Hit (906) Y-2619

Ahmed er Rifai Seyyid Ahmed b. Ali

Künyesi : Lakabı :
Tabakası : E-Posta :
D.Yeri : Bataih D.Tarihi : 512 h
Ö.Yeri : Ö.Tarihi : 578 h
Görevi : Yazar Uzm.Alanı :
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Arabça Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2008-07-03 Güncelleyen : /0000-00-00

AHMED er-RİFÂÎ Seyyid Ahmed b. Alî el Mekkî b. Yahya er-Rifâî

Rifâiyye tarikatının kurucusu.

512’de (1118) Bağdat'la Basra ara­sında kalan Batâih bölgesinde Ümmüabîde köyünde doğdu.

Atalarından Rifâa el-Hasan el-Mekkî'den (o 331/943) dolayı Rifâf nisbesini aldı.

Şa'rânî ise et-Tabakatü'l-kübrâ'sında (s 140), bu nisbenin aynı ismi taşıyan bir Arap kabi­lesine mensup olmasından ileri geldiğini yazar.

Ancak onun hayatından bahse­den ilk kaynaklarda böyle bir bilgi yok­tur, son devir kaynakları da bu görüşü

kabul etmezler.

Doğum tarihi bazı müelliflerce 500 (1107) olarak verilmekle birlikte ilk kaynaklar 512 (1118) tarihi üzerinde ittifak etmişlerdir.

Ahmed er-Rifâî'nin Hz. Hüseyin so­yundan gelen bir seyyid olduğunda bü­tün kaynaklar birleşirler.

İmam Mûsâ el-Kâzım'ın oğlu İbrahim el-Murtazâ neslin­den olan ceddi Rifâa el-Hasan el-Mekkî, Karmatîler'in sebep olduğu kargaşa ve isyanlar sırasında Mekke'den İspanya'ya hicret ederek İşbîliye'ye yerleşti.

Torun­larından Seyyid Yahya, ailesiyle birlikte İşbîliye'den tekrar Hicaz'a dönmüş (450/ 1058), daha sonra Basra'ya gitmişti.

Ora­da kendisine Şiîler'le Sünnîler arasındaki kavgalara son vermesi için Tâlibiyyûn'un nakiblik görevi verilmiş, Basra, Vâsıt ve Batâih bölgelerinde huzuru sağlamış­tı.

Ahmed er-Rifâî'nin babası olan Sey­yid Ali bu zatın oğludur; annesi ise Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin soyundan Fâtıma el-Ensârî'dir.

Seyyid Ali de babası Sey­yid Yahya gibi Tâlibiyyûn'un nakib'i iken Sünnîler'le Bâtınîler arasında yeni bir mücadele başlamıştı.

Durumu Halife Müsterşid'e arzetmek için Bağdat'a gi­den Seyyid Ali fitneye sebep olanların susturulması gerektiğini söylemiş, an­cak halife diğer siyasî meşguliyetlerini ileri sürerek bu hadiseye ilgi gösterme­mişti.

Seyyid Ali Batâih'e dönerken Bağ­dat yakınlarında vefat etmiş (519/ 1125), on sene sonra da Halife Müsterşid Bâ­tınîler tarafından öldürülmüştür.

Babası öldüğünde yedi yaşında olan Ahmed er-Rifâiyi, devrin büyük sufîle­rinden dayısı Mansûr el-Batâihî, annesi ve kardeşleriyle birlikte himayesine al­dı.

Kur'an öğrenimini ve hıfzını tamam­ladıktan sonra, devrin âlim ve mutasav­vıflarından Ali Ebü'l-Fazl el-Vâsıtî ve di­ğer bazı âlimlerden İslâmî ilimleri öğ­rendi.

Ebû İshak eş-Sîrâzî'nin Şafiî fıkhı ile ilgili Kitâbü't-Tenbîh'ini okudu.

Bu kitaba yazdığı şerh Moğol istilâsı sıra­sında kaybolmuştur.

Vâsıtî ona icazet verdi ve hırkasını giydirdi.

"Herkes üstadıyla ben ise talebem Rifâî ile iftihar ederim" diyen Vâsıtî zahir ve bâtın ilim­lerine sahip bir âlim ve süfî olduğunu belirtmek üzere ona "ebü'l-alemeyn" un­vanını verdi.

Ahmed er-Rifâî, Vâsıtinin ölümünden sonra dayısı Mansûr el-Batâihinin terbiye ve irşad halkasına gir­di. Rifâiye hilâfet ve "şeyhü'ş-şüyûh" unvanını vererek kendisine bağlı bütün tekkelerin şeyhliğini de tevdi eden Batâihî, Ümmüabîde'deki tekkeye yerleşip müridlerin irşad ve terbiyesiyle meşgul olmasını istedi.

Birkaç sene sonra böl­gesindeki şeyhlerin bazı ciddi tenkitleri­ne mâruz kalmış, hatta erkek ve kadın müridlerini aynı zikir meclisinde bir ara­da bulundurmak gibi sünnet dışı uygu­lamalarda bulunduğu iddiasıyla Hali­fe Müktefiye şikâyet edilmişse de bu durum onun çalışmalarına ve tesirleri­nin yayılmasına engel teşkil etmemiş­tir.

Müridlerinin sayısının artması, o böl­gedeki şeyhlerin haset ve kıskançlığına sebep oldu.

Ancak o birçok iftira, itham ve hakaretlerle karşılaşmasına rağmen, büyük bir sabır ve tevazu göstererek ir­şad vazifesine devam etti.

Kendisini çe­kemeyenler Halife Müktefiye, erkek ve kadın müridlerini aynı zikir meclisinde bir arada bulundurduğu iddiasıyla şikâ­yet ettiler (1155).

Durumu yerinde araş­tırmakla görevlendirilen memur, kana­atlerini halifeye, "Bu seyyid ve müridleri sünnet yolunda değillerse yeryüzün­de sünnet üzere hareket eden hiç kim­se kalmamış demektir" şeklinde açık­ladı. Bunun üzerine Halife, Ahmed er-Rifâî'ye, yaptırdığı tahkikattan dolayı özür dileyen bir mektup gönderdi.

1160’ta bazı yakınları ve müridleriyle birlikte hacca gitti.

Dönüşte Medine'yi ziyaret etti.

Medine uzaktan görününce devesinden inip yürüyerek Ravza-i Mutahhara'ya girdi.

Rifâi’nin bu ziyaret sı­rasında zuhur ettiği ileri sürülen bir kerametiyle ilgili menkıbe oldukça meş­hurdur.

Rivayete göre, Hz. Peygamberin kabri önüne gelince "es-Selâmü aleyke yâ ceddî!" diyerek selâm vermiş, orada bulunanlar Hz. Peygamber'in "Aleyke's-selâm yâ veledî!" sözüyle selâma karşı­lık verdiğini duymuşlar; cezbeye gelen Rifâî diz çöküp, "Uzakta iken benim ye­rime varıp toprağını öpsün diye sana ruhumu gönderiyordum; şimdi bu dev­let bedenime de nasip oldu; uzat elini de dudaklarımla öpeyim" mânasına ge­len meşhur şiirini okumuş; bunun üze­rine Hz. Peygamber'in kabrinden dışarı­ya nûrânî bir el uzanmış ve Rifâî bu eli öpmüş; aralarında Hayyât b. Kays el-Harrânî ve Adî b. Müsâfır gibi zatların da bulunduğu büyük bir topluluk hadi­seye şahit olmuşlardır.

Ahmed er-Ri­fâî'nin biyografisini yazan müellifler pek çok şahit ismi sayarak bu menkıbeyi mütevâtir bir haber şeklinde değerlen­dirirler.

Ğayetuttahrîr müellifi Abdülazîz ed-Dîrînî, Hz. Peygamber'in selâ­ma karşılık vermesinin ve kabrinden dı­şarıya nûrânî bir elin uzanmasının müm­kün olduğu hakkında devrin kadısına ait bir fetvayı da zikreder.

Celâleddin es-Süyûtî bu haberi incelediği eş-Şerefü'l-muhtem adlı risalesinde hadisenin tevatür derecesine ulaştığını söyler.

Rifâî şeyhlerinden Ebü'l-Hüdâ es-Sayyâdî de bu menkıbe hakkında kaleme aldığı el-Kenzü'l-mutalsem lî meddi yedi'n-Nebî li-veledihi'l-ğavs er-Rifâ'î adlı eserinde bu menkıbeye yer veren pek çok kitap ve müelliften iktibaslar yap­mıştır.

Rifâiye saygısı ve bağlılığı olan­ların bu menkıbeyi mütevâtir haber ola­rak gösterme gayretlerine rağmen, biz­zat Rifâî prensip olarak keramete önem vermemiştir.

Abbasî Halifesi Müstencid, Ahmed er-Rifâî'ye bir mektup göndererek kendi­sine nasihat ve tavsiyelerde bulunma­sını istedi. Rifâinin cevabî mektubunu beğenen halife ona ve dervişlerine bir­çok hediye gönderdi, bir sene sonra da sarayına davet etti.

Halife, maiyetinde­kiler ve Bağdat şeyhleri ona büyük bir saygı ve ilgi gösterdiler. İrşâdü'l-müslimîn müellifi Fârûsî, halifenin onu ikinci ve üçüncü gün yalnız başına saraya da­vet ettiğini, babasının kabri civarında icra ettiği zikir meclisine kendisinin de katıldığını anlatır.

Bu ve benzeri kayıt­lardan onun Abbasî halifelerinden hür­met gören, devrinin tanınmış ve itibarlı bir sûfîsi olduğu anlaşılmaktadır.

İkin­ci defa hacca gittiği kaynaklarda ifa­de edilmekle birlikte tarih verilmemek­tedir.

Ahmed er-Rifâî, şiddetli bir ishal has­talığı sonunda 22 Cemâziyelevvel 578'de (23 Eylül 1182) vefat etti.

Türbesi Bağ­dat'ın güneyinde Vâsıt yakınlarındadır.

İlk eşi Hatîce bint Ebû Bekir el-Vâsıtî en-Neccâri’den Fâtıma ve Zeyneb adla­rında iki kızı, onun vefatından sonra ev­lendiği Râbia'dan Salih adlı bir oğlu ol­muş, ancak Salih evlenmeden vefat et­tiği için nesli kızları ile devam etmiş­tir.

Fatma'dan İbrahim el-A'zeb (ö. 609/ 1212) ve Ahmed el-Ahdar (ö. 645/1247) adlarında devirlerinde meşhur iki sûfî, Zeyneb'den ise ikisi kız altısı erkek ol­mak üzere on torunu olmuştur.

Bunlar­dan İzzeddin Ahmed es-Sayyâd (ö. 670/ 1271) Rifâiyye'nin Sayyâdiyye kolunun kurucusu olup tarikatın İrak, Hicaz, Ye­men, Mısır ve Suriye'de yayılmasında te­siri olmuştur.

Ahmed er Rifâî'nin nes­li günümüze kadar devam etmiştir. Ri­fâî aileler Suudi Arabistan, Irak, Suri­ye, Mısır, Lübnan gibi ülkelerde bulun­maktadır.

Eserleri:

  • el-Ahzâb ve'l-evrâd.
  • el-Eşâr.
  • en-Nizâmü'l-hâs li ehli'l-ihtisas.
  • Hâletü ehli'l-hakika ma'allâh.
  • Erba'ûne hadisen.
  • el-Mecâlisus-seniyye.
  • el-Burhânül-mü'eyyed.
  • el-Hikemü'r-Rifâ'iyye.

Bu eserlerden başka.

Muhammed Si-râceddin er-Rifâî (ö. 885/1480) bazı söz­lerini Rahîku'l-kevşer min kelâmı l-ğavs er-Rifâi el-ekber (Beyrut 1887),

Ebü'l-Hüdâ es-Sayyâdî ise bazı söz ve meclislerini el-Fecrü'l-münîr (istanbul 1300) ve Kitâbü Külliyyâti'l-Ahmediy­ye (Kahire 1316) adlı kitaplarda bir ara­ya toplamışlardır.

Kaynaklarda ismi ge­çen Tarîku's-sâirin ilallâh adlı eseri günümüze ulaşmamıştır.

Ahmed er-Rifâî hakkında kaleme alı­nan başlıca eserler şunlardır:

1. Sevâdul' ayneyn fî menâkıbi'l-ğavs Ebi'l-'Alemeyn .

Abdülkerîm b. Muhammed er-Râfiî el-Kazvînî (ö. 623/1226). (Kahire 1301, 31 sayfa).

Ahmed er-Rifâî hakkında kaleme alınan göre­bildiğimiz en eski eser olup müellifinin ifadesine göre 588'de (1192) yazılmış­tır.

Ahmed er-Rifâî'nin hayatı, şahsiyeti ve nesebi hakkında kısa ve özlü bilgiler ihtiva eder.

Sonraki eserlerde ismi geç­mekte ve ondan nakiller yapılmaktadır.

2. Kitâbü Gayeti t-tahrîr .

Abdülazîz b. Ahmed ed-Dîrînî (ö. 694/ 1295). (Kahire 1315, 28 sayfa).

Müellif bu küçük risale­yi, bir şahsın, Ahmed er-Rifainin Benî Rifâa adlı bir Arap kabilesine mensup olduğuna dair sözlerini reddetmek ve onun seyyid olduğunu ispat etmek için yazmıştır. Elimizdeki ilk kaynaklardan biridir.

3. Ümmü'l-berâhîn fî badi menâkıbı sultâni'l-'ârifîn eş-şeyhil-kebîr es-seyyid Ahmed er-Rifâ'î

(Süleymani-ye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 1123).

İlk menâkıblardan biri olduğu anlaşılan eseri Brockelmann anonim olarak zikreder.

Yi­ne Brockelmann'ın Behcetü'ş-şeyh Ah­med er-Rifâ 'i adıyla Saîd b. Hâlid es-Sillî tarafından yazıldığını ifade ettiği eserle, bazı küçük farklılıklar bir tarafa bırakılırsa, aynı olduğu görülmektedir.

678 (1279) tarihlerinde veya daha önce yazılmış olması muhtemel olan eser, Rifâî hakkındaki rivayetleri ve bazı söz­lerini ihtiva eden geniş bir menâkıbdır.

Şehid Ali Paşa nüshasında adı verilme­yen ve Brockelmann tarafından başka bir isimle zikredilen müellifini, Rifâî kay­naklarına dayanarak Kasım b. Muhammed b. Haccâc şeklinde tesbit etmiş bu­lunuyoruz.

4. el-Ma'ârifü'l-Muhammediyye fî vezaifi'l-Ahmediyye (İs­tanbul 1305).

İzzeddin Ahmed es-Sayyâd (ö. 670/1271).

Müellif, Rifârnin torunu ve Rifâiyye'nin Sayyâdiyye kolunun kuru­cusudur. Eserin yazılış tarihi belli değil­dir. Rifâî hakkında yazılan en eski ve muteber eserlerden biridir,

5. İrşâdü'l-müslimîn li-tarîkati şeyhi'l-müttakın (İstanbul 1307).

Ahmed b. İbrahim el-Fârûsî (ö. 694/1294).

Rifâî ile ilgili eser­lerin en sistematiği olup birçok yeni bil­gi ihtiva eder. Müellif, Rifâinin müridi Ömer el-Fârûsinin torunudur ve riva­yetlerinin şifahî kaynağı umumiyetle dedesidir.

6. Tabakâtü hırkatiş-şûfiyye el-müsemmâ Tiryâkui-muhibbîn (Kahire 1305).

Abdurrahman Ebü'l-Ferec el-Vâsıtî (ö. 744/1343).

Müellif, yukarı­da adı geçen İrşâdü'l-müslimîn yazarı­na intisap etmiş bir mutasavvıftır. Ah­med er-Rifâî'nin Halife Müstencid'e gön­derdiği mektup sureti gibi bazı yeni bil­gi ve malzemeyi ihtiva eder.

7. Şıhâhu'l-ahbâr (İstanbul 1306).

Abdul­lah Muhammed Sirâceddin el-Mahzûmî (ö. 885/1480).

Yukarıda adı geçen eserlerden ol­dukça sonra yazılmakla birlikte, müelli­fin yaşadığı devre kadar Rifâinin soy ve tarikatından gelenlerden bahsettiği ve bizim göremediğimiz birçok eserden faydalandığı için Rifâî menkıbe ve kay­nakları arasında mühim bir yer tut­maktadır,

8. en-Necmü's sâi fi kerâmâti üstâzil kebîr er-Rifâ'i (Süleymaniye Ktp., Hasib Efendi, nr. 423).

Ebû Bekir b. Abdullah el-Ayderüsî (ö. 914/1508).

Üslûp itibariyle diğer menâkıblardan bir hayli farklıdır. Bazı rivayetler ilk kay­naklara göre oldukça değişikliklere uğ­ramıştır. Menâkıbın ilk yarısında Ana­dolu'da faaliyet gösteren bazı Rifâîler'in adları geçmektedir.

Heidelberg Kütüphanesi'ndeki (nr A 179/2), Şifaü'l-eskâm fî sîreti ğavsii-enâm adlı kitabın en-Necmü's-sâi"nin bir başka nüshası olduğunu tesbit etmiş bulunuyoruz. Ni­tekim matbu nüsha da (Kahire 1970) Sü­leymaniye ve Heidelberg nüshalarının bazı ufak farklarla aynısıdır.

9. Şifâ'ül-eskâm fî sîreti ğavsi'l-enâm (Süleyma­niye Ktp., Ayasofya, nr. 3461).

Tiryâku'l-muhibbîn'de adı geçen bu Farsça ese­rin, Ahmed er-Rifâî'nin sağlığında yazıl­dığını, müellifin kitabı takdim için Rifâi’ye getirdiğinde onun ölüm haberini aldığını en-Necmü's-sâ'i adlı eserden öğreniyoruz. Ancak Tiryâkul-muhib-bin'den ve Abdullah el-Yâfıî'nin (ö 768/ 1366) Hulâşatü'l-meiâhir"uüer iktibas­lar yapıldığına göre Ahmed er-Rifâî'nin sağlığında yazıldığı söylenen menâkıb olması mümkün değildir. Bazı yönleriy­le en-Necmü's-sâ'î'ye benzeyen eserin başka bir nüshasını görmeden müellifi ve adı hakkında kesin bir hüküm ver­mek mümkün değildir.

10. Kılâdetü'l-cevahir (Beyrut 1301).

Ebü'l-Hüdâ es-Sayyâdî (ö. 1909).

Birçok kaynaktan istifade edilerek hazırlanan bu kitap, Ahmed er-Rifâî hakkında en geniş biyografik eser­dir.

Bu Rifâî şeyhinin eserinden hare­ketle geçmiş devirlerde yazılan eserle­rin izini tesbit etmek mümkündür.

11. Ahmed er-Rifâî (İstanbul 1340)

Kenan Rifâî (ö. 1950)Ahmed er-Rifâî hakkında Türkçe yazılmış en geniş biyografi kita­bıdır.

İlk doksan sayfası Rifâî'nin hayatı, menâkıbı ve sözlerine, 121-169. sayfa­ları tarikatın âdâb ve erkânına ayrılmış, sonundaki 103 sayfalık ekte ahzâb ve evrâd harekeli olarak verilmiştir.

Yukarıda sayılan bu eserlere Ahmed b. İbrahim el-Fârûsinin en-Nefhatül-miskiyye (İstanbul 1301), Ali b. Hasan el-Vâsıtinin (ö 733/1333) Hulâşatül-iksîr (Kahire 1306) adlı eserleri de ilâve edilmelidir.