Hit (3705) M-1713

Türkiyede Kütüphanecilik Eğitiminin Yeniden Yapılanması

Yazar Adı : İlim Dalı : Kütüphanecilik
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-11-01 Güncelleyen : /0000-00-00

Türkiye'de Kütüphanecilik Eğitiminin Yeniden Yapılanması

Giriş

Bilgi Çağında hiç kuşkusuz “bilgi” giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Kamu ya da özel, kâr amacı güden ya da gütmeyen her tür kuruluş ve örgütte bilginin etkin bir biçimde yönetimi zorunlu bir gereksinim haline gelmiştir. Gereksinim duyulan bilgilerin ekonomik olarak, zamanında, yerinde ve kullanıcıların istedikleri biçim ve platformlarda kendilerine ulaştırılması bu kuruluş ve örgütler açısından büyük önem taşımaktadır. Bilgisayar, telekomünikasyon ve Internet teknolojileri bilginin keşfedilmesinde, üretiminde, depolanmasında, dağıtımında ve kullanımında “devrim” olarak nitelendirilebilecek değişimlere yol açmıştır. Ancak hızla artan ve ağlar aracılığıyla erişilebilen elektronik bilgi kaynaklarının keşfedilmesi, düzenlenmesi ve kullanıma sunulması konusundaki çalışmalar nispeten yeni yeni başlamaktadır.

Ülkemizde lisans ve yüksek lisans düzeyinde eğitim veren kütüphanecilik bölümlerinin son birkaç yıl içinde bir yeniden yapılanma sürecine girdikleri gözlenmektedir (Çakın, 2000). Yeniden yapılanma çalışmaları çerçevesinde söz konusu bölümler, lisans ve yüksek lisans düzeylerinde ne tür bir insan yetiştirmeyi amaçladıklarını, mezunlarının hangi bilgi ve becerilerle donatılmaları gerektiğini, mezunları istihdam eden kuruluşlara nasıl bir "ürün" sunmak istediklerini ve piyasanın mezunlardan beklentilerinin neler olduğunu/olabileceğini tartışmaya açmakta ve bu zamana kadarki çalışmalarını gözden geçirmekte ve sorgulamaktadırlar. Bu tartışma ve sorgulama süreci ülkemizde kütüphanecilik eğitiminin gelişmesine ve kurumsallaşmasına katkıda bulunacaktır kanısındayız. Aşağıdaki satırlar bu tartışma sürecine mütevazı da olsa bir katkıda bulunmak düşüncesiyle kaleme alınmıştır.

Bu çalışmada önce meslek olarak kütüphanecilik ele alınmakta, kütüphaneciliğin amaç ve işlevleri özetlenmekte, üniversitelerde verilen mesleki eğitim programları arasında kütüphaneciliğin yerine kısaca değinilmektedir. Kütüphanecilik eğitiminin çevresinde meydana gelen değişimler irdelendikten sonra kütüphanecilik eğitim programlarında bu değişimlere bu zamana kadar nasıl karşılık verildiği gözden geçirilmektedir. Kütüphanecilik eğitim programlarının ve kütüphanecilik mesleğinin bilgisayar, iletişim ve diğer alanlarda alanlarda meydana gelen hızlı değişimlere yanıt verebilmesi ve gelecekte de yaşayabilmesi için bundan sonra neler yapılması gerektiği Van House ve Sutton'ın (1996) çalışmasına dayanarak ayrıntılı olarak incelenmektedir. Çalışmanın son kısmında ülkemizde kütüphanecilik eğitiminin yeniden yapılanması, kütüphaneciliğin misyonu ve kütüphanecilik eğitim programlarında sunulması gereken temel dersler incelenmektedir.

Meslek Olarak Kütüphanecilik (1)

Bilindiği gibi, kütüphaneciliğin temel amacı; bilgi gereksinimlerini karşılamak isteyen kullanıcıların bu gereksinimlerini karşılamalarına yardımcı olabilecek potansiyel bilgi kaynaklarına erişmelerine olanak sağlamaktır. Bir başka deyişle, kütüphaneciliğin temelinde bilişsel (cognitive) bir gereksinimini karşılamak için bilgi arayan kullanıcıyla söz konusu gereksinimi yanıtlayabilecek bilgi kaynakları ya da potansiyel çözümler içeren bir bilgi sistemi arasındaki etkileşim ve bu etkileşimin gerçekleşebilmesi için yapılması gerekli işlemler yatmaktadır (Van House ve Sutton, 1996).

Kütüphanecilerin tarih boyunca üç temel iţlevi yerine getirdikleri gözlenmektedir:

1) Bilgi sistemlerini tasarlamak, kurmak ve kullanmak (kataloglama-sınıflama sistemleri tasarlamak, belirli konularda kavramsal listeler (gömü, thesaurus), kaynakçalar hazırlamak ve bunları kullanmak gibi);

2) Bilgi sistemlerini yönetmek (kullanıcı gereksinimlerini belirlemek, kaynak seçmek, düzenlemek, kullanıma sunmak ve bilgi hizmeti veren karmaşık örgütleri yönetmek gibi); ve,

3) Kullanıcılarla bilgi kaynakları/bilgi sistemleri arasında "aracı" (intermediary) görevini üstlenmek (danışma ve çevrimiçi tarama hizmetleri vermek gibi).

Yukarıda sıralanan işlevler açısından bakıldığında kütüphanecilik mesleği, bilgi sistemleri tasarımı, kurulması, yönetimi, yaşatılması ve kullanıcılarla bilgi kaynakları ya da bilgi sistemleri arasında bağlantı ya da etkileşim kurulması ile yakından ilgilidir. Kullanıcıların bilgi gereksinimlerinin saptanması, “aracılık” (intermediation) ve bilgi aktarma süreci kütüphaneciliğin üzerinde çalıştığı belli başlı konuları oluşturmaktadır. Bu bağlamda kütüphanecilik eğitimi veren okullar ders programlarında bilginin düzenlenmesi, bilgi sistemleri tasarımı, bilgi erişim, kullanıcıların bilgi gereksinimlerinin karşılanması ve bilgi hizmeti sağlanması, bilgi ekonomisi vb. gibi derslere yer vermektedirler. Bilginin yaratılması, bir yerden bir yere iletimi, depolanması, erişimi ve kullanımıyla ilgili kişiler, örgütler ve teknolojiler ile bilgi sistemleri aracılığıyla hizmet verdiğimiz toplumsal, siyasal, ekonomik ve yasal sistemler de kütüphaneciliğin ilgi alanına girmektedir. Bilgi sistemleri ile ilgili toplumsal konular (örneğin, “Toplumda Kütüphane” dersi) ders programlarında yer almaktadır.

Kuşkusuz bu kadar geniş bir yelpazeyi kucaklayan kütüphanecilik mesleği diğer alanlarla yakın bir ilişki ve işbirliği içinde olmak durumundadır. Bilgisayar mühendisliği, bilişsel bilimler, iletişim bilimleri, bilgi teknolojileri, bilgi sistemleri, yönetim ve sibernetik bu alanlardan sadece birkaçıdır. Buckland (1999) tarihsel olarak kütüphaneciliğe (2) iki farklı açıdan yaklaşıldığına işaret etmektedir: 1) “Belge” (document) geleneğine göre; ve 2) “Hesaplama” (computing) geleneğine göre. İlk bakış açısında nesnelerin tanımlanması ve kullanımı ağırlıklıyken, ikinci bakış açısında bilgi yönetiminde kullanılan algoritmik, mantıksal, matematiksel ve mekanik teknikler ağırlıklıdır. Bu nedenle de kütüphanecilikle ilgili uygulamaları konu edinen derslere tarih, tıp, işletme, bilgisayar mühendisliği gibi bölümlerde de rastlanabilmektedir. Örneğin, son yıllarda tarihi enformatik, tıbbi enformatik, yönetim bilgi sistemleri gibi konular büyük ilgi çekmektedir (Saka, 1999). Keza, “dijital kütüphaneler”, bilgi yönetimi (knowledge management), veri madenlemesi (data mining) ile ilgili derslere bilgisayar mühendisliği programlarında kolayca rastlanabilmektedir. Communications of the ACM dergisi birkaç yılda bir “dijital kütüphaneler” ile ilgili özel sayı yayımlamaktadır. Buckland’a göre konuya “belge” geleneği açısından yaklaşan mesleklerle “hesaplama” geleneği açısından yaklaşan meslekler birbirini tamamlamaktadır. Ancak iki geleneğin birleşmesi mümkün değildir. Çünkü her iki gelenek de farklı temellerden yola çıkılarak oluşmuştur.

Buckland (1996) üniversitelerdeki akademik bölümlerin ya bir “sorun”u ya da bir “disiplin”i temel alarak kurulduklarını, mesleki eğitimin sorun çözmeye odaklandığını kaydetmektedir. Örneğin, fizik, kimya, matematik gibi bölümler belli başlı disiplinleri temel alarak kurulmuştur. Bu disiplinlerin çalışma konuları üzerinde odaklanırlar. Öte yandan işletme, eğitim, sosyal çalışma gibi bazı bölümler ise mesleki sorunlara çözüm getirmek amacıyla kurulmuştur. Örneğin, “işletme”, özel sektörün endüstriyel ve ticari sorunlarının çözümüyle ilgilidir. Benzeri bir biçimde kütüphanecilik de kullanıcıların bilgi erişimde karşılaştıkları sorunlara çözüm bulmak amacıyla kurulmuştur. Kuşkusuz bilgi erişimde karşılaşılan sorunlara çözüm bulmak, yukarıda da işaret edildiği gibi, kullanıcı gereksinimlerinin saptanmasından söz konusu sistemlerin tasarlanmasına, kurulmasına, işletilmesine ve yönetimine kadar bütün süreçleri kapsamaktadır.

Buckland (1996) kütüphanecilik eğitiminin üniversitelerde mesleki eğitim kazandırmak amacıyla verilmesinin yanı sıra “liberal arts” olarak da öğretilebileceğini vurgulamaktadır. Doğa bilimleri, fiziki bilimler, sosyal ve insani bilimler öğrencilere bir meslek kazandırmak amacıyla değil, her eğitimli kişinin bilmesinde yarar görülen konular (“liberal arts”) olduğu için üniversitelerde öğretilmektedir. Aynı şekilde bilginin toplanması, düzenlenmesi, depolanması, bu bilgilere erişim sağlanması, yani kütüphanecilik, herkesi ilgilendiren bir konudur. Bu bakımdan kütüphanecilik de üniversitelerde “liberal arts” olarak öğretilebilir. Yani bilgi erişim her kültürlü ve aydın kişinin bilmesinde yarar görülen bir konudur. Nasıl ki insanların siyaset bilimine ilgi duymaları için mutlaka siyasetçi olmaları ya da bu alanda eğitim görmeleri gerekmiyorsa, bilgiyle ilgili konulara (sansür, bilgi edinme özgürlüğü, bilgi otoyolu, vd.) ilgi duymaları için de mutlaka kütüphaneci olmaları ya da kütüphanecilik eğitimi görmeleri gerekmemektedir. Nitekim tarih bölümlerinden tıp fakültelerine, bilgisayar mühendisliği bölümlerinden işletme fakültelerine kadar birçok programda ilgili derslere yer verilmesi bunun bir kanıtı olarak gösterilebilir. Bu bakımdan Buckland kütüphaneciliğin sadece mesleki eğitimle sınırlı olmasının ve kavramsal olarak mesleki eğitim çerçevesine oturtulmasının dar bir bakış açısını temsil ettiğine dikkati çekmektedir.

Birçok bilim dalında kütüphanecilik mesleğiyle ilgili derslere rastlanması kütüphanecilik eğitimi veren okulları kuşkusuz çok yakından ilgilendirmektedir. Kütüphanecilik eğitim programları değişimlere ayak uydurabilmek için sadece kütüphanecilik alanında meydana gelen gelişmeleri değil, aynı zamanda mühendislik, bilgi teknolojisi, yönetim vb. gibi disiplinlerde meydana gelen gelişmeleri de dikkatle izlemek durumundadırlar. Aksi takdirde kütüphanecilik eğitim programlarının çağdaş gelişmelere ayak uydurabilmesi ve piyasanın istediği niteliklere sahip kütüphaneciler yetiştirmesi mümkün olmayacaktır. Aşağıda kütüphanecilik eğitimini yakından ilgilendiren bazı çevresel değişimler kısaca özetlenmektedir.

Kütüphanecilik Eğitimini Yakından İlgilendiren Çevresel Değişimler

Teknolojik gelişmeler eğitim, sağlık, üretim, ticaret, bilimsel iletişim, yayıncılık, turizm, eğlence, siyaset, kamu yönetimi gibi alanları derinden etkilemekte, bu kavramların yeniden tanımlanmasına neden olmaktadır. Bilgisayar ve iletişim teknolojilerini de kapsayan “bilgi teknolojileri” her alanda olduğu gibi kütüphanecilikte de köklü değişimlere yol açmaktadır. Çakın (2000: 7) telekomünikasyon ve bilgisayar teknolojilerindeki gelişmelerin kütüphaneler dışında da bilgi depolamaya, düzenlemeye ve erişime olanak sağladığını; buna paralel olarak hizmet anlayışının da değişerek kullanıcıların istek ve beklentilerine uygun bilgi sistemlerinin oluşturulmasının ön plana çıktığını vurgulamaktadır.

Bilgi teknolojilerinin en çarpıcı özelliği, teknolojik yeteneklerin sürekli artması, maliyetlerin de sürekli düşmesidir. Bu ilişkiyi ifade eden üç kural ileri sürülmüştür: (1) Bir mikroçipin fiyatı artmadan, hızı her 18 ayda bir ikiye katlanmaktadır (Moore Kuralı); (2) Birim fiyat değişmeden, iletişim sistemlerinin toplam bant genişliği her 12 ayda bir üçe katlanmaktadır (Gilder Kuralı); ve, (3) Bir iletişim ağının değeri, ağdaki düğüm (node) sayısının karesi ile orantılıdır; dolayısıyla bir ağa bağlı olmanın değeri üssel olarak artarken kullanıcı başına fiyatı sabit kalmakta, hatta azalmaktadır (Metcalfe Kuralı) (“The Knowledge Economy”, 1999: 6). Bilgi teknolojileriyle ilgili bu yasalar bilginin üretimi, depolanması, işlenmesi, düzenlenmesi, bir yerden bir yere aktarılması, paylaşımı ve kullanıcıya sunulmasıyla ilgili bütün süreçleri ve işlemleri kapsadığından, bilgi teknolojilerinin kütüphanecilik alanındaki etkileri diğer disiplinlere oranla çok daha önemli olmaktadır (3).

Van House ve Sutton (1996) kütüphanecilik eğitimini yakından ilgilendiren çevresel değişimleri kütüphanecilik mesleği, bilgiye bakış açısı ve yüksek öğrenimde meydana gelen gelişmeler açısından incelemektedirler. Van House ve Sutton’a göre genelde her mesleğin temel görevi insanların karşılaştıkları bazı sorunları uzmanlık hizmetiyle çözmektir. Kütüphanecilik eğitiminin temel alanı ise "bilgi sorunu"dur. Bireyler içinde bulundukları durumu anlamaya çalışmak ve karşılaştıkları sorunları çözmek için bilgi kullanırlar. "Bilgi sorunu"nu çözmek için bilgi gereksinimi olan bireyle bilgi kaynakları arasında "aracılık" yapılması gerekmektedir. Söz konusu aracılık, meslek mensubu kimseler tarafından gerçekleştirilebileceği gibi, bu amaçla tasarlanmış olan bilgi sistemleri tarafından da yerine getirilebilir. "Bilgi sorunu" ancak bilgiyle ilgili bireysel bir sorunun ya da bilgi gereksiniminin saptanmasından bu sorunu çözmek için gereken kaynakların saptanmasına ve sağlanmasına, yeni bilgi sistemlerinin ve örgütsel yapıların tasarlanmasına ve kurulmasına kadar uzanan geniş bir yelpazede yer alan işlevler gerçekleştirilerek çözülebilir.

Kütüphanecilik mesleği de bilgi sorununu çözmek için çeşitli hizmet modelleri ve araçlar geliştirmiştir. Van House ve Sutton (1996) kütüphaneciliğin bilgi sorununu çözmek için geliştirdiği uzmanlığı dört boyutta incelemektedirler (4):

Araç geliştirme: Bilgi taşıyan nesneleri düzenleme ve bu nesnelere erişim için gereken kataloglama-sınıflama sistemlerini ve bilgi hizmetlerini geliştirme;

Bilgi yönetimi: Bbilginin derlenmesi, depolanması, düzenlenmesi ve erişimi için kullanılan araçlar ve uygulamalar;

Bilgi hizmetleri: Kullanıcıların doğrudan ya da dolaylı olarak aradıkları bilgileri bulmalarına yardımcı olma ve kullanıcıları eğitme; ve

Bilgi örgütlerinin yönetimi: Bilgi örgütlerinin, örgütsel birimlerin ve sistemlerin tasarımı, yönetimi ve işletmesi.

Kütüphanecilik eğitiminin çevresindeki değişimlerden söz ederken "bilgi çevresi"nin değiştiğini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Kurum olarak hemen hemen sadece “kütüphaneler” üzerinde odaklanan kütüphanecilik mesleği anlayışı son yıllarda yoğun bir biçimde sorgulanmaktadır. Günümüzde “kütüphane”nin merkezde yer aldığı bir bilgi evreni anlayışı hızla terkedilmekte, “bilgi”nin merkezde yer aldığı ve kütüphanelerin de önemli bir rol üstlendikleri dinamik, "Kopernikçi" bir bilgi evreni anlayışı daha fazla kabul görmektedir. Politika yapıcılar ve alelade insanlar bilgi çağında yaşamanın ne demek olduğunu daha iyi anlamaktadırlar. Tüm örgütlerde bilgi yönetimi gereksinimi hızla artmaktadır. Kütüphaneler ise bilgi endüstrisinin sadece bir parçasıdır. Kütüphaneciler de “bilgi profesyonelleri”nin (information professionals) giderek daha küçük bir oranını oluşturmaktadırlar. Bilgi yönetimi sorunları şimdiye kadar görülmediği bir biçimde disiplinlerarası hale gelmiştir. Bir zamanlar ikincil önem taşıdığı düşünülen bilgi ve beceriler bu alanın kalbini oluşturmaktadır. Bir başka deyişle, kütüphanecilik mesleği bu zamana dek "bilgi"den çok bilgi taşıyan nesneler (kitap, dergi, harita, film, vs.) üzerinde odaklanmış ve (bu nesnelerin taşıdığı entellektüel içeriğe çok fazla önem vermeden) söz konusu nesneleri sağlamış, tanımlamış, depolamış ve yaymıştır.

Son yıllarda yüksek öğrenimde de önemli değişimler meydana gelmektedir. Yüksek öğretime verilen kamu desteği diğer kamu yatırım programlarıyla rekabet etmek durumundadır. Üniversitelerdeki kıt kaynakların tahsis edilmesi akademik bölümler arasında giderek artan bir rekabetle sonuçlanmaktadır. Bilimin gelişmesi sonucu yeni disiplinler kurulması gerekmektedir. Tsichritzis (1999) “Üniversitelerin Yeniden Yapılanması” adlı makalesinde bilginin üretimi, paketlenmesi ve dağıtımı ile ilgili gelişme ve değişmelere ayak uyduramayan ve yeniden yapılanma yoluna gitmeyen üniversitelerin ayakta kalmalarının güç olduğuna işaret etmektedir. Kütüphanecilik eğitim programlarının yaşaması ise üniversiteler içinde kütüphanecilik okullarına kaynak ayrılmasına bağlıdır. Kütüphanecilik gibi mesleki eğitim programlarının yaşaması büyük ölçüde bu programlardan mezun olanların iş bulup bulamamalarıyla yakından ilgilidir.

Kütüphanecilik Eğitiminde Meydana Gelen Değişimler

Bilgi teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler, toplumun “bilgi”ye verdiği değerin artması, ekonomik rekabet için etkin bilgi yönetim sistemlerine olan ihtiyacın daha da belirginleşmesi, Internet aracılığıyla erişilebilen elektronik bilgilerin hızla artması, kütüphanecilik mesleğine başka disiplinler tarafından gösterilen ilgi vb. gibi birçok neden dünyanın her tarafındaki kütüphanecilik okullarını da değişime zorlamıştır.

ABD ve İngiltere’deki birçok kütüphanecilik okulu 1970’lerde ve 1980’lerde okul adlarına önce “bilgi”, “bilgi araştırmaları”, “bilgibilim”, “bilgi yönetimi”, “bilgi sistemleri” gibi terimleri eklemişler, 1990’larda ise “kütüphanecilik” terimini okula adlarından çıkarma yoluna gitmişlerdir. Örneğin, Kaliforniya Üniversitesi (Berkeley) Kütüphanecilik Okulu 1980’lerde önce “Kütüphanecilik ve Bilgi Araştırmaları”, 1990’larda eğitim programının yeniden yapılandırılmasından sonra da “Bilgi Sistemleri ve Teknolojisi” adını almıştır. Yine ABD’deki Michigan Üniversitesindeki kütüphanecilik okulunun adı aynı süreç izlenerek “Bilgi Okulu” (School of Information) olarak değiştirilmiştir. Çakın’ın (2000: 11) makalesinde gerek Kuzey Amerika’daki gerekse Avrupa’daki kütüphanecilik okullarının adlarında yapılan değişikliklerle ilgili birçok örnek yer almaktadır.

Kuşkusuz okul adlarında yapılan bu değişiklikler sadece “bilgi” teriminin daha popüler, daha “seksi” hale gelmesiyle açıklanamaz. Yukarıda da değinildiği gibi, gerek bilgi teknolojilerinde meydana gelen değişimler ve Internet’in önem kazanması, gerekse “bilgi” teriminin Kopernikçi bir yaklaşımla bilgi evreninin merkezine oturtulması ve bilgi yönetimiyle ilgili kuruluşların (kütüphaneler, arşivler, bilgi ve belge merkezleri, bilgi işlem merkezleri, vd.) merkezin çevresinde yer almaları kütüphanecilik eğitimine ve eğitim programlarında yer alan derslere bakış açısını da değişime zorlamıştır.

Günümüzde birçok kütüphanecilik okulu geleneksel kütüphanecilik yüksek lisans derecesinin yanı sıra diğer bölümlerle işbirliğine giderek bilgibilim, bilgi sistemleri ve teknolojileri gibi konularda ortak yüksek lisans programları düzenlemektedir. Örneğin, ABD’de İndiana Üniversitesinde bilgibilim alanında master derecesi programına kaydolanlar bütün öğrencilerin üçte birini oluşturmakta ve bu dereceyi alan öğrenciler halkla ilişkiler, politika analizi, bilgisayar sistemleri tasarımı gibi alanlarda çalışmaktadırlar. Bu programda hem klasik bilgi erişim ve belge arşivleme ile ilgili beceriler kazandırılmakta, hem de kullanıcı arabirim tasarımı, çevrimiçi satış ve pazarlama gibi modern konular öğretilmektedir. Yine ABD’de Drexel Üniversitesi matematik ve mühendislik bölümleri tarafından ortaklaşa desteklenen bilgibilim ağırlıklı disiplinlerarası (5)bir master programı sunmaktadır. Pittsburgh Üniversitesi Kütüphanecilik Okulu öğrencileri Üniversitenin bilgisayar ve mühendislik bölümleri tarafından verilen telekomünikasyon yüksek lisans programını izleyebilmektedirler (Melton, 1999).

Geçmişte yukarıda sıralanan değişimlere karşı çıkan ya da ayak uyduramayan kütüphanecilik okulları ya kapanmış ya da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır (6). Değişim bütün bilim dalları ve meslekler için kaçınılmaz olduğuna göre, kütüphanecilik okullarının da çevrelerinde meydana gelen bu değişimlere ayak uydurabilmek ve yaşamak için çeşitli stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir. Van House ve Sutton’ın (1996) konuyla ilgili görüşleri aşağıda özetlenmektedir.

Kütüphanecilik Eğitiminin Sürekli Çevresel Değişimlere Ayak Uydurabilmesi İçin Yapılması Gerekenler

Van House ve Sutton (1996) “Pandra Sendromu: Kütüphanecilik ve Bilgibilim Eğitiminin Ekolojisi” adlı çalışmalarında ekolojik ve sosyolojik kuramlardan yararlanarak kütüphanecilik eğitiminin yaşaması için neler yapılması gerektiğini irdelemektedirler. Van House ve Sutton’a göre kütüphanecilik mesleği, geleneksel olarak kütüphaneciliğin yüklendiği bilgi işlevleri için diğer meslekler ve akademik disiplinlerle bir mücadeleye girişmiştir. Kütüphanecilik toplumsal değişmelerin ortaya çıkardığı yeni bilgi işlevleriyle de mücadele etmek durumundadır. Bu mücadelenin başlıca nedenleri bilgisayar ve iletişim alanındaki değişimler ile, daha genelde, toplumda ve ekonomik yaşamda bilginin stratejik öneminin giderek artmasıdır.

Kütüphanecilik alanında meydana gelen bu değişimleri anlamak ve söz konusu değişimlere karşı olası önlemleri belirlemek amacıyla Van House ve Sutton (1996) tezlerini iki kuramsal temele dayandırarak açıklamaktadırlar: İlki, türlerin çevresel değişikliklere karşı koyarak hayatta kalmalarına olanak veren stratejileri açıklayan ekolojik kuramdır. Ekolojik kuram evrim ve doğal seçim yoluyla hayvan ve bitki türlerinin nüfuslarındaki değişimleri açıklamaktadır. Belirli bir hayvan ya da bitki türünün yaşaması o türün çevreyle uyumuna bağlıdır. Daha büyük, daha çeşitli ve daha esnek olabilen türlerin değişime uyum sağlama ve kendilerine yeni yaşam alanları yaratma şansı daha fazladır. Örneğin, pandaların nesilleri tükenmek üzeredir. Çünkü pandalar yiyecek konusunda esnek olamadıkları gibi, pandaların beslendiği bambu ağaçları da tükenmektedir. Pandalar çeşitli yiyeceklerle beslenebilse ve değişik iklimlerde yaşayabilselerdi hayatta kalma şansları daha fazla olurdu. Ekolojik kuram örgütleri ve mesleki otorite için rekabet eden meslekleri açıklamak için de kullanılmaktadır.

Van House ve Sutton’ın (1996) çalışmalarına dayanak yaptıkları ikinci kuram ise Fransız toplumbilimci Pierre Bourdieu'nun bireylerin ve grupların toplumda maddi ve sembolik güç sağlamak için gerçekleştirdikleri mücadelelerle ilgili kuramıdır. Bourdieu’ya göre bireyler ve gruplar toplumca tanınan para, güç, şöhrete sahip olmanın yanı sıra, belirli bir alanda (“field”) otorite/egemenlik sağlamak için de yarışırlar. Bireylerin ve grupların amacı belirli bir alanda sadece egemenlik sağlamak ve bu alanda başarılı olmak değildir. Bireyler ve gruplar aynı zamanda sorunları tanımlamak, başarıyı belirleyen kuralları, standartları ve rekabetin kurallarını kimin koyacağını belirlemek için de yarışırlar. Denetimi elinde bulunduran grup, alanı kendi egemenliğini sürdürecek biçimde tanımlamak ister. Karşı grup ise kendi avantajına olan bazı değişiklikler sağlanması için çaba gösterir.

Başka bir deyişle örgütlerin ve mesleklerin de bir ekolojisi vardır. Örgütler ve meslekler de bir toplumda yaşayan insanların yerine getirilmesini gerekli gördükleri görevler için yarışır ve bu görevlerle ilgili olarak diğer örgütler ve meslekler üzerinde otorite sağlamaya çalışırlar. Belli bir sorun ya da görev üzerinde hangi mesleğin söz sahibi ya da otorite olduğuna bazen yasal sistem, bazen kamuoyu, bazen de işverenler karar vermektedir. Örneğin, avukatlık, yargıçlık, doktorluk, hemşirelik gibi meslekleri yapabilmek için lisans gereklidir. Bu mesleği yapacak olanların ilgili okullardan mezun olmaları ve bazı sınavları başarmış olmaları beklenir. Oysa gazetecilik yapabilmek için böyle bir lisans zorunlu değildir. Mezun olduğu okula bakılmaksızın gazetecilik mesleğinin gerektirdiği yeteneklere sahip olan herkes gazetecilik yapabilir. Kimin “daha iyi” gazeteci olduğuna kamuoyu karar verir. Öte yandan işverenler de, bazen yasal zorunluluk olmamasına karşın, işe aldıkları meslek mensuplarının bu işin okulundan mezun olmalarını şart koşabilirler. Örneğin, işverenler işe aldıkları kütüphanecilerin kütüphanecilik bölümü mezunu olmalarını pekala isteyebilirler.

Bir mesleğin bir sorun üzerinde otorite olmak istemesi, o mesleğin geliştirdiği uzmanlığın sorunun bulunduğu alanda etkili olup olmadığıyla çok yakından ilgilidir. Ama mesleki sorunların tümü de çözülebilir değildir. Bu bakımdan belirli bir sorunun çözümünün olmaması, bu alanda birden çok mesleğin otorite olmak istemesine yol açmaktadır. Örneğin, “suç” sorunu birçok meslek (eğitim, kriminoloji, tıp, sosyal çalışma, vd.) tarafından çözülmeye çalışılmakta, ancak hiçbir mesleğin çözümü suç sorununu tamamen denetim altına almaya yetmemektedir. Öte yandan, toplum için gerçekleştirilen bazı görevler belirli mesleklerde kalmakta, ama bazıları da zamanla el değiştirebilmektedir. Son zamanlarda kamuoyu, akıl hastalıklarının tedavisinde psikologları ve sosyal çalışmacıları psikiyatristlerden daha fazla söz sahibi olarak görmeye başlamıştır.

Peki, ekolojik ve sosyolojik kuramlar kütüphanecilik eğitimi açısından ne anlam ifade etmektedir?

Herşeyden önce yaşamaktan, hayatta kalmaktan ne anlaşılması gerektiği tanımlanmalıdır. Doğada kuşkusuz bireyler ya da türler sonsuza kadar yaşamıyorlar. Türler ya evrimleşiyor ya da ortadan kayboluyorlar. Nüfusun yaşaması genetik materyalin devam etmesi olarak tanımlanmaktadır. Bir mesleki eğitim programının hayatta kalması ise bir şekilde o mesleğin geliştirdiği uzmanlığın, araçların, yaklaşımların ve değerlerin devam ettirilmesidir. Kütüphanecilik eğitimi için de sorun, mevcut programların nasıl korunacağı değil, “genetik materyal”in hayatta kalmasını garantilemek için kütüphanecilik eğitiminin topluma katkısını devam ettirme sorunudur.

Mevcut kütüphanecilik eğitimi programlarının temel işlevi kütüphanelerde çalışmak üzere kütüphaneci yetiştirmektir. Çünkü kütüphaneler hem mezunlar için bir iş kaynağı hem de toplumsal destek kaynağı oluşturmaktadır. Ancak yukarıdaki analiz, kütüphane ağırlıklı geleneksel uzmanlık alanının (“niş”) uzun dönemde korunmaya çalışılmasının kütüphanecilik eğitimini yok olmaya mahkûm edebileceğini göstermektedir. Van House ve Sutton (1996) kütüphanecilik eğitiminin yaşamasının mevcut programların olduğu gibi korunmasıyla değil, bu programların ayıklanması ve iyileştirilmesiyle mümkün olabileceğini düşünmektedirler. İster yeni ister eski olsun, sadece bir alanda uzmanlığa güvenmek mesleğin geleceğini tek bir alanın direnme gücüne bağlı kılmaktadır. Van House ve Sutton’a göre kütüphaneler hayatta kalabilmek için çevresel değişimlere yeterince uyum sağlayamazlarsa, kütüphanecilik eğitiminin de bu kuruluşları terk etmeye hazırlanması gereklidir. Çünkü ölümüne savaş akıllıca bir hayatta kalma stratejisi değildir. Evrimsel “hikmet” (wisdom) hangi değişimlere karşı durulacağını, hangilerine kucak açılacağını bilmeyi gerektirmektedir.

Van House ve Sutton (1996) bir meslek için başarılı olduğu bir alanı geleceği belirsiz bir başka alan için tamamen yüzüstü bırakmanın da akıllıca bir hareket olmadığını vurgulamaktadırlar. Bu nedenle güvenli bir “üs”ten değişimlere uyum sağlayarak başka alanlara yayılma stratejisi, üssü terketmeden önce denenmesi gereken belki de en başarılı stratejilerden birisidir. Böylece meslek yok olma tehlikesiyle karşılaşmadan risk alabilir, “üs” olarak kullandığı esas uzmanlık alanı yok olmadan ya da bu alandan vazgeçilmeden önce yeni bir uzmanlık alanı yaratılabilir.

Kütüphanecilik eğitimi

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :