Hit (853) Y-4451

Fahreddin er Razi

Künyesi : Ebu Abdillâh (Ebü'l-Fazl) Fahrüddîn Muhammed b. Ömer b. Hüseyn er-Râzî et-Taberistânî Lakabı : İbnü'l-Hatîb veya İbn Hatî-bü'r-Rey
Tabakası : 12.Yüzyıl E-Posta :
D.Yeri : Rey D.Tarihi :
Ö.Yeri : Herat Ö.Tarihi : 606/1210
Görevi : Allame Uzm.Alanı : Fıkıh,Kelam,Tefsir
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Arabça, Farsça Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2010-10-31 Güncelleyen : /0000-00-00

Fahreddin er-Râzî

Ebu Abdillâh (Ebü'l-Fazl) Fahrüddîn Muhammed b. Ömer b. Hüseyn er-Râzî et-Taberistânî

Kelâm, felsefe, tefsir ve usûl-i fıkıh alanındaki çalışmalarıyla tanınan Eş'arî âlimi.

Tercih edilen görüşe göre 25 Ramazan 543 [1] tarihinde Büyük Selçuklu Devleti'nin başşehri olan Rey'de doğdu. 544'te doğduğu da nakledilir.

Bekrî, Teymî ve Kureşî nisbelerinden anlaşıldığına göre soyu Arap asıllı bir aileye dayanır.

İbnü'l-Hatîb veya İbn Hatî-bü'r-Rey diye de tanınmakla birlikte daha çok Fahreddin er-Râzî adıyla meşhur olmuştur.

Şâfıî ve Eş'arî kaynaklarında ise "İmâm" unvanıyla anılır.

Begavî'nin yanında yetişen ve kelâm ilmine dair Gayetü'l - meram adlı eseriyle tanınan babası Ömer, Fahreddin'in ilk hocasıdır.

On altı yaşında iken babasının vefatı üzerine Simnan'a giderek burada Kemâled-din es-Simnânî'nin derslerine devam etti.

Bir süre sonra Rey'e döndü ve İşrâkî filozofu Sühreverdî el-Maktûl'ün öğrencilerinden olan Mecdüddin el-Cîlîden kelâm ve felsefe tahsil etti.

Cîlî ile birlikte gittiği Merâga'da da ondan ders almaya devam etti.

İbn Rüşd el-Hafîd, Muhyiddin İbnü'l-Arabî, Abdülkâdir-i Geylânî, İzzeddin b. Abdüsselâm gibi meşhur âlimlerle çağdaş olan Fahreddin er-Râzi’nin üne kavuşmasında yaptığı ilmî seyahatlerin büyük payı vardır.

Cürcân, Tûs, Herat, Hârizm, Buhara, Semerkant, Hucend, Belh, Gazne ile diğer Hint beldeleri uğradığı belli başlı ilim ve kültür merkezleri arasında yer alır.

Hârizm'de iken Mu'tezilî âlimlerle yaptığı münazaralar sonunda bazı olayların çıkması üzerine orayı terkedip Rey'e dönmeye mecbur kaldı.

Daha sonra medreselerinde, kendi eserleri olan el-Mebâhisü'l-Meşrikıyye ve Şerhu'l-İşârât gibi bazı eserlerinin okutulduğu Mâverâünnehir beldelerini dolaştı.

İlk olarak Serahs'a uğradı ve orada meşhur tabip Abdurrahman b. Abdülkerim ile tanışıp dostluk kurdu.

İbn Sina'nın el-Kânûn adlı eserini onun için şerhetti.

İki oğlunu da varlıklı olan bu tabibin kızlarıyla evlendirdi.

Serahs'tan Buhara'ya geçince burada Hanefî âlimlerinden Şerefüddin el-Mes'ûdî, Radıyyüddin en-Nîsâbûri ve Rükneddin el-Kazvînî ile fıkhî konularda, Nûreddin es-Sâbûnî ile itikadî meseleler üzerinde münazaralar yaptı ve büyük takdir topladı.

Ayrıca Bâtınîler ve Kerrâmîler'le yaptığı tartışmalar da büyük yankılar uyandırdı.

Bazı kaynaklarda, Râzî'nin Belh'te bulunduğu sırada Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin babası Bahâeddin Veled'i sultana şikâyet ederek şehirden çıkarılmasına sebep olduğu nakledilirse de bu doğru değildir.

Zira Râzî, Bahâeddin Veled'in Belh'ten ayrıldığı tarihten (616/1219) çok önce vefat etmiştir.

Râzî ziyaret ettiği beldelerin emîr ve sultanlarından iltifat ve ikram gördü.

Horasan'da Alâeddin Tekiş ile oğlu Muhammed. Gur sultanları Gıyâseddin ve Şehâbeddin onun himayelerine mazhar olduğu siyaset adamlarındandır.

İran, Türkistan, Afganistan ve Hindistan bölgesindeki bazı şehirleri dolaştıktan sonra Herat'a yerleşti (600/1203).

Bazı müelliflerce, Râzî'nin Bağdat'a gittiği ve bilinmeyen bir sebeple işkence görmesi üzerine oradan Mısır'a geçtiği kaydedilirse de kaynaklarda bunu doğrulayan herhangi bir bilgi yoktur.

Hayatının geri kalan kısmını Herat'ta geçirdi; bir yandan eserlerini telif ederken öte yandan sayıları 300'ü aşan talebe yetiştirdi.

Hayatının ilk döneminde fakir olmasına rağmen son döneminde muhafızlar tarafından korunacak derecede büyük servete sahip oldu.

Bunda sultanlardan gördüğü ikramlarla dünürü Abdurrahman b. Abdülkerîm'den oğullarına intikal eden mirasın büyük payı olduğu nakledilir.

Râzî 1 Şevval 606'da [2] Herat'ta vefat etti.

Kerrâmîler'ce zehirletilerek öldürüldüğü de nakledilir [3].

İbn Hallikân'a göre, kendisini mülhidlikle suçlayanların naaşına herhangi bir zarar vermemesi için vasiyetine uygun olarak Herat yakınlarındaki Muzdâhân köyü civarında defnedilmiştir [4].

İbnü'l-Kıftî'ye göre ise Râzi’nin naaşı aslında kendi evine gömüldüğü halde Muzdâhân civarındaki bir tepede defnedilmiş gibi gösterilmiştir. [5]

Zekâsı, güçlü hafızası, etkili hitabetiyle tanınan ve VI. (XII.) yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olarak kabul edilen Fahreddin er-Râzî kelâm, fıkıh usulü, tefsir, Arap dili, felsefe, mantık, astronomi, tıp, matematik gibi çağının hemen bütün ilimlerini öğrenip bu alanlarda eserler vermiş çok yönlü bir âlimdir.

Bundan dolayı "allâme" unvanıyla da anılmıştır.

İmâmü'l-Haremeyn el-Cüveyni’nin eş-Şâmil'ini, Gazzâlî'nin el-Müstaşfâ'sını ve Ebü'l-Hüseyin el-Basrî'nin el-Muctemed fî uşûli'l-fıkhı'nı çocukken ezberlemesi güçlü hafızasının delili olarak zikredilir.

Eserleri ve talebeleri vasıtasıyla görüşleri yayılmış, tesirleri çağını aşmıştır.

Kutbüddin el-Mısrî, Zeynüddin el-Keşşî, Şerefeddin el-Herevî, Esîrüddin el-Ebherî, Tâceddin el-Urmevî, Sirâceddin el-Urmevî ve Şemseddin Hüsrevşâhî onun yetiştirdiği ünlü kişilerdendir.

Soyundan gelenler içinde de âlimler yetişmiştir.

Cemâleddin Aksarâyî ve Musannifek bunlardandır.

İyi bir hatip olduğu için her zümreden dinleyicileri vardı.

Hitabeti sayesinde yaptığı münazaralarda başarı gösterdi ve ehl-i bid'ate mensup pek çok kişinin Ehl-i sünnet'e intisap etmesini sağladı [6].

Hıristiyanlarla da çeşitli tartışmalar yaptı.

Fikrî mücadelelerini daha çok Mu'tezile, Kerrâmiyye, Felâsife ve Bâtıniyye gruplanna karşı yürüttü.

İyi bir hatip olduğu kadar hazırcevap oluşuyla da tanınır.

Bâtıniyye'ye yönelttiği tenkitlerden rahatsız olan bir Bâtınî'nin, derslerini gizlice takip ederek yaptığı tenkitlerin ardından kendisine bıçağını gösterip onu ölümle tehdit etmesinden sonra eleştirilerini aniden kesmesi üzerine bunun sebebini soran öğrencilerine, "Bâtnîler'in burhân-ı kâtlan vardır * cevabını vermesi onun espri gücüne örnek teşkil eder.

Genellikle akaidde Eş'arî, fıkıhta Şafiî mezhebine bağlı olmakla birlikte bazı konularda mezhebine muhalefet edip Mu'tezilî görüşleri benimsemiştir.

İbn Hacer tarafından Şia'ya mensup bir âlim olarak gösterilmesi [7] isabetli değildir.

Zira onun Şiî ve Bâtınî görüşleri şiddetle eleştirdiği bilinmektedir.

Râzî asıl dinî ilimler alanında üne kavuşmuştur.

Fıkha dair görüşlerini Gazzâlî'nin el-Veciz"ine yaptığı şerhte bir araya getirmişse de bu eser zamanımıza ulaşmadığından fıkhî görüşleri kısmen Münazarat'ından ve Mefâtîhu'l-gayb'ından öğrenilmektedir.

Usulde ve fürüda Şâfıî mezhebini savunmuştur.

Usûl-i fıkha dair yazdığı el-Mahsûl adlı eseri Gazzâli nin el-Müstasfâ'sı, Cüveyninin el-Burhânı Kâdî Abdülcebbâr'ın el-'Ahd'i ve Ebü'l-Hüseyin el-Basri’nin el-Mu'temed'ine dayanan bir ihtisar kabul edilir [8].

Şâfiî mezhebine bağlı olduğu halde nasların zahirine göre hüküm vermeye meyletmiş.

Kur'ân-ı Kerîm'in kıyasla değil haber-i vâhidle tahsis edilebileceğini savunmuştur.

Ona göre haram olduğu hakkında nas bulunmayan her şey mubahtır ve Ebû Müslim el-İsfahâni’nin benimsediği gibi Kur'an'da nesih yoktur. [9]

Dinî ilimler içinde Râzî'nin daha çok temayüz ettiği alanlar tefsir ve kelâm ilimleridir.

Tefsirinde dirayet metodunu başarıyla uygulamış ve kendisinden sonra gelen hemen bütün müfessirlere kaynak olmuştur.

Kur'an'ı tefsir ederken döneminde mevcut bütün ilimlerden faydalanıp ilmî tefsir hareketine öncülük yapmıştır.

İbn Sînâ'nın etkisinde kalarak tefsirinde dünyanın yuvarlak olduğunu belirtmekle birlikte dönmediğini söylemesi [10], devrindeki ilmî anlayışın tefsirine yansıması olarak görülmelidir.

Ona göre aklî bir muhale götürmedikçe naslar zahirî mânalarına göre anlaşılmalı; sarih akılla sahih nakil arasında çelişki bulunmadığından zahiri mânaları itibariyle aklın ilkelerine aykırı görünen âyetler müteşâbih kabul edilip bütün ihtimaller dikkate alınarak aklın ışığında ve dil kurallarına uygun şekilde te'vil edilmelidir.

Râzî genellikle dirayet metodunu kullanmakla birlikte âyetlerle ilgili rivayetleri, nüzul sebeplerini ve kıraat farklılıklarını zikretmeye de önem vermiştir.

Ancak bunlar arasından birini tercih ederken tercih edilen anlamın âyetlerin ruhuna uygun olmasına dikkat etmiştir.

Ona göre en doğru tefsir Kur'an'ın yine Kur'an'la yapılan tefsiridir [11].

İbn Teymiyye, Mefâtîhu'l-ğayb'-da tefsirin dışında her şeyin, yani çağının bütün ilimlerinin mevcut olduğunu söyleyerek eseri eleştirmiş, Sübkî İse onda tefsirle birlikte dönemindeki ilimlere dair her şeyin bulunduğunu belirterek Râzî'yi savunmuştur [12].

Ayrıca M. Reşîd Rızâ da hadis ilmini bilmeden Kur'an'ı tefsir ettiği ve Kur'an'daki bazı tabirlere onun semantiğiyle bağdaşmayan mânalar verdiği için Râzî'nin tefsirciliğini tenkit etmiştir. [13]

Râzî en çok kelâm alanında eser vermiştir.

Ona göre kelâm bütün ilimlerin en şereflisidir.

Zira Kur'ân-ı Kerîm başından sonuna kadar peygamberlerle kâfirler arasındaki itikadî mücadeleleri anlatır.

İslâm akaidini kesin delillerle kanıtlayıp muhalif görüşleri reddetmeyi peygamber mesleği olarak gören Râzî [14], Gazzâlî'nin yaptığı gibi İslâm filozofları karşısında Eş'ariyye'nin kelâm sistemini savunmuş, Gazzâlî'ye nisbetle eserlerinde felsefi konulara daha geniş yer ayırmış, özellikle tabiat ilimlerine ait konularda İbn Sina'nın etkisinde kalmış ve felsefe ile kelâmın konularını birleştirip felsefî kelâm dönemini başlatmıştır [15].

Genç yaşından itibaren kelâm ve felsefe ile meşgul olmasına ve bu sahaların otoritelerinden biri olarak ilim tarihine geçmesine rağmen kaynaklar onun ömrünün sonuna doğru, kelâm ve felsefenin uyguladığı yöntemlerle akaid konularında insanı kesin bir tatmine ulaştıramayacağı kanaatine vardığını ve herkesi Kur'an'ın yöntemine dönmeye davet ettiğini kaydeder [16].

Ölümünden önce öğrencisi İbrahim b. Ebü Bekir el-İsfahânî'ye yazdırdığı vasiyetinde kaynakların bu tesbitini doğrulayıcı bilgiler mevcuttur. [17]

Arap dili ve edebiyat alanında Hz. Ali'ye nisbet edilen şiirlerle Ebü'l-Alâ el-Maarrî'nin şiirlerinden etkilenen Râzî, Şerif er-Radî'nin eseri Nehcü'î-belâğa'yi şerhetmiş, belagatta Abdülkâhir el-Cürcâniye ait Delâ'üü'l-i'câz ile Esrârü'l-belâğa adlı eserleri birlikte ihtisar edip yeniden düzenlemiş, Zemahşerî' nin ei-Mufaşşal'ını şerhetmiştir.

Ayrıca orta seviyede Arapça ve Farsça şiirler yazıp nahve dair eser de vermiştir. [20]

Râzî'nin tasavvufa ilgi duyduğu, bunda çoğunlukla Eş'ari âlimlerinin tasavvufa meyletmiş olmalarının yanı sıra babasının da aynı yolu seçmesinin ve büyük çapta faydalandığı Gazzâli’nin önemli tesiri olduğu belirtilmektedir.

Tefsirinde yer yer işârî te'viller yapması, Kur'an'da söz ve yazıyla ifade edilmesi mümkün olmayan sırların, tevhidin en yüksek mertebesinde bulunduklarını söylediği ehl-i keşf tarafından bilinebileceğini belirtmesi [21] onun tasavvufî temayülünün işaretleri olarak görülmüştür.

Ünlü sûfî İbnü'l-Arabi’nin Râzî'yi tasavvuf yoluna girmeye davet eden mektuplar yazdığı da bilinmektedir.

Taşköprizâde, kaynağı meçhul bir rivayet naklederek onun Necmeddîn-i Kübrâ'ya intisap edip müşâhede ehli arasına giren bir sûfî olduğunu söylemiştir [22].

Çağdaş yazarlardan Muhsin Abdülhamîd de Râzî'nin evrâdü ezkâra devam eden bir sûfî olduğunu savunmasına karşılık Süleyman Uludağ onun bir sûfî olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürer [23]

Râzî'nin bir tarikata intisap ettiğine dair yeterli bilgiler yoksa da eserlerinde insanda kutsiyet gücünün bulunduğunu ve sadece keşf ehlinin bilebileceği ilâhî sırların mevcudiyetine ilişkin görüşleri savunduğunu dikkate alarak onun sofiliği benimseyen, en azından tasavvufi düşünce ve hayata değer veren bir düşünür olduğu söylenebilir.

Eserleri:

Râzi’nin 200'ü aşkın eser yazdığı nakledilirse de bunlardan bir kısmının ona ait olmadığı tesbit edilmiştir. Onun belli başlı eserleri şunlardır:

a- Kelâm

1- el-Muhassal'.

Tam adı Muhaşsalü efkâri'l-mütekaddimîn ve'l-müte'ahhirin mine'l- ulemâ ve'l-hükemâi ve'l - mütekellimîn olan eserin Tâ-hâ Abdürraûf Sa'd tarafından tahkikli bir neşri yapılmıştır (Kahire, ts.).

2- el-Metâlibü'l-'âliye'.

Kelâma dair en hacimli eseri olan bu kitabı Ahmed Hicâzî es-Sekkâ dokuz cilt olarak yayımlamıştır [58].

3- Kitâbu'l-Erbain fî usûli'd-dîn. [59]

4- Esâsü't-takdîs.

Te'sîsü't-takdis adıyla da bilinen eseri Ahmed Hicâzî es-Sekkâ neş-retmiştir. [60]

5- el-Me'âlim.

Tam adı Me'ûlimü uşûli'd-dîn olan eser Tâhâ Abdürraûf Sad'ın tahkikiyle yayımlanmıştır. [61]

6- Levâmi'u'l-beyyinât. Şerhu esmâ'illâhi'l-hüsnâ adıyla da bilinir.

Tâhâ Abdürraûf Sa'd'ın tahkikiyle neşredilmiştir. [62]

7- 'İsmetü'l-enbiyâ.

Muhammed Hicâzî es-Sekkâ tarafından yayımlamıştır. [63]

8- Nihâyetü'l-'ukül.

Kelâm iimine dair olan eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesİ'ndedir. [64]

9- el-Mesâilü'l-hamsûn fî usûli'd-dîn (fî 'ilmi'I-kelâm).

Akaid konularını elli meselede inceleyen bu küçük kitap Ahmed Hicâzî es-Sekkâ tarafından neşredilmiştir. [65]

10- îtükâdatü fırâki'l-müslimîn ve'î-müşrikîn.

Belli başlı İslâmî fırkalarla Yahudilik, Hıristiyanlık, Mecusîlik, Senevîlik, Sâbiîlik gibi İslâm dışı din ve mezheplere dair bilgi veren eser ilk defa Ali Sâmî en-Neşşâr'ın tahkikiyle yayımlanmıştır [66].

Mezheplerin görüşlerini sadece nakletmesi ve Sûfîyye'yi müstakil bir itikadı fırka olarak zikretmesi bakımından önemli kabul edilmiştir.

11- Münâzarât.

Râzî'nin Mâverâünnehir'e gidişinde Nûreddin es-Sâbûnî ve diğer Mâtürîdiyye âlimleriyle itikadî ve fıkhî konularda yaptığı tartışmaları ihtiva eder.

Fethullah Huleyf'in tahkiki ve İngilizce tercümesiyle

[1] 6 Şubat 1149
[2] 29 Mart 1210
[3] Sübkî. Vlll, 86
[4] Vefeym, IV, 219
[5] İhbârü'l-Culemâ, s. 190
[6] Safedî, IV, 249
[7] Lisânü'l-Mîzân, IV, 429
[8] İbn Haldun, III, 1020, 1065
[9] M Salih ez-Zerkân, s. 42-46
[10] Mefâtîhu'l-ğayb, XX, 9
[11] Muhsin Abdülhamîd, s. 83-159
[12] Safedî, IV, 254
[13] Tefsîrü'l-menar.V, 301; XI, 376
[14] Mefâtîhul-ğayb, II, 90-98; XVII, 195-218
[15] İbn Haldun, III, 1083, 1146
[16] Sübkî, VIII, 91
[17] M. Salih ez-Zerkân, s. 638-643
[18] Mukaddime, III, 1140-1141
[19] M. Salih ez-Zerkân, s. 41-53
[20] Safedî, IV, 248-249
[21] Mefâtîhul-ğayb, I, 6, 220; 'Acâ'lbü'l-Kur'ân, s 99
[22] Miftâha's-sacâde, II, 117, 122-127
[23] Fahrettin Râzî, s. 105-106
[24] M. Salih ez-Zerkân, s. 489
[25] Mefâtthu'l-ğayb, 111, 155
[26] el-Metâlibü'l-câliye, IX, 201 -205, 219
[27] el-Mebâhişü'l-Meşrikıyye, II, 19-20; el-Metâlibül-câliye, VI, 29; Mü-nizarât, s. 60
[28] M. Salih ez-Zerkân, s. 364-372
[29] Muhaşşal, s. 67
[30] a.g.e, s. 147; el-Metâlibu illiye, I, 91; Muhsin Abdülhamîd, s. 282-288; M. Salih ez-Zerkân, s. 187-189
[31] Mefâtîhu'l-ğayb, I, 132-134; XII, 173, 183
[32] M. Salih ez-Zerkân, s. 220-226
[33] Muhaşşal, s. 174; Esâsu t-takdis, s. 105-125; Münâzarât, s. 18-19
[34] Muhaşşal, s. 189; Mefâtîhul-ğayb, XIII, 131
[35] Fahrüddtn er-Râ-zf, s. 330-331
[36] el-Mülk 67/13-14
[37] Âl-i İmrân 3/8
[38] Mefâtthu'l-ğayb, II, 58-61; IX, 165; el-Metâlibürl-câiiye, III, 73; IV, 9-17, 149-186
[39] er-Râzî müfessiren, s. 296-297
[40] el-Mebâhişü'l-Meşrikıyye, II, 555-556
[41] en-Nübüuvât, s. 171-191
[42] M. Salih ez-Zerkân, s. 571-572
[43] Fahrettin Râzî, s. 86-87
[44] en-Mübüvust, s. 100-104, 171-191
[45] M. Salih ez-Zerkân, s. 470-471, 633-634
[46] DİA, X, 304-305
[47] el-A'râf 7/ 179
[48] Âl-i İmrân 3/169; el-Mü'min 40/46
[49] Kitâbu I-Erbain, 11, 52-57; el-Me-tâlibul-'âliye.VU, 129-137,209-210
[50] el-Metâlibü'l-'âliye, III, 317-358
[51] M. Salih ez-Zerkân, s. 601-602
[52] Muhaşşat, s. 241; Mecâtimü uşûli'd-dîn, s. 133-146
[53] Uludağ, s. 99
[54] Safedî, IV, 249
[55] Der'ü te'âruzi'l-'akl oe'n-nafciXI, 209-211
[56] Tahllşu t-takdis fî Te3sT- si't-takdîs, Nakzü't-Te'sîs
[57] Mesnevi, I 132; V, 337
[58] Beyrut 1407/ 1987
[59] Kahire 1986
[60] Kahire 1986
[61] Kahire, ts
[62] Beyrut 1984
[63] Kahire 1986
[64] Ayasof-ya, nr. 2376
[65] Kahire 1989
[66] Kahire 1938
[67] Beyrut 1966-1967
[68] Beyrut 1992
[69] Beyrut 1406/1986
[70] Beyrut 1986
[71] nr. 816
[72] Beyrut 1410/ 1990
[73] Reşid Efendi, nr. 333/2
[74] Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 3833
[75] Leipzig Ktp., nr. 856
[76] sy. Vll, İstanbul 1972, s. 28-48
[77] İÜ Ktp.,nr. 3614
[78] Beyrut 1990
[79] Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 293
[80] nr. 889
[81] Köprülü Ktp., nr. 832
[82] İstanbul 1290
[83] Kahire 1326
[84] nr. 20/ 1
[85] HediyyetuI -'arifin, II, 107
[86] Köprülü Ktp., nr. 884
[87] Kahire, ts
[88] Escurial Library, nr. 650/4; Berlin Ktp., nr. 557
[89] İskenderiye Ktp., nr. 1975
[90] Tahran 1364
[91] Keşfü'z-zunun, II, 1467
[92] TSMK, III. Ahmed, nr. 3401
[93] Kahire 1278
[94] Köprülü Ktp., nr. 824; Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1923, 2646
[95] nr. 2316-2317
[96] Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 37
[97] M. Salih ez-Zerkân, s. 62
[98] Beyrut 1984
[99] Riyad 1981
[100] Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 1464
[101] Kahire 1950
[102] Beyrut 1992
[103] Safedî, IV, 255
[104] Bombay 1323; Tahran 1346 hş.
[105] Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 4850
[106] Mefâtîhu'l-ğayb, XX, 75
[107] Brockelmann, GAL Suppl, I, 924
[108] Safedî, IV, 256
[109] Hediyyetü'l-câriftn, II, 108
[110] Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 5308; Ayasofya, nr. 2689
[111] es-Sırrü'l-mektûm fî 'ilmi't-talâsım ue'n-nûcûm. Haydarâbâd, ts.
[112] Mefâtîhu'l-ğayb, XVII, 77
[113] Dârüİ-kütübi'z-Zâhiriyye, nr. 5428
[114] Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 1759; Esad Efendi, nr. 2559
[115] Dımaşk 1983
[116] Beyrut 1985
[117] Safedî, IV, 255
[118] el-Mahsûl, 1, 323
[119] Safedî, IV, 255
[120] Beyrut 1986
[121] TSMK, III. Ahmed, nr. 2677
[122] Hediyyetü'l-'ârifîn, II, 108
[123] M. Salih ez-Zerkân, s. 118-134; Uludağ, s. 46-66
[124] İskenderiye 1959
[125] Kahire 1989
[126] Aden 1984
[127] Bağdad 1977
[128] Bk. bibl
[129] Bağdad 1974
[130] Kahire 1989
[131] Ankara 1991
[132] nşr. Tâhâ Abdürraûf Sa'd
[133] Mektebetü11-Külliyyâti' Ezheriyye
[134] nşr. Fethullah Huleyf
[135] nşr. Tâhâ Câbir Feyyaz el-Ulvânî
[136] nşr. Tâhâ Abdürraûf Sa'd
[137] nşr. Ahmed Hicâzî es-Sekkâ
[138] nşr. Ahmed Hicâzî es-Sekkâ
[139] nşr. Abdülmecîd en-Neccâr
[140] nşr. Ahmed Hicâzî es-Sekkâ
[141] nşr. Tâhâ Abdürraûf Sa'd
[142] Selâsü Resâ'ii içinde
[143] trc. Veled İzbudak
[144] nşr. Reşâd Salim
[145] nşr. M. Zâhid Kevserî