Hit (5426) M-68

Büyük Türk Bestekarı Dede Efendi II

Yazar Adı : İlim Dalı : Türk Dili ve Edebiyatı
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-07-14 Güncelleyen : /0000-00-00

Büyük Türk Bestekârı Dede Efendi II

M. Cahit Atasoy

Türk Musikîsi'nin en büyük bestekârlarından Hamâmîzâde İsmail Dede Efendî'nin deha sahibi musikişinas ol­ma kaderi daha küçük yaş­tan sesinin güzelliği ve musikîye istidadıyla başlar.

Onun âdeta doğuştan mevcut bu ta­rafının gelişip ilerlemesinde ise o zamanki hayatımızda musikînin sanki de bir ana­yasa (kanun-ı esâsî) kadar mühim yer işgal etmesinin büyük tesiri olmuştur.

Nitekim eskiden beri olduğu gibi, o devirde de Türk Musikîsi halkın bütün sı­nıfları arasında yaygın bulunuyordu. Her Türk doğduğu vakit kulağına ezan oku­nuyordu. Beşikte ninnilerle büyüyordu. İlâhilerle mektebe gidiyordu. Düğünlerde, karagöz oyunlarında, pehlivan güreşlerin-de, muharebelerinde, ibadetlerde, hasılı Türk'ün hayatının her safhasında musikî yer alıyordu.

Ve kültür ve san'at merkezimiz İstan­bul'daki konaklarda, köşklerde, yalılarda ve en küçük evlerde bile mutlaka bir saz bulunuyor ve bunlara dokunup söyletmesi­ni bilen biri de bulunuyordu. Bütün bu yel­lerden arada sırada bir saz sesi duyuluyor, ya bir tanbur çalmıyor, ya bir ney inliyor, ya bir kanun tıngırdıyor, ya bir ut mırıldanıyor, ya bir def usul tutuyor, bir şarkı söyleniyor, bir keman sesi kulağa geliyordu.

İşte büyük Türk bestekârı Hamâmîzâde İsmail Dede Efendî böylesine bir or­tamda, tanrı vergisi tarafıyle, ilk mek­tepte ilâhiciibaşı olduktan sonra, sayısız musikî muhitlerinden birinin ileri gelen­lerinden olan Uncuzâde Mehmet Emin Efendî'nin dikkatini çekerek, yedi sene onun talebesi olmuştur. Daha 10—-15 yaş­ları arasında iken bu hocadan Türk Musi­kîsi'nin en parlak klâsik eserlerini geç­miştir.

Bu arada onun, devrin bir nev'i konservatuarları sayılan mevlevîhanelerin pek hareketlerinden biri olan Yenikapı Mevlevîhanesine devam ettiğini gö­rüyoruz. Burada O, klâsik Türk Musikî­si'nin inceliklerini Ali Nutkî Dede'den elde etmiş; bilâhare de Abdülbaki Dede'den isti­fade ederek, ondan ney öğrenmiştir.

Mevlevîhanede önceleri mutrip olarak âyin-i şerif söylemesi ve naathanlık yap­ması; zamanla da aynı yerde dersler ve­rip talebe yetiştirmesi musikîye çok daha iyi nüfus etmesini sağlamıştır.

Musikî muhitlerinin ve bunlardan biri demek olan sarayın, Onun bestelerini bü­yük bir ilgi ve takdirle karşılaması da Dede'nin yetişmesinde ve çok sayıda eser ver­mesinde ayrıca mühim rol oynamıştır.

Tabiî ki, Dede'nin hocaları, devrin üstadları ve musikî muhitleri tâ 13. asırdan bu yana san'at değeri çok yüksek bir mu­sikîyi temsil ediyorlardı. Bu sayede de De­de'nin musikî kudreti ve eserlerinin hari­kuladeliği meydana gelmiş oluyordu.

Gerçekten, Dede Efendî, ha­tırımıza gelenleriyle 13. asır­dan Safiyüddin Abdülmümin, Sultan Velet; 15. asırdan Gülşenî, Ali Şîr Nevâî, Sultan Hüseyin Baykara, II. Sultan Bayezit Han, Abdülkadir Meraği; 16. asır­dan Şehzade Korkut, Nefîrî Behram Ağa, Hasan Can Çelebi, Şeyh Abdülali, Kemençeci Şah Kulu, II.Gazi Giray Han;17. asırdan Hatip Zâkirî Hasan Efendî, Çömlekçizâde Recep Çelebi, Itrî, Şeyh Aziz Mahmut Hüdayi, Şeştârî Murad Ağa, Hatipzâde Osman Efendî, IV. Sultan Murad, Seyyid Nuh, Hafız Post, Şeyh Köçek Mustafa Dede, Solakzâde, Çoban Gazî Gi­ray Han; 18.asırdan ise Tanburî İsak, Kara İsmail Ağa, Ebûbekir Ağa, Zaharya, Kutbî Nâyi Osman Dede, Mustafa Çavuş, Dil Hayat Hanım; Bu asrın sonundan ve 19. asrın ilk yarısından da bizzat Dede Efendî'nin yaşadığı devir insanları ara­sında hocaları, kendisini teşvik edenler, musikî arkadaşları ve talebeleri vardır. Bunlardan Ali Nutkî Dede, Uncuzâde M. Emin Efendî, III.Selim, II. Mahmut, Abdülbakî Dede, Kemanî Ali Ağa, Tanburî Zeki Mehmet Ağa, Kazasker Mustafa İz­zet Efendî, Numan Ağa, Vardakosta Ah­met Ağa, Şakir Ağa, Basmacı Aibdî Efendî Dellâlzâde İsmail Efendî, Eyyûbî Mehmet Bey, Zekâî Dede, Mutafzâde Ahmet Efendî, İlh.. ile baştan beri sıraladığımız bütün bu isimler o zamana kadarki Türk Musikîsi dünyasını yapan ve yaşatanlar olarak Dede Efendî tarafından tanınıp biliniyordu.

Ve dehasını tamamlayan bütün bu ve benzeri şartlarla Dede, 1798 den 1846 da ölümüne kadar 48 sene içinde birbiri ar­dınca bestelediği her biri değişik güzellikte, ancak bizim bildiğimiz 258 eser vermiştir.

Hamâmîzâde İsmail Dede Efendî, her şekilde (formda) eser yapmıştır. Ancak bunlar arasında saz eseri olarak bestele­dikleri en az olanlarıdır. Eserlerinden dîni olanlarının 6 sı Saz Eseri (peşrev), 7 si Mevlevî âyin-i şerifi, 1'i Savt, 3'ü Durak, 23'ü İlâhî şeklinde bestelenmiş olup bun­ların toplamı 40 dır. Dîni olmayan eser­lerinin sayısı ise 218 dir. Bunların 102 si büyük şekil (formda) eserler olup geri kalan 156 sı da küçük şekilde eserlerdir: 1 Kâr-ı Nâtık,5 Kâr ve 1 Kârçe, Beste, 4 Nakıs Beste, 20 Ağır Semaî, 8 Yürük Se­maî, 21 Nakış Yürük Semaî, 4 Nakış Aksak Semaî, 2 Ağır Sengin Semaî, 3 Sengin Se­maî ve 1 Nakış Sengin Semaî 8 köçekçe 100'ü aşkın şarkıdır.

Yukarıda kaydettiğimiz eserlerden an­laşılacağı gibi Dede'nin her formda, dîni ve dîni olmayan eser vermesi onun dahi bir bestekâr olarak anılmasını sağlamıştır. Musikî tarihimizde Dede'nin bestekâr" lığına iki yönden yer verilebilir. Bir taraf­tan klâsik musikî üzere eser vererek bu mektebin son sanatkârlarından en büyük bir bestekâr olarak karşımızda durması­dır. Diğer taraftan klâsik kaide şartların­dan olan meselâ sadece şekil bakımından peşrev, beste ve yürük semaî üzere eser vermeyerek şarkılar, köçekçeler de beste­leyip yenilik peşinde koşması ve bu suretle her çeşitten beste vücuda getirmesi Onun öteki bestekârlık yönünü ortaya koymuş­tur. Böylece, halk tabakalarına kadar ün yapması da gerçekleşmiştir. Dede, bu ikin­ci yönüyle neo klâsik Türk Musikîsinin ze­minini hazırlarken, yine bu son devrin en büyük şarkı bestekârlarından başta Hacı ârif Bey'le birlikte, asıl neo klâsik devrin en ileri gelenlerinden olmuşlardır.

Yayınlandığı Kaynak : 1972-03-01
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :