Hit (4147) M-1925

Çınaraltı Sohbetleri

Yazar Adı : İlim Dalı : Kitap Hakkında
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Kitap Eleştirisi
Ekleyen : Nurgül Çepni/2010-02-19 Güncelleyen : /0000-00-00

Çınaraltı Sohbetleri

- Sayın Gürlek sohbetimize “Çınaraltı Sohbetleri’yle başlamak istiyorum. Yakın zamanda “Çınaraltı Kitap Sohbetleri” ismiyle bir kitabınız yayınlandı. Çınaraltı Sohbetleri neydi?

- Çınaraltı Sohbetlerinin evveliyatını gözler önüne sermek için 1940’lı 50’li yıllara gitmeliyiz. O tarihlerde Çınaraltı Sohbetlerinin adı Küllük’tü. Küllük Beyazıt Camii’nin yola bakan kısmındaki kapısının yanında şairlerin, yazarların, tarihçilerin, edebiyatçıların devam ettiği bir kahvehane idi. Küllük’ü diğer kahvehanelerden farklı kılan müdavimleriydi. - Küllük’ün müdavimleri arasında kimler vardı? - Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan, Prof. Dr. Mükremin Halil Yinanç, Ali Emin Çallı, Ahmet Hamdi Tanpınar, İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Neyzen Tevfik, Necip Fazıl Kısakürek ve daha pek çok meşhur şair ve yazar Küllük denilen bu kahvehaneye gelir; şiir, edebiyat ve tarih sohbetleri yaparlardı. Tabi bir de onları sürekli olarak dinlemeye gelen meraklı üniversite öğrencileri gelirdi. Buna bir nevi açık akademi diyebiliriz. Türkiye’nin yakın tarihinde Küllük’ün büyük bir yeri var. O bildiğimiz çınarın altında şiir, tarih ve edebiyat sohbetleri yapılırdı. Bunun adına “yaz ikindileri” de derlermiş malum, yaz ikindileri uzun olur. Buradaki sohbetlerden pek çok kişi istifade edermiş.

- Kitabınıza; “Küllük Sohbetleri” yerine neden “Çınaraltı Sohbetleri” ismini verdiniz?
-
Küllük konusunu ayrı bir kitap olarak yazmak istiyorum. Onun için böyle bir tercih yaptım. - Hem “Küllük” hem de “Marmara” kahvehanelerinde yapılan sohbetlerin rağbet görmesinin sebebi neydi? - Edebi sohbetlerin, tarihi konuşmaların yapıldığı bu türlü mekanlarda ayrı bir lezzet vardı. Her türlü düşünceye mensup kişiler de buralara gelir ve fikirlerini beyan ederlerdi. İnsanların ortak bir noktada birleşmesine sebep olan önemli bir unsur vardı. O da: sanat, şiir, edebiyat ve tarihti. Küllük 1950’li yılların sonuna kadar etkin bir şekilde devam etti. Ondan sonra 1960’lı yıllarda ise yine Beyazıt’taki Marmara Kahvehanesi’nde bu sohbetler sürdürüldü. - “Çınaraltı Sohbetleri”ni hatırlatmakla neyi amaçlıyorsunuz? - İstanbul eski ve güzel kültür mahfillerini bugünkü nesle tanıtmak istiyorum. Hayata dair bilgilerin okulların yanı sıra bir tür açık üniversite niteliğindeki üniversitelerden de öğrenilsin.Gençler vakitlerini boşa geçirmemelidirler. Osmanlıdan günümüze intikal eden tarihi mekanların her manada canlandırılmasını arzu ediyorum. Bu tarihi mekanların her manada canlandırmanın en güzel yolu geleneğimizi orada diriltmektir. Tarihi kültürümüzde, ananemizde sohbetin çok önemli bir yeri var. Çünkü sohbette her hangi bir menfaat söz konusu değildir.

- Bu gelenek sizce neden devam etmedi?
-
Evvela bu mekanlara gelmek suretiyle etraflarına meraklılar halkası teşkil ettiren zatların büyük bir bölümü Osmanlı’nın son döneminde yetişmiş ve adlarına “Ayaklı kütüphane” , “Hafıza şampiyonu” denilen kişilerdi. Bunlar dünyamızdan göçtüler. Dolayısıyla bu insanların dar-ı bekaya intikal etmeleriyle birlikte bahse konu olan mekanlar öksüz ve yetim kaldılar. Yerlerini dolduracak kişiler yetişmediği, yetişenler de çok sınırlı kaldığı için bu mekanlar tarihe karıştı. Mükremin Halil Yinanç hoca, Mahmut Kemal İnal, Osmanlı’nın son dönemlerinde yetişmiş, Doğu’yu ve Batı’yı çok iyi bilen insanlar. Cumhuriyetin ilk yıllarını da iyi bilen ve geçmiş ile gelecek arasında köprü olmuş hakikaten dört başı mamur insanlardı. Bu zatları yeri kolay kolay doldurulamadı.

- Sürekli olarak geçmişe vurgu yapıyorsunuz neden?
-
Kökü mazide olan atiyim de onun için. Çok köklü bir çınarı öyle basit rüzgarlar deviremez. - Kitapları “yazma” ve “basma” eser olarak niçin ayırıyorsunuz? - Bilindiği gibi matbaa bize geç geldi. Bu tarihe kadar da kitapların büyük bir bölümü elle yazılıyordu. Şu anda elle kitap yazmak çok zor ve adeta imkânsız bir hal aldı. “yazma” ve “basma” ayrımını ben yapmıyorum. Eski kitap satanlara sahaf deniliyor. Sahafın gerçek manası yazma kitap satandır. Avrupalı müsteşrikler bile yazma bir eser gördüklerinde çok heyecanlanıyor ve peşine düşüyorlar.

- Türkiye’de 200 binin üzerinde “yazma” eser olduğunu ifade ediliyor doğru mu bu?
-
Evet... Osmanlı’nın kitaba, kültüre ve esere verdiği değerin ifadesidir bu rakam. Bu ayrıca dünkü medeniyetimizin ne kadar zengin olduğunu da anlatıyor. Türkiye’deki değişik kütüphanelerde yer alan çok değerli “yazma” eserler Osmanlı’da kültürel hayatın ne kadar renkli olduğunu açık bir tablo olarak önümüze koymaktadır. Beyazıt, Millet, İl ve İstanbul Üniversitesi kütüphanesinde bol miktarda değerli yazma eserler bulunmaktadır.

- Kültür hazinesinin farkında değil miyiz?
- Elimizin altında bulunan kültür hazinelerinin kıymetini bilmiyoruz. Nelere sahip olduğumuzun farkında ve bilincinde olabilmek için kütüphanelerin kapılarını aşındırmak gerekiyor. Avrupalı oryantalistler bizden daha çok Türkiye’deki kütüphanelerin kapılarını aşındırıyorlar. Ayrıca kütüphanelerimizde yer alan yazma eserlerin tetkiki ayrı bir uzmanlık alanı haline geldi. Çünkü insanlarımız yazma eserleri okuyamaz hale geldiler. Yakın tarihimizde yazma eserleri en iyi tanıyan Sahaf Raif Yelkenci Beydi. Zannedersem 1972 yılında vefat etti. Zaten dükkanında yazma eserlerin dışında pek eser bulundurmazmış. Yazma eserler hakkında bilgi almak isteyen kişiler bu zata koşar ve tam anlamıyla bilgilenmiş olarak geri dönerlerdi.

- Günümüzde Osmanlıca bilen insan sayısı oldukça azaldı. Sahaflarımız da tek tek tarih oluyor. Bu yokoluş nasıl engellenebilir?
-
Öncelikle hatadan dönmek gerekiyor. Evvelâ Osmanlıca öğrenmek lazım ama bu da yeterli değil. Osmanlıca’nın yanı sıra dini ilimleri, Arapça ve Farsça’yı bilmek, İslâm tarihini öğrenmek gerekiyor. Eskilerin “Tercüme-i Hal” yenilerin “biyografi” büyük ve kültürlü insanların hayatları hakkında bilgi edinmek şart. Mesela bir Evliya Çelebi, İmam-ı Azam hakkında Avrupa’da yazılan kitapların sayısı Türkiye’de yazılanlardan daha çok. Yakın tarihimizde yaşamış alimlerin hayatı ile ilgili kitap bulmakta zorluk çekiliyor.

- Sadece sahafları gezer oradan mı kitap satın alırsınız, Yoksa modern kitap evlerini de ziyaret eder misiniz?
-
Sahafların yanı sıra yeni kitapevlerini de dolaşırım ancak şu farkla: Safahları üç saat dolaşırsam yeni yayınları satan kitapçılarda en fazla 10 dakika dururum. - Kitaplarla ne zaman tanıştınız? - Kitaplarla tanışmam çok eskilere dayanıyor. Ortaokul sıralarında bu belirgin bir şekilde nüksetti. Okul sıralarında bile ders kitaplarından çok şiir, hikaye, roman türü kitaplar okudum.

- Bir eserin kıymetli olup olmadığını nasıl anlarsınız, çok satan bir kitap kaliteli midir?
-
Bir eserin çok satması onun çok değerli ve kaliteli olduğunu ortaya koymaz. Az satan bir kitabın da değersiz olduğu söylenemez. Bir kitabın çok satmasını biraz saman alevine benzetiyorum. - Bir insan hem çalışarak maişet sorunlarını çözecek hem de manevi gıdasını alabilmek için çok okumak istiyorsa, bu hususta neler öneriyorsunuz? - Hiç kimseye ‘işi gücü bırakın kütüphanelere akın edin’ demiyorum. Tabi ki insanlar hem çalışarak mali sorunlarını hal etmek hem de okuyarak bilgi birikimlerini artırmak zorundalar. Ancak buna herkes kendi özel durumunu göz önünde bulundurarak en güzel şekilde çözüm bulur.

Yayınlandığı Kaynak : 2002-08-15
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :