Hit (4215) M-1114

Yedi Kıraat

Yazar Adı : İlim Dalı : Kıraat
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-04-02 Güncelleyen : /0000-00-00

Yedi Kıraat

BİRİNCİ BÖLÜM

KIRAAT İLMİ:

“Kıraat” kelimesinin sözlük anlamı, “Karee” kökünden bir mastar olup, “bir kitaba bakıp kelimelerini okumak” anlamına gelmektedir.(1)

Istılahta ise; “Harflerin talaffuzu, heyetlerinin söylenişi vs. gibi hususlarda Kıraat İmamlarının Kur’an’ı okumada takip ettikleri yoldur.”(2)

Kıraat İlmi ise; nakledenlere isnat ile, ayetlerdeki kelimelerin keyfiyetlerini ve okunuş şekillerindeki ihtilafları bildiren ilme Kıraat İlmi denir. (3)

Başka bir ifade ile Kıraat İlmi; okunuş şekilleri olan hazf, hareke, sükun, fasıl, vasıl, nakil, imale, tahkik vs. gibi hususlarda Kur’an Mütehassıslarının ittifak ve ihtilaflarını bildiren ilimdir. (4)

KONUSU:

Tarifinde bahsi geçen hususlardan, yani nakl, kasr, medd, vs. gibi çeşitli şekillerde okunan Kur’an-ı Kerim kelimelerinden bahseder. Bu hususta sünnet ve icmadan faydalanır. Yani kaynağı icma ve sünnettir.(5)

GAYESİ:

Mütevatir kıraat ihtilaflarının zabt melekesini elde etmektir. (6) Yani hem ezberleme, hem de tespit etme alışkanlığını kazandırır. Başka bir ifade ile, kıraat imamlarından her birinin kıratını bildirir.(7)

FAYDASI:

Kıraat İlminin faydası pek çoktur. Bu faydaları kısaca şöyle özetleye biliriz:

a-Kur’an lafızları talaffuz edilirken onları hata, tağyir ve tahriften korumak,

b-Kıraat İmamlarından her birinin okuyuş şeklini bilmek,

c-Kıraat vecihlerini birbirinden ayırmak,

d-Kur’an-ı Kerimin tilavet şeklini bilmek,

e-Hangi kıratın tercih edildiğini öğrenmek.(8)

METODU:

Kıraat ve Tabakat kitapları tetkik edildiğinde, kıraat öğreniminde iki usul göze çarpar:

a-Sema veya istima, b-Arz.

Kıraat okuyan ve okutanlar arasında bu usullerden yalnız semai veya yalnız arz, bazen her ikisi birden cereyan eder. Kıraatle ilgili kitaplarda hafız ve Kuranın hayatı ve kıraat okumaları anlatılırken :

Sema için (semea min) veya (sem’an),

b-Arz için (karaa ala, arade ala) veya (Arden) ,

c-Her ikisi için ise, (Sem’an ve Arden) şeklinde ifadeler kullanılmaktadır.(9)

Sema ve Arzın ifade ettiği manalara gelince: Sözlükte Sema, bir söze kulak verip dinlemek (10), Arz ise, bir kimseye bir nesneyi izah etmek (11) demektir.

Kıraat ilminde birer ıstılah haline gelen ve iki ayrı mesleğin adı olarak kullanıla gelen sema ve arzı Aliyyü’l-Kari şöyle tarif etmektedir: Sema yolu öğretmenin okuyup öğrencinin dinlemesiyle olur. Bu Mütekaddimin’in yoludur. Arz yolu ise , talebenin okuyup hocanın dinlemesiyle olur ki, bu da Müteahhirin’in yoludur.(12)

Daha açık bir ifade ile talebe üstadının okuduğu kıratı önce dinler ve öğrenir ki, buna sema denir. Daha sonra dinleyip öğrendiği kıratı üstadının huzurunda okur. Buna da arz denir. Gerektiği yerde üstat tashih eder.(13)

Ayrıca kıratı dinlerken üstadının dudağı ve ağzından harflerin ve kelimelerin çıkışını öğrencinin görmesi de esastır. Hem işiterek hem de dudaktan ve ağızdan görerek öğrenme, kıraat tahsilinde en belirgin bir özelliktir. Kıraatler semaan ve müşafeheten sabit olurlar.(14) Yani ağızdan çıktığı şekliyle duyulacak, görülecek, tesbit edilecek ve öylece okunacaktır.

KIRAAT İLMİNİN DİĞER İLİMLER ARASINDAKİ YERİ:

İlimler içinde en şerefli payeye sahip olanı Kur’an-ı Kerimdir. Kıraat ilmi doğrudan doğruya Kur’an’ın okumasıyla ilgili olduğu için, Kur’ani ilimlerden sayılır. Dolayısıyla İslami ilimler arasında önemli bir yere sahiptir. Dinimizde bu ilmi öğrenmek ve öğretmek farz-ı kifayedir.(15) Ulum-u Kur’an ile ilgili eserlerde, müfessirlerin bilmesi gereken ilimler içerisinde Kıraat İlmi başta gelir. Zira Kıraat İlmi doğrudan doğruya Kur’anın lafzına taalluk ettiği için, müfessirin bilmesi gereken ilimlerin ilkidir.(16)

Netice itibariyle İslam’ın dayandığı temel ilimlerin esası K. Kerimdir. K. Kerim de kıraatle muhafaza ve zapt edilir. Eğer bu mütevatir kıratlardan bir kısmı zayi olsa, ona istinat edilen itikat, ibadet ve muamelattaki hükümlerin mesnedinin kaybolması tehlikesi ortaya çıkar. İşte bu kötü sonuçları önleyen Kıraat İlmidir.(17)

İKİNCİ BÖLÜM

KIRAAT İLMİNİN DOĞUŞU:

Kıraat İlminin doğuşunu ve kıraat ihtilaflarının temelde nelere dayandığını iyi kavrayabilmek için, Hz. Ebu Bekir devrinde cem edilip MUSHAF haline getirilmiş olan Kur’an ayetlerinin, Hz. Osman devrinde teksir ve istinsah ettirilirken (çoğaltılırken) ve çeşitli beldelere gönderilirken dikkat edilen bazı önemli hususlara işaret etmek yerinde olacaktır.

Ashab-ı Kiram, Hz. Peygamberden kıraati farklı vecihlerde telakki etmiştir. Ashap, Allah Rasulünden her sene Cebrail ile karşılıklı birbirlerine Kur’an ayetlerini nasıl ve ne şekilde okuduklarını tespit ediyorlardı. Ayetlerin her çeşit okuyuşunu öğreniyorlardı. Onlardan bir kısmı “bir harf” üzerine, bir kısmı da “başka bir harf” üzerine okuyordu.(18) Daha sonra bunlar, çeşitli beldelere dağılarak, halka Kur’an’ı Hz. Peygamberden duydukları şekilde öğretiyorlardı.(19) Bu yeni öğrenenler arasında, Hz. Peygamberin, ”Şüphesiz bu Kur’an yedi harf üzerine inmiştir. Ondan kolayınıza geleni okuyunuz”(20) şeklindeki müsaadesinin ruhuna vakıf olmayanlar vardı. Nitekim bu husus, Hz. Osman devrinde vuku bulan Azerbaycan seferinde açıkça göze çarpmaktadır. Bu sefere katılan Suriyeli ve Iraklı askerlerin, kendi kıratlarının doğruluğu hususunda birbirleriyle ciddi münakaşa etmelerine yol açmıştır.

Ordusunu güçlükle yatıştıran kumandan Huzeyfe, sefer dönüşünde derhal meseleyi Halife Osman’a intikal etmiştir. Bunun üzerine Hz. Osman, Hz. Ebu Bekir döneminde cem edilen ve zamanla peygamber zevcesi olan Hz. Hafsa’ya intikal eden MUSHAF’ı istemiş ve Zeyd bin Sabit başkanlığında kurulan bir komisyona, bu mushafı teksir ve istinsah etmelerini istemiştir.

Halifenin emri ve talimatı gereğince çalışmalarını çok ciddi bir şekilde sürdüren bu heyet, kendilerine teslim edilen bu mushafı teksir etmişlerdir. Aynı zamanda sağlam ve sika kimselere de muracaat edilerek yapılan bu teksir ve istinsah işinde, bir kelimede ihtilafa düşüldüğünde Kureyş lehçesiyle yazılmış (21) ve yedi harf dairesinde değişik kıraat vecihlerine müsait bulunması için de kelimelere nokta ve hareke konmamıştır.(22)

Rivayetlerde beş veya yedi adet olarak teksir edildiği bildirilen Kur’an nushalarından her biri merkezi durumda olan Mekke, Şam, Kufe, Basra, Yemen ve Bahreyne gönderilmiş ve İmam adı verilen Nusha ise Medinede bırakılmıştır.(23) H. 25. yılında vüku bulan (24) bu önemli olayda, bu nushaların hattına ve tertibine uymayan diğer nushaların, halifelikçe yakılması istenmiştir.(25)

Hz. Osman adı geçen şehirlere yalnız Kur’an nushalarını göndermekle kalmamış, bunların kıraat şekillerini öğretecek kimseleri de vazifeli olarak göndermiştir. Zeyd bin Sabit Medine’de görevlendirilmiş, Abdullah bin Sait Mekke’ye, Muğire bin Şihap Şam’a, Ebu Abdurrahman es-Sülemi Kufe’ye, Amr bin Kays ise Basra’ya gitmişlerdir.(26)

Gerek Medine’de bulunan, gerek özel olarak bazı beldelere Kur’an öğretmeni sıfatıyla gönderilen veya çeşitli vesilelerle başka beldelere göç eden Kurra sahabi, o beldelerde yaşayan insanlara, Kur’an’ı bizzat Hz. Peygamberden aldıkları şekilde öğretmeye devam ettiler.(27) Tabiin halkasını meydana getiren topluluk da sahabeden öğrendikleri gibi okudular.(28) Böylece her beldede sahabenin rihle-i tedrisinde pek çok hafız ve kurra yetişti ve zamanla bazıları bulundukları beldelerin kutbu, direği oldular. Hatta içlerinden bir kısmı kıratta bizzat USTAT telakki edildiler.(29) Mesela:

Medine’de; Said bin Müseyyeb (94/715), İbnu Şihab ez-Zühri (124/741), Ebu Cafer (130/747) ve Nafi (169/785);

Mekke’de; Abdullah bin Kesir (120/737), İbnu Muhaysin (123/740), Hamid bin Kays (130/747);

Kufe’de; Alkame bin Kays (62/681), Zirr bin Hubeyş (83/702), Yahya bin Vassaf (103/721), Asım bin ebin-Nücud (127/744), İbnu Mihran el-A’meş (148/765), Hazma (156/772) ve el-Kesai (189/804).

Basra’da;Nasır bin Asım (89/708), el-Hasanü’l-Basri (110/728), Asım el-Cühderi (128/745), Yahya bin Ya’mer (129/746), Ebu Amir bin el-A’la (154/770) ve Yakup el- Hadrami (205/820);

Şam’da; Muğire bin ebi Şihab (91/709), Abdullah bin Amir (118/736), Atiye bin Kays (121/738) ve Yahya bin Haris ez-Zimari (145/762)… Kur’an kıraatinde otorite kabul edilmişlerdir.(30)

Her beldeye yetişen bu Kurra Tabiin, kendilerinden sonra gelen nesillere, kıraat vecihlerini aktarmada önemli bir rol oynamışlardır. Bunlar, kıraatlerin elde edilmesi ve zaptedilmesi hususunda o derece titizlik göstermişlerdir ki, oturdukları beldelerde yaşayan halk arasında, bunların kıraatlerinin ve dirayetlerinin sıhhatinde asla muhalefet edilmemiş ve hatta onlara “falanın kıraati ” gibi kırata nisbet edilmeye bile başlanmıştır. (31)

İşte esas itibari ile Kur’anın Hz. Osman devrinde yazılması ve çoğaltılması esnasında gözetilen hususlara dayanan kıraat ilminin doğuşu bu devrede başlamıştır, denilebilir.(32)

Zira hicri II. Yüzyılda yaşayan mütehassıs kıraat alimleri kıraatlerdeki bütün vecihleri ve rivayetleri toplayıp, bunların mensup olduğu kıraat imamlarını göstermişler; koydukları usul ve tercih ettikleri esaslar dahilinde kıraatleri şazz, meşhur, sahih ve mütevatir olmak üzere ayrı ayrı belirtmişlerdir.(33)

Hicri II. Asırda İslam beldelerinde Müslümanlar, Kıraat Üstatlarından bazılarının kıraatini diğerlerine karşı tercih etmeye ve halk arasında da “YEDİ KIRAAT” tabiri yayılmaya başlamıştır.(34) Mekke’de Abdullah bin Kesir’in Kıraati, Medine’de Nafii’nin Kıraati, Şam’da Abdullah bin Amır’in Kıraati, Basra’da Ebu Amir ve Yakup el-Hadrami’nin Kıraati, Kufe’de ise, Asım ve Hamza’nın Kıraatleri meşhur olmuştur.(35)

300/912 yılında kıraatlere dair sağlam prensipler vazeden İbnu Mücahit,(36) kıraatleri “Yediye” tahsis ederken, yukarıda adı geçen imamların kıraatini esas almış; ancak Basralı Yakub’un yerine Kufeli el-Kisai’yi kabul etmiştir.(37)

Hicri IV. Asrın başlarında Müslümanların kıraat imamlarından bazılarını diğerlerine karşı tercih ettiklerini, YEDİ KIRAAT tabirinin kullanılır hale geldiğini ve İbnu Mücahidin de kıraatleri YEDİ de sınırlandırırken, halk arasında yaygınlaşan bu kıraatleri esas aldığını, sadece Basralı Yakubun yerine Kufeli el-Kisainin kıraatini kabul ettğini belirtmiştik. Şimdi bu kıraat imamları hakkında kısaca malumat vermek yerinde olacaktır.

1- Abdullah bin Kesir el- Mekki ed-Dari (120/737):

Kıraatte Mekkelilerin imamıdır. H. 45/M.665 yılında Mekke’de doğdu. Sahabeden Abdullah bin Zubeyr, Ebu Eyyub el-Ensari ve Enes bin Malik, Tabiinden de Mücahit bin Cübeyr’i görmüş ve onlardan rivayette bulunmuştur.

Kıraati ARZAN Abdullah bin Sabit’ten okumuş, ayrıca Mücahit bin Cübeyir’e de arzetmiştir.(38)

İbnu Mücahit der ki: “Abdullah bin Kesir Mekke’de kıraatte üzerinde ittifak edilen İMAM olmuş ve 120/737 yılında vefat etmiştir.”(39)

2- Nafi bin Abdurrahman b.Ebi Nuayim el- medeni(169/785):

Kıraatte Medinelilerin imamıdır. Yetmiş seneye yakın uzun bir zaman insanlara Kur’an tilavetinde bulunmuştur.

Kıraati Medineli Tabiilerden almıştır. Bilhassa Abdurrahman b. Hürmüz, Ebu Cafer, Şeybe b. Nisah, Yezid b. Ruman, Müslüm b. Cündüb ve Salih b. Havvat’tan kıraat aldığı mütevatiren sabittir.(40)

Abdullah b. Ahmet b. Hanbel diyor ki: “”Babama; hangi kıraatin kendisine daha hoş (iyi) geldiğini sordum. Medinelilerin kıraati, dedi. Ondan sonra hangisi, deyince; Asım Kıraati, dedi.(41)

3- Ebu Amr Zeban b. el-A’la et-Temimi el-Mazini el-Basri (154/770):

Mekke, Medine, Kufe ve Basra’da pek çok kimseden okuyan ve kıraatte üstadı kendisininkinden daha çok biri bulunmayan Ebu Amir, Kıraatte Basralıların imamıdır.(42)

Kıraati arzen okuduğu üstatları arasında bilhassa Hasan el-Basri, Humeyd b. Kays el-A’rac, Ebu’l-Aliye er-Riyi, Sait b. Cübeyr, Şeybe b. Nisah, Asım b. ebi’n-Nücud, Abdullah b. İshak, Abdullah b. Kesir, Ata b. Ebi Rebbah, İkrime b. Halid el-Mahzumi, İbnu Abbas’ın kölesi İkrime, Mücahid b. Cübeyir, Ebu Cafer, Nasır b. Asım, Yezid b. Rumman ve Yahya b. Ya’mur’u sayabiliriz. (43)

4- Abdullah b. Amir b. Yezid el-Yahsubi (118/736):

Şamlıların kıraatte imamlarıdır. Kıraati arzen Ebu’d-Derda ve Muğire b. Ebi Şihap’tan;(44) semaen ise sahabeden Muaviye b. Ebi Süfyan, en-Nu’man b. Bişir, Vesile b. el-Eska’ ve Fudale b. Ubeyd gibi bir çok kimseden almıştır.(45)

5- Asım b. Behdele Ebu Bekir el-Esedi (128/745):

Kufelilerin kıraatte imamlarıdır. Kıraati arzan Ebu Abdurrahman es-Sülemi, Zirr b. Hubeyş ve Ebu Umar eş-Şeybani’den alan Asım, insanlar içinde Kur’an’ı en güzel okuyan biriydi.(46)

Talebelerinden Hafs şöyle der: “Asım bana dedi ki, kıraatlerden sana okuttuklarım, benim Hz. Ali’den Ebu Abdurrahman es-Sülemiye intikal edeni okuduğum kıraattir. Ebu Bekir b. Ayyaş’a okuttuğum ise, İbnu Mes’uddan Zirr b. Hubeyş’e intikal edipte benim kendisine arz ettiğim kıraattir.”(47)

6- Hamza b. Habip b. Ammare, Ebu Ammare el-Kufi (156/772):

Kıraatte Kufelilerin imamıdır. Sahabeden bazısını görmüş olan Hamza, kıraati arzan Süleyman el-A’meş, Hurman b. A’yun, Muhammed b. Abdurrahman b. Ebi Leyla, Talha b. Masrif, Muğire b. Miksem ve Cafer b. Muhammed gibi tabiinin ileri gelenlerinden almıştır.(48)

Denilir ki: Hamza, el-A’meşten İbnu Mes’udun kıraatini; İbnu Ebi Leyladan Hz. Ali’nin kıraatini; Ebu İshak’tan da her iki kıraati okurdu. Hz. Osman mushafının uygunluğundan çıkmamak şartıyla İbnu Mes’udun kıraatini Hurmandan da okumuştur. Bu Hamza’nın ihtiyari idi.(49)

Süfyan es-Sevri de, Hamza’nın rivayeti olmadıkça Allah’ın kitabından hiçbir harfi okumadığını nakleder.(50)

7- Ali b.Hamza Ebu’l-Hasan el-Kisai, (189/805):

Kıraatte Kufelilerin imamıdır. Kıraati arzan Hamza, Muhammet b. Ebi Leyla, İsa b. Ummar el-Hemedani’den almış ve Ebu Bekir b. Ayyaş, Cafer’in oğulları İsmail ile Yakup’tan da çeşitli kıraat vecihleri rivayet etmiştir.(51)

İbnu Mücahit der ki: “el-Kissai, Hamza ve başkasının kıraatinden seçilmiş ve imamlardan gelen rivayetlerden çıkmadan orta bir kıraat meydana getirmiştir.” (52)

İbnu Amir Şamlıların,(53) Asım,(54) Hamza,(55) el-Kisai (56) Kufelilerin; İbnu Kesir Mekkelilerin;(57) Ebu Amir Basralıların; (58) Nafi ise Medinelilerin (59) kıraatte ÜSTAD ve İMAM kabul edilmiştir.

Her biri bir beldenin kıraat imamı ve üstadı kabul edilen yedi imamın hiç birinin kıraatine ta’n edilmemiş, hepsinin kıraatleri sıhhatlı görülmüştür. Bu yedi imamın kıraatleri cumhura göre mütevatirdir. (60)

Dipnotlar

1-İbrahim Mustafa,Hamid Abdu’l-Kadir, el-Mu’cemu’l-Vasıt, Tahran,II,729.

2-Muhammed ez-Zerkani, Menahilü’l-İrfan fi Ulumi’l-Kur’an,Mısır,1362,I,412.

3-ed-Dimyati,İthafu Fudalai’l-Beşer,İst.1285,s.3; Menahilu’l-İrfan,I,412.

4-İthaf,s.3.

5-Ayni yer.

6-Katip Çelebi,Keşfu’z-Zunun,İst.,I,130.

7-İthaf,s.3.

8-Ö.N.Bilmen,Tabakatu’l-Müfessiriyn,I,130.

9-İbnu’l-Cezeri,Gayetu’n-Nihaye fi Tbakati’l-Kurra, Tahkik:G.Bergstrasser,Mısır,isimli eserde, hafız ve Kuranın hayatı.

10-Asım Efendi,Kamus Tercemesi,III,1296.

11-Ayni eser,II,1266.

12-el-Minehu’l-Fikriyye,s.20’ye atfen İ.Karaçam , Nüzulu’l-Kur’an’i ve Kıraatuhu,İst.1974, s.242

13-Adam Metz,el-Hadaratu’l-İslamiyye,Kahire,1957,I,322.

14-İthaf,s.3; Menahilu’l-İrfan,I,412.

Makalemizin esas konusu, isminden de anlaşılacağı gibi “Yedi Kıraat”’tır. Kur’an’ın çeşitli şekillerde okunmasını ifade eden “Yedi Kıraat”in ortaya çıkışı, mahiyeti ve Kıraat İmamları üzerinde duracağız. Ancak esas konuya geçmeden, “Kıraat İlmi”nin tarifi, mevzuu, gayesi, metodu ve “Kırarat İlmi”nin doğuşu üzerinde kısaca durmamız gerekir. Zira ön bilgi olarak sunacağımız bu konular, “Yedi Kırarat”in temelini oluştururlar. Bu kısımdan sonra esas konumuz olan “Yedi Kıraat”in ortaya çıkışını ve mahiyetini araştırıp, Kıraat İmamlarının hayatına dair kısaca bilgi vermeye çalışacağız.
Böylece yazımız iki bölümden oluşacaktır:
1-Kıraat İlmi:Tarifi, mevzuu, gayesi, faydası, metodu ve doğuşu.
2-Yedi Kıraat: Ortaya çıkışı, mahiyeti ve Kıraat İmamları

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :