Hit (916) Y-1328

Osman Yüksel Serdengeçti

Künyesi : Lakabı :
Tabakası : 19.Yüzyıl E-Posta :
D.Yeri : Akseki / Antalya D.Tarihi : 1917
Ö.Yeri : İstanbul Ö.Tarihi : 1983
Görevi : Milletvekili Uzm.Alanı : Gazeteci, yazar,Şiir
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : İngilizce, Osmanlıca Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : /2008-02-15 Güncelleyen : /0000-00-00

Osman Yüksel Serdengeçti
Asıl adı Osman Zeki Yüksel'diı-.
Serdengeçti dergisinde bu imzayla çıkan yazılarından dolayı bu soyadıyla tanındı. Aralarında Ahmet Hamdi Akseki, il eski müftülerden Hacı Salih Efendi'nin de bulunduğu alimler yetiştirmiş bir aileye mensuptur.
İlkokulu Akseki'de, ortaokulu yatılı öğrenci olarak Antalya'da okudu, Ankara'da Atatürk Lisesini bitirdi.
Girdiği Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde ikinci sınıf öğrencisi iken Mayıs 1944'teki olaylara karıştığı için yükseköğrenimini tamamlayamadı.
Nihal Atsız ve Alpaslan Türkeş'le birlikte bir süre tutuklu kaldı.
Serbest bırakılınca öğrenimine devam etmek istediyse de okumasına izin verilmedi.
Bunun üzerine dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'e hitaben "Yüksek makamın alçak vekiline" sözleriyle başlayan bir dilekçe yazdı.
Dilekçeyi bakana verme cesaretini kimse bulamadı.
Osman Yüksel yeniden hapishaneye gönderildi.
Hapisten çıkınca ünlü Serdengeçti dergisini çıkarmaya başladı.
Pek çok sayısı toplatılan bu dergide çıkan yazıları nedeniyle hakkında çok sayıda dava açıldı ve sık sık tutuklanıp serbest bırakıldı.
Başlığının altında "Allah, Vatan, Millet Yolunda" cümlesinin sürekli yer aldığı bu dergideki yazılarında sık sık kullandığı "Açın kapıları Osman geliyor!" sözü yeni tutuklanmalara hazır olduğunu gösteriyordu.
Kendisine "Serdengeçti" unvanını kazandıran bu dergiyi otuz üç sayı (1947 - Şubat 1962) çıkardı.
1952 yılında Bağrıyanık adlı bir mizah gazetesi çıkardı.
Başlığının altında "Hak yolunda bağrı yanık yolcular" sözü yer alan bu yayınında da inancının mücadelesini zengin esprilerle dolu yergileriyle sürdürdü. Bir ara politikaya atıldı.
Adalet Partisi (AP) listesinden Antalya Milletvekili seçilerek parlamentoda (1965-69) görev yaptı.
Batılılaşmayı protesto için meclise kravatsız gelip gittiği için "kravatsız milletvekili" olarak da ün kazandı.
Partisinin politikası ve parti ileri gelenlerine yönelttiği eleştiriler yüzünden AP'den ihraç edildi.
Sonraki yıllarda mücadelesine yine yayımladığı yazı ve kitaplarla devam etti. Son olarak Yeni İstanbul gazetesinde "Selam" başlığı altında günlük fıkralar yazdı. Tek parti yönetiminin dindarlar üzerindeki baskılarını protesto eden aydınların önde gelenleri arasında yer alan Osman Yüksel, "Kalemini Hak yolunda bir kılıç gibi kullandı, bu nedenle de Anadolu'da efsanevi bir kahraman gibi tanındı." (Mehmet Ateşoğlu).
Parkinson hastalığından kurtulamayarak vefat etti.
Bir fikir ve dava adamı, politikacı, gazeteci, mizah ustası ve iyi bir hatip olan Serdengeçti hamasî ve lirik şiirlere imza attı.
Ağıtlar ve sosyal konulu şiirler yazdı. Yer yer mistik, yer yer idealist eğilimleri vardır. Düzyazılarında da belagati ve şiirselliği ön planda tutmuştur.
"'Serdengeçti'nin şiirlerine bir bütün olarak baktığımızda kimi zaman bir Yunus söyleyişi ve tevekkülü, kimi zaman Mehmet Emin Yurdakul haykırışını buluruz. Bazen derviş Rıza Tevfik'in nefeslerini andırır şiirleri, bazen de Arif Nihat Asya'nın millî ve hamasi edasını hissederiz.
Nitekim 'Kanlı Bahar' adlı şiirinde bunu kendisi de açıkça seslendirir: 'Akif in gür sesinden, / Yunus'un nefesinden, / Gökalp'ın hevesinden, / Birşeyler var içimde...'
"Meselâ 'Kara Toprak Kapmış Kara Gözlümü' şiirinde sanki Âşık Veysel'le karşı karşıyayız. Âşık edebiyatının hoş ve hisli söyleyişi var bu tür şiirlerde. Ancak genelde şiirlerde Nâmık Kemal- Mehmet Emin Yurdakul- Ziya Gökalp- Arif Nihat Asya çizgisinin bir devamı diyebileceğimiz ve daha çok vatan, bayrak millet ve Türk insanına duyulan sevgi ve hasret mısralaşır." (Mehmet Nuri Yardım)
"Aramızda gönül birliği olmasından başka kader bizi demir kapıların, kalın yapıların arasında birleştirmişti.
Serdengeçti, otuz yılı aşkın beraberliğimizde, Türk onurumu, İslâmî şuurumu bilemişti. O, bazılarının şurada burada anlattığı gibi sadece espritüel, güldüren adam değil, aynı zamanda düşündüren bir beyindi.
"O, Türk-İslâm düşmanları karşısında lafını dudaktan, gözünü budaktan sakınmayan, onlarla kıyasıya ve ölesiye mücadele eden büyük bir dava ve fikir adamıydı. Serdengeçti, bu milletin bağrından çıkmış, bu millet yolunda bayraklaşmış olan bir milli kahramandı.
İnsan gövdesinde arslan yüreği taşıyan, gelecek nesillerin nabzında atacak olan bir yiğit adamdı." (Abdurrahim Balcıoğlu)

ESERLERİ:

  • Mabetsiz Şehir,
  • Bir Nesli Nasıl Mahvettiler,
  • Bu Millet Neden Ağlar.
  • Gülünç Hakikatlar,
  • Ayasofya Davası,
  • Türklüğün Perişan Hali,
  • Mevlâna ve Mehmet Akif,
  • Kara Kitap,
  • Radyo Konuşmaları,
  • Müslüman Çocuğunun Şiir Kitabı (antoloji),
  • Kanlı Balkanlar (yay.. haz., Zakir Avşar, 1992),
  • Aklıselim Yavuz Selim (Yeni İstanbul gazetesindeki makalelerden seçmeler),
  • Olur Böyle Olur mu? Kardeş Kardeşi Vurur mu.-(Zafer gazetesindeki makalelerden seçmeler),
  • Millî Görüş (Millî Gazete ve diğer gazetelerde çıkan yazılarından seçmeler),
  • Nasreddin Hoca- Güldüren Düşündüren Adam,
  • Mahallenin Yedi Delisi (hikâye).
  • Eserleri Türk Edebiyatı Vakfınca yeniden basılmaya başlandı:
  • Mabet-siz Şehir, Gülünç Hakikatler,
  • Bir Nesli Nasıl Mahvettiler,
  • Bu Millet Neden Ağlar,
  • Akdeniz Hilalindir.
  • Gazete ve dergilerde,
  • kitaplarına girmemiş çok sayıda makalesi vardır.

OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ
BULAMAZSIN
Bir defa inkâra düştün mü yavrum, Kendini aşmaya yol bulamazsın! Vehimler şüpheler bozar ruhunu, Seni kaldıracak el bulamazsın!
Elbet dünya döner, biz de döneriz, Bir müddet parıldar sonra söneriz. Yükseklerden enginlere ineriz. Halinden anlayan dil bulamazsın!
Ömür akar gider yokluk gölüne İnsanoğlu düşmüş serap çölüne Hayat benzer bir gecelik geline Kendin gibi akan sel bulamazsın!
Ektiğin tohumlar bir türlü bitmez. Müşkülü yenmeye bir ömür yetmez. Kuş olsan uçsan da gene kâr etmez. Arasan konacak dal bulamazsın!

OSMAN YÜKSEL
Hüseyin Üzmez

Bir kaç gün sonra, bir öğlen vakti beni görüşmeğe çağırdılar.
Osman Yüksel Serdengeçti gelmişti. Aşağıya inerken yine olağan sahnelerden biriyle karşılaşmıştım, iki gardiyan bir mahkûmun kollarından tutmuşlar, zindana doğru sürükleye sürükleye götürüyorlardı.
Mahkûm baygındı. Ayağında prangalar vardı. Ağzından, burnundan, kafasından kanlar akıyordu. Ve bu kan izi kapı altından zindana kadar kıvrıla kıvrıla uzayıp gidiyordu. Beni götüren gardiyana kim olduğunu sordum. "Rize'li Kemal... Dedi. Başgardiyan muavini Mehmet Demir'e karşı gelmiş..."
Müdür Osman Yüksel'i kendi odasına almış da. Güya bize hususî muamele yapıyordu. Halbuki asıl maksadı dışarıya bir sızıltı çıkmasını önlemekti.
Osman Ağabeyle kucaklaştık, konuştuk, dertleştik... Rahatımı sordu. Hapishaneyi o kadar överek anlattım ki neredeyse bize imrendi.
—Bütün Türkiye bir hapishane... Dedi. Başı boş bir gidiş... insafsız muhalefet, basiretsiz iktidar... Soygunculuk, vurgunculuk, yağmacılık, yağcılık... Sonumuz çok karanlık... Ne hak, ne adalet var memlekette... Şu size yaptıkları nedir? Bir dönmenin iki fincan kanı aktı diye 200 sene ceza... Hapishanelerde kan kusarak ölenler... Karakollarda sabahlara kadar dövülen insanlar... Kollarına kelepçeler vurulan, diyar diyar sürülen sizler.... Bu ne zulümdür?... Bu ne alçaklıktır?... Yeryüzünde böylesi görülmüş müdür?... Ağlıyordu. Kendisini teselli etmek maksadıyla:
 —Ne yapalım? dedim. Kaderimiz böyleymiş.... Boyun eğmekten başka çare yok... Sabretmek gerek...
—Ankara Cezaevi'nden yataklarını aldım, getirdim. Sana Dostoyevski'nin bütün kitaplarını da getirdim. Müdür Beyin söylediğine göre bayramın ikinci günü hücreye girecekmişsin. Tam bir sene küçücük bir hücrede kalacaksın ha?... Benim arslan Hüseyin'im... Türkiye'ye sığmayan kardeşim... Sen o daracık yerde insan yüzü görmeden bir seneyi nasıl geçireceksin?...
Kucaklaştık, helâllaştık, ayrıldık.... O arkamdan hıçkırıyordu. Bense sanki taş kesilmiştim.
 (Çilenin Böylesi, 2003)

OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ
DESTAN
Bin yıl oldu toprağına basalı, Hayli oldu kılıçları asalı, Bülbüllerin onun için tasalı,
Sazlar kırık, ayar tutmaz telleri. Biz neyledik o koskoca elleri?
Yol görünür, başbuğ emir verirdi, Dalga dalga ordularım yürürdü, Hamlemizden dağlar, taşlar erirdi.
Arkamızda bırakırdık selleri, Biz neyledik o koskoca elleri?
Gölgemizden bütün cihan sakınır, Ferman çıkar, dal-kılıçlar takınır, Meydanlarda Rabbe dua okunur.
Dolu-dizgin aştık nice belleri, Biz neyledik o koskoca elleri?
Sabah olur ulufeler dağılır, Yıldız doğar talihimiz belirir, Bir seferde dört krallık serilir,
Dolduruyor heybetimiz yılları, Biz neyledik o koskoca elleri?
Plevneler, Manastırlar bizsizdir, Yosun tutmuş camilerin ıssızdır, Boynu bükük minareler sessizdir,
Açmaz olmuş Kızanlık'ın gülleri, Biz neyledik o koskoca elleri?
Hali görür geleceği sezerdik, Viyana tâ Vistülde gezerdik, Haritayı biz kendimiz çizerdik,