Hit (753) Y-3975

Nizamüddin Ali Şir Nevai

Künyesi : Lakabı : Nevâî/Fânî
Tabakası : 15.Yüzyıl E-Posta :
D.Yeri : Herat D.Tarihi :
Ö.Yeri : Herat Ö.Tarihi : 03.01.1501
Görevi : Edebiyatçı,Şair Uzm.Alanı : Edebiyat,Şiir,Siyaset Adamı
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Arabça, Farsça Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-11-11 Güncelleyen : /0000-00-00

Ali Şîr Nevâî

Klasik Çağatay edebiyatının,Osmanlı edebiyatı sahasında da tesirleri devam etmiş en büyük şairi; devlet adamıdır.

Soyca bir Uygur kabilesinden gelen Ali Şîr Nevâî 17 Ramazan 844 (9 Şubat 1441) tarihinde Herat'ta doğdu.

Babası Kiçkine Bahadır (Kiçkine Bahşı) Timur'un torun­larının hizmetinde bulunmuş, en sonra Bâbür Şah'ın sarayında da önemli bir mevki sahibi olmuştu.

Annesinin dedesi Bû Said Çiçek ise Hüseyin Baykara'nın dedesi Baykara Mirza'nın uluğ beyi (bey­lerbeyi) idi.

Şâhruh'un ölümüyle çıkan ka­rışıklıklar üzerine Kiçkine Bahadır o sı­rada altı yaşlarında olan Ali Şîr'i yanına alarak Yezd üzerinden Irak'a gitti.

Bu yolculuk sırasında Zafernâme müellifi Şerefeddin Ali Yezdî ile karşılaşan Ali Şîr, aralarında geçen konuşmayı daha sonra Mecâlisü'n-nefâis adlı eserinde anlat­mıştır (İÜ Ktp.,TY, nr. 841, s. 190-200).

Horasan'da karışıklığın sona ermesiyle Kiçkine Bahadır tekrar Horasan'a dön­dü (1452).

Arada geçen süre zarfında kendisi Bâbür'ün hizmetine girdiği gibi oğlunu da onun himayesine verdi.

Hü­seyin Baykara yi da himaye eden Bâbür Han, Ali Şîr'le olan münasebetini babası­nın ölümünden sonra da kesmemiş, Meşhed'e giderken hem Hüseyin'i hem de Ali Şîr'i beraberinde götürmüştü (1456).

Bâbür 1457'de Meşhed'de ölünce Hüse­yin Merv'e döndü.

Ali Şîr ise Meşhed'de kalarak tahsiline devam etti.

Bâbür'ün ölümü ile hamisiz kalan Ali Şîr, Timurlular'ın kuşçu emirlerinden Seyyid Ha­san Erdeşîr'den yardım ve ilgi gördü.

Ali Şîr Meşhed'de İmam Rızâ Medre­sesinde okurken pek çok İranlı âlim ve şairle tanışmış, birçoğundan da ders al­mıştır.

Bunlar arasında Kemal Türbetî ve Arap aruzunun üstadı sayılan Derviş Mansûr da vardı.

1464'te Meşhed'den Herat'a gelen Ali Şîr, burada Ebû Said Mirzanın hizmetine girdiyse de ondan ilgi göremeyince Semerkant'a gitti ve Hâce Celâleddin Fazlullah Ebü'l-Leysinin medresesine devam etti.

Arkadaşı Hü­seyin Baykara'nın tahta geçmesine ka­dar da Semerkant'ta kaldı.

Ebû Said Mirzanın 1469'da IrakSeferi'ne çıkışını fırsat bilen Sultan Hüseyin Horasan'a yürüdü; babasının yokluğu sı­rasında Semerkant'ı idare eden Ahmed Mirza da bu haber üzerine ordusu ile Horasan'a gitmek zorunda kaldı.

Ah­med Mirza'nın ordusunda Ali Şîr de bu­lunuyordu.

Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın Ebû Said'i öldürdüğü haberi­nin gelmesi üzerine Sultan Hüseyin Herat'ı alarak tahta çıktı (Ramazan 873/ Mart 1469) ve arkadaşı Ali Şîr'i de yanı­na çağırdı.

Herat'ın alınışından bir ay kadar sonra buraya gelen Ali Şîr, Sultan Hüseyin'e ünlü "Hilâliyye" kasidesini sun­du.

Bu tarihten sonra devlet işleriyle de ilgilenmeye başladı ve ölünceye kadar sadakatle ona hizmet etti.

Bağlılığının bir belirtisi olarak Mecâlisü'n-nefâis adlı tezkiresinin sekizinci bölümünü bü­tünüyle ona ayırdı.

Diğer eserlerinde de Hüseyin Baykara'dan bahseden Ali Şîr, eserlerinin bir kısmını onun adına yaz­mıştır.

Hüseyin Baykara eski arkadaşını ken­dine nişancı olarak tayin etmişse de devlet işlerinden pek hoşlanmayan Ali Şîr bir süre sonra bu görevi Nizâmeddin Süheylî'ye bırakmıştır.

Ali Şîr, Hüse­yin Baykara tarafından Muhammed Ya­digâr Mirza'ya karşı açılan sefere katıldı (1470) ve taht üzerinde hak iddia eden bu şehzadeyi bizzat yakalayarak hüküm­dara teslim etti.

Bir süre sultanın divan beyi ve nedimi oldu.

Hükümdardan son­ra idarede söz ve en büyük nüfuz onun­du.

Mührünü evrakın üstüne basacağı yerde altına basmış olmasıyla bu usul daha sonra resmî âdet haline gelmiştir.

Devlet idaresinde Hüseyin Baykara'nın yanında sahip olduğu mevki ve nüfuza rağmen idarî işlerden uzak kalmak is­tiyordu.

Kendisini çekemeyen bazı kim­selerin aleyhinde çalışmalarına bakma­yıp yine de çeşitli görevlerde bulundu.

Kardeşi Derviş Ali'nin isyanı ile çok sev­diği Seyyid Hasan Erdeşîr'in ölümüne (1489) çok üzüldü; bunun üzerine 1490 yılında divan beyliği görevinden ayrıla­rak sadece sultanın nedimi olarak hiz­metini sürdürmeye başladı.

Nevâî'ye bü­yük bir saygı duyan Hüseyin Baykara bir fermanla herkesin şaire hürmet etmesi­ni emretti (1490)

Birkaç yıl sonra yakın dostu mutasavvıf-şair Câminin ölümü de (898/1492) onu derinden etkileyen bir başka hadise oldu.

Hamsetü'l-mütehayyirîn adlı eseri bu yıllardaki duy­gularının mahsulüdür.

Bazı saray entrikaları sonucunda Hü­seyin Baykara'nın oğlu Bedîüzzaman ile arasının açılması ve bundan olma toru­nu Mirza Mehmed Mü'min'in yanlış bir fermanla öldürülmesi, daha sonra bu olayı hazırlayan vezir Nizâmülmülk'ün idam edilmesi, hem hükümdarı, hem de Nevâî'yi çok sarstı.

Bu hadiselerde me­selelerin halli daima ona düşmüştü.

Fa­kat o bu saltanat mücadeleleri arasın­da bile Lisânü't-tayr (903/ 1498), Muhakemetül-lugateyn (904/1499), Sirâcü'l-müslimîn (904/1499) ve Mahbûbü'l-kulûb (905/1500) adlı eserlerini kaleme almaktan geri kalmadı.

Bu sırada sağlı­ğı bozuldu, 31 Aralık 1500'de Hüseyin Baykara yi Esterâbâd dönüşünde karşı­larken el öptüğü sırada yere yıkıldı.

Herat'a getirildikten üç gün sonra 13 Cemâziyelâhir 906'da (3 Ocak 1501) öldü.

Kudsiyye Camii yanında kendisinin yap­tırdığı türbeye defnedildi.

Ali Şîr Nevâî manzum ve mensur eser­leriyle sadece Çağatay edebiyatının de­ğil bütün Türk edebiyatının önde gelen simalarındandır.

Türkçe eserlerinde Ne­vâî ve Farsça şiirlerinde Fânî olmak üze­re iki mahlası vardır.

Ali Şîr'e tesir eden­lerin başında İran'ın büyük mutasavvıf­larından Abdurrahman-ı Câmî gelmek­tedir.

Câmiye olan hayranlığı ve fikir­lerine duyduğu hürmet onun Câminin mensup olduğu Nakşibendiyye tarikatı­na girmesine sebep oldu.

Bunların dı­şında Attâr, Hüsrev-i Dihlevî ve Nizamî ona tesir eden belli başlı şairler arasın­da sayılabilir.

Şiire Farsça ile başlayan Ali Şîr daha on beş yaşlarında iken ken­dini şair olarak tanıtmayı başarmıştır.

Sonraları Türkçe de yazmaya başlamış ve bu yüzden "zü'l - lisâneyn" diye tanın­mıştır.

Nevâî'nin Orta Asya Türk dili ve ede­biyatının gelişmesinde büyük tesiri ol­muştur.

Bundan dolayı Çağatayca'ya "Nevâî dili" denmiştir.

Eserleri Türkis­tan'dan başka, Azerî ve Anadolu saha­sında da okunan Ali Şîr Nevâi Osman­lı şairleri üstat tanımışlar, şiirlerine XV. yüzyıldan bu yana çeşitli nazireler yaz­mışlardır.

Ali Şîr, divan şiirine Türk ha­yatından gelen millî ve mahallî unsurlar kazandırmıştır.

Eserlerinin gördüğü devamlı rağbet dolayısıyla bunları bütünü ile içine ala­cak şekilde külliyat nüshaları meydana konulmuştur.

Bugün ikisi İstanbul'da olmak üzere beş büyük "Külliyat'ı bilin­mektedir.

Bunların bir kısmı minyatürlü ve tezhiplidir.

Bu beş "Külliyat'ın için­deki eserlerin ayrı ayrı listesi Agâh Sır­rı Levend tarafından verilmiştir (Ali Şir Neuat, II, Divanlar, İstanbul 1965, s. 3-6).

Eserinin ilk cildini Ali Şîr Nevâî’nin ha­yat ve şahsiyetine ayıran A. S. Levend bu ikinci ciltte onun bütün divanlarından, üçüncü ciltte hamselerinden, dördüncüde ise bunlar dışında kalan eserlerin­den geniş ölçüde seçme metinleri top­lamıştır.

 

Eserleri: 

Muhâkemetü'l-lugateyn'

Mîzânü'l-evzân

Mahbûbü'l-kulûb'

Münşe­at

Vakfiyye

Nazmü'l-cevahir

Târih-i Enbiyâ ve Hükemâ

Târîh-i Mü-lûk-i "Acem

Seb'atü ebhur (Arapça Sözlük)

Nazm-ı Akâid

Târih-i Fendi" (Viyana 1872)

Dibace

Zübdetü't-tevârih

Risâle-i Mu'amma (Fars­ça)

Vakfivye (Farsça)

Münşe 'ât (Fars­ça)

 

Divanlar:

Bedâyiu'l-bidâye

Nevâdirü'n-nihâye

Garâibü's-sıgar

Nevâdirü'ş-şebâb

Bedâyiu'l - vasat

Fevâidü'l-kiber

Hazâinü'l-meânî (Külliyyât-ı Devâvîn)

Farsça Dîvân

 

Mesneviler:

Hayretü'l-ebrâr

Ferhâd ü Şîrîn

Leylâ vü Mecnûn

Seb'a-i Seyyare

Sedd-i İskender

Lisânü't-tayr

 

Tezkireler, Hal Tercümeleri - Hâtıralar:

Nesâyimü'l-mehabbe min şemâyimi'l-fütüvve

Mecâlisü'n-nefâis'

Hamsetü'l-mütehayyirîn

Hâlât-ı Seyyid Hasan Erdeşîr Big

Hâlât-ı Pehlevân Muhammed

Dinî Eserleri:

Çihl Hadîs

Sirâcü'l-müslimîn

Münâcât