems'i tanıyıncaya kadar olan hayatını ince­lersek, ilk bakışta yadırganacak, bugünün psikolojisi ışığında ise tersine çözümlenmesi zor olmayan bir gerçekle karşı karşıya bu­lunduğumuzu görürüz.

Şöyle ki: Şems'den önce Mevlâna sı­kıntı içindedir. Ne yapacağını bilmemekte­dir. Dalgındır, düşüncelidir. Düşüncesi bir noktaya yönelmiş değildir. Ne yapacağını henüz kestirmemiştir. Bu yüzden bunalım içindedir. Kimi zaman saatlerce, hattâ günlerce kimseyle konuşmamaktadır.

Za­manın büyük ilim adamı olan babası Bahaettin Velet, oğlunun haline merakla bak­maktadır. Bunun gelip geçici bir hal ol­duğunu bilmektedir ama, gene de bir özel­liği vardır.

Bu yirmi yaşın melankolisi sonu meydana gelen bir hal değildir. Etraftan birşeyler istememektedir.Kendi kabuğuna çekilmiş,âdetadünyayla ilgisiniyitirmiş bir âlemde yaşamaktadır.

İlk bakışta böy­lesine yaşayanlara kuşku ile bakılır. Ruhî muvazenesizlikleri üzerindedurulur.Ama Mevlâna'nın etrafıyla olan ilgisiz görün­mesi, böylesine bir ilgisizlik değildir.Kuş­ku içinde bunalımlarla dolu, aslında ilgi ile bağdaşmış ancak ilgisizmiş görünen psi­kolojik bir haldir.

Günümüz psikolojisi bu­nun sebebini kolayca ortaya atmaktadır.Böylesine bir insan kendi kendisini aramak­tadır.Böylesine bir adam etrafından birçok şeylerummaktadır.Fakat bunun ne oldu­ğunu henüz açık ve seçik olarak idrak etmiş değildir.

Bu, maddî kazançları açık bir kapı olabilir.Bu, dışardaki herhangi bir objeye karşı duyulanhasretin, zaaf yüzünden değişmiş bir şekli olabilir.Ha­yata çıkar yönünden bakan, faydayı ve buna benzer şeyleri ön plana alanlar için bu hal olağandır.

Mevlâna hiçbir zaman kişiliğini bencil bir açıdan ele alarak ona yönelecek bir yaratık değildir. Onun için kaynamaktadır. İnsanın en güzel, en mutlu ve en olumlu yönü olan"söz"le büyük, kendi dünyasını yansıtmak dileğindedir. Bunun için malzeme toplamaktadır.Top­lamıştır da. Ancak bunu ne şekilde ortaya çıkarması gerektiği konusunda henüz bir fikresahip değildir.

Büyük bir şair için bu hal, insanı bunalımlardan bunalımlara atan bir haldir.Bununüzerinepek çok örnekler vermek mümkündür. Bilineni tek­rarlamamak için bu konu üzerinde fazla durmayacağız.

İşte Mevlâna Celâleddin-i Rumi böyle psikolojik bir doluş halin­deyken Şems-i Tebriz'i ile tanışır.

Şems çağının mutasavvıflarındandır. Mevlânaya göre yaşlıdır.Hayatı anlamıştır, ilim ada­mında bulunması gereken özeliklere sahip­tir. Mevlâna ile konuşur, dertleşir. Onun yolunuarayan bir ulu olduğuna inanır.

Bir başka deyimle akmak için mecra ara­yan büyük bir menba olduğunu anlamış­tır.Mevlânaya bu yolda telkinlerde bulu­nur.Bunun üzerine Mevlâna şırıl şırıl akan o güzelim veyüce mısralarını Hüsamettin Çelebi'ye yazdırmağa başlar.

Burada Şems, Mevlâna'nın büyük eserlerine başlamasını sağlayan bir araç olmaktadır.

Şöyle bir soru akla gelebilir. Mevlâna Şems'i tanımasaydı büyük eserlerini meydanagetirmiyecek miydi?Sanatçının hamlesine hiç bir güç engel olamaz. O ergeç meydana çıkar.Elbetteki Mevlâna da bir müddet sonra eserlerini yine meydana getirme imkânlarına sahip olacaktı. Celâlettin-i Ru­mi'nin Şems'e karşı duyduğu saygı ve sevgi bundan doğmaktadır.

"Sana bir kelime öğretenin kulu kölesi ol", diyen islâm an­layışı, büyük adamlarınkadirbilirliği ile birleşince Mevlâna'nın hocasına karşı olan üstün - ve bize biraz fazla görünen - saygı­sının sebepleri kendiliğinden meydana çıkmış olur.

Şunu da söyleyelim. Büyük adam­ların bağlanışları, büyük adamların yöne­lişleri, büyük adamların inançları ile vasat adamınkiler arasında büyük farklar vardır. Bu fark yüzündendirki, insan başkaları hakkında karar verirken daima kendisin göre düşünür, bu yüzden dehemen daima yanılır.

Mevlâna'nın Şems'e karşı olan bağlılığınıbaşka sebeplerde aramak yersiz aynı zamanda gülünçtür.

Mevlana ile Şems arasındaki mü­nasebet üzerinde çok durulmaktadır. Şems-i Tebrizi'yi tanıyıncaya kadar çok az şiir yazan ve kendi kabuğuna çekilmiş, büyüklüğün­den henüz haber vermemiş olan bir ulunun neden bu tanışmadan sonra bir yanardağ gibi fışkırdığı, zihinlerde cevaplandırılması gereken sorulara yol açmıştır.
Mevlâna'nın Şems'i tanıyıncaya kadar olan hayatını incelersek, ilk bakışta yadırganacak, bugünün psikolojisi ışığında ise tersine çözümlenmesi zor olmayan bir gerçekle karşı karşıya bu­lunduğumuzu görürüz.
Şöyle ki: Şems'den önce Mevlâna sı­kıntı içindedir. Ne yapacağını bilmemekte­dir. Dalgındır, düşüncelidir. Düşüncesi bir noktaya yönelmiş değildir. Ne yapacağını henüz kestirmemiştir. Bu yüzden bunalım içindedir. Kimi zaman saatlerce, hattâ günlerce kimseyle konuşmamaktadır.
Yayınlandığı Kaynak : 1972-12-01
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :