Hit (1433) KUR-1939

Darülhadis

Kurum Türü : Darul Hadis Kurucusu :
Eğitim Dili : Kuruluş Tar :
Ülke / Şehir : / İstanbul Özellik :
Ekleyen : /2014-07-21 Güncelleyen : /0000-00-00

DÂRÜLHADİS

Hadis öğrenimi için kurulan medrese.
"Yer, mekân, ev" gibi anlamlara gelen dâr ile hadîs kelimesinden oluşan dârü'l-hadîs "hadis okutulan yer" demektir. Bu müesseselere "dârü's-sün-ne", "dârü's-sünneti'n-nebeviyye" veya "dârü's-sünneti'l-Muhammediyye" adı da verilmiştir.
Hz. Peygamber'in Mekke döneminde ilk dersleri verdiği Erkam b. Ebü'l-Erkam'ın evi sonraki yıllarda da öğretim için bir müddet kullanılmıştır.

Mahreme b. Nevfel'in Mescid-i Nebevî yanında bulunan evine "dârülkurrâ" denilmesi ve "kurrâ" kelimesinin genel olarak Kur'an ve Sünnet'i bilen ilim ehlini ifade etmesi, hicretten sonra da bazı evlerin birer mektep gibi kullanıldığını göstermektedir. Ebü'l-Hasan el-Huzârye göre bu ev medreselerin doğmasına öncülük etmiştir. Daha sonraki dönemlerde bazı hadis âlimleri evlerinde oluşturdukları meclislerde hadis öğrenimini sürdürmüşlerdir. Medreselerin kurulmasından önce eğitim ve öğretim için en çok kullanılan mekânlar mescidlerdi. Hz. Peygamber'in kadın erkek herkese ders verdiği Mescid-i Nebevî, daimî talebeleri olan ehl-i Suffe ile âdeta bir medrese hüviyetini taşıyordu. Mescidler zaman içinde bilhassa hadis öğrenimi için çok önemli görevler yüklendiler. Mescidlerde değişik ilimlerin okutulduğu meclisler kurulurdu. Genel olarak hadislerin müzakere edilip yazdırıldığı meclislere "meclisü'l-ilm" ve "meclisü'l-imlâ" denirdi. Bu meclislere, talebelerin hocanın etrafında toplanması sebebiyle Hz. Peygamber döneminden başlayarak "halka" da denilmiştir. Ders veren hocanın şöhretine göre halkalar büyür, verilen dersin daha iyi duyulabil-mesi ve metinlerin doğru bir şekilde yazılması için hocanın sözlerini tekrarlayan ve kendilerine "müstemlî" denilen yardımcılar tayin edilirdi.
Mescidlerde o şehrin muhaddisleri ders verdiği gibi buralar, ilmî seyahatleri dolayısıyla şehre gelen meşhur muhaddislerin hadis derslerine de tahsis edilirdi. İmam Buhâri, III. (IX.) yüzyılın başlarında Basra'ya geldiğinde mescidde binlerce talebenin iştirak ettiği ilim meclislerinde hadis okuttu. Kendi alanında otorite olan ilim ehlinin ders vermesi serbest olmakla beraber genellikle siyasî otoriteden de izin alınırdı. Hatîb el-Bağdâdî Mansûr Camii'nde ders vermek için bizzat halifeye başvurmuş, halife de hocanın farklı görüşlerine gösterilecek muhtemel tepkilere karşı güvenliğin sağlanması için nakîbü'n-nükabâya nakîbü'l-Hâşimiyyînl gerekenin yapılmasını emretmişti.
Ders halkalarının ve onlara iştirak eden öğrencilerin çoğalması sebebiyle camiler dışında yeni müesseselere ihtiyaç duyuldu. Önceleri dârüssünne diye anılan bu medreselerin doğmasında Nîşâbur'un öncülük ettiği anlaşılmaktadır.

Müftü ve muhaddis Ebû Bekir Ahmed b. İshak es-Sıbgî'nin (ö. 342/954), kendisine ait olan dârüssünnenin işlerini yürütmesi ve vakıflarını yönetmesi için talebesi Hâkim en-Nîsâbûrrye vasiyette bulunması, Nîşâbur'da IV. (X.) yüzyılın ilk yarısında dârüssünnenin kurulmuş olduğunu ortaya koymaktadır.

Dârüssünneye birtakım vakıfların tahsis edilmesi bu müessesenin geniş ve teşkilâtlı olduğunu, her bir mecliste "bin mürekkep hokkası sayılabilmesi" de hadis derslerine devam eden öğrencilerin çokluğunu göstermektedir.
Nîşâbur'da tesis edilen dârüssünnelerden farklı olmamakla birlikte dârül-hadis adıyla müstakil bir öğretim müessesesi ilk defa Dımask'ta (Şam) kurulmuştur. Kurucusu olan Atabeg Nûred-din Mahmud Zengî'ye (1146-1174) nisbetle Dârü'l-hadîsi'n-Nûriyye diye adlandırılan bu müessese, büyük muhaddis ve tarihçi İbn Asâkir (ö. 571/1175) adına yaptırılmıştır. Dârülhadisin Selâhaddîn-i Eyyûbinin zevcesi İsmet Hatun tarafından inşa ettirildiği görüşü tarihî gerçeklere uymamakla birlikte muhtemelen onun da bu müesseseye bazı hizmetleri olmuştur. Binanın kitabesi mevcut olmadığı için yapılış tarihi belli değildir. Nûreddin Mahmud Zengî'ye ait tarihî binalar üzerine bir çalışma yapan Fransız müsteşriki Nikita EIis-seeff'e göre dârülhadis 566 (1170) tarihinde inşa edilmiştir. İbnü'l-Esîr, Nûreddin Mahmud Zengfnin bu dârülhadis ve ayrıca hadisle meşgul olanlar için büyük vakıflar tesis ettiğini söyler. 16,30 X 17,20 m. ebadında bir bina olan Dârü'lhadîsi'n-Nûriyye, 1893'te geçirdiği yangın sonucunda kuzey ve güney cephesindeki birkaç duvar dışında tamamen harap olmuştur.
Eyyûbîler ve Memlükler devrinde Dımaşk'ta yeni dârülhadisler kuruldu. Bunlar arasında, Vezir Kadı el-Fâzıl tarafından tesis edilen Fâzıliyye (593/1196 civan), Emeviyye Camii bünyesinde yer alan Urviyye (617/1220), el-Meiikü'l-Eşref Müsâ tarafından kurulan el-Eşrefıyye-tü'l-Cevvâniyye (630/1232) ve el-Eşrefiy-yetü'l-Berrâniyye (634/1236), Dımaşk beytülmâlinde görevli Cemâleddin b. Kü-rûs'un tesis ettiği Kürüsiyye (641/ 1243), el-Melikü'n-Nasır II. Setâhaddîn tarafından kurulan Nâsıriyye (654/1256), İbn Şükayşika tarafından tesis edilen Şükay-şakiyye (657/1259), Sultan Baybars tarafından yenilenen Sükkeriyye (674/1275), Nefîs İsmail el-Harrânrnin kurduğu Nefîsiyye (696/1297), Seyfeddin es-Sâmer-rî'nin kurduğu Sâmerriyye (696/1297) ve Alemüddin Sencer'in kurduğu Devâdâriyye (698/1299) dârülhadisleri zikredilebilir.

Bunların bir kısmı dârülhadis olarak vakfedilmiş zengin konaklarıydı. Dımaşk'ın tarihî evlerinden bazıları, genellikle ortada havuzlu bir avlu etrafında dizilen odalar şeklindeki planlarıyla Nûriyye Dârülhadisi'ni andırmaktadır. Nuaymî, Dımaşk'ta kurulan on altı dârülhadisin adını vermektedir. Onun medreseler arasında saydığı Ziyâiyye'yi Şemseddin İbn Tolun dârülhadis olarak zikrettiğine göre bu rakamı ihtiyatla karşılamak gerekir. Dımaşk'ta kurulan dârülhadisler içinde el-Melikü'1-Eşref Musa'nın yaptırdığı Eşrefiyye dârülhadislerinin ayrı bir önemi vardır. Bunlardan Cevvâniyye 15 Şaban 630'da öğrenime açılmış, meşihatına tayin edilen büyük muhaddis İbnü's-Salâh, sultanın da hazır bulunduğu mecliste hadis dersi takrir etmiştir. Kısa zamanda büyük üne kavuşan dârülhadisin hocaları arasında İbnü's-Salâh'tan başka İbn Rezîn, Yahya b. Şeref en-Nevevî, İbn Hallikân, Ebû Şâme el-Makdisî ve İbn Hacer el-Askalânî gibi meşhur âlimler de bulunuyordu.
Nûriyye Dârülhadisi'nin ardından Suriye ve Mısır'da bu müesseselerin sayısı artmaya başladı. el-Melikü'l-Kâmil Nâ-sırüddin, Nûriyye Darülhadisinden esinlenerek Kahire'de bir dârülhadis yaptırdı. Kurucusuna nisbetle Dârü'l-hadîsİ'l-Kâmiliyye adıyla anılan ve 621'de (1224) tamamlanan bu müessesenin başına Ebül-Hattâb b. Dihye getirilmişti. Ondan sonra birçok meşhur âlim burada hocalık yaptı.
VIII. (XIV.) yüzyılın sonlarında Kahire'de bulunan yetmiş üç medresenin İkisi dârülhadisti. Kudüs'te de bir dârülhadis vardı. Bunların sayısının daha sonraki asırlarda arttığı muhakkaktır. Evliya Çelebi Mısır'da 860, sadece Ezher Camii etrafında ise kırk dârülhadisten söz eder. Mübalağalı gibi görünen bu rakama camilerdeki hadis meclisleri de dahil edilmiş olmalıdır. Nitekim Evliya Çelebi İstanbul'dan söz ederken bütün selâtin camilerinde Buhârî, Müslim ve Meşarık'taki (Meşâriku'l-envâr) hadislerin okutulduğunu söyler ve medrese dışında kaydıyla üç dârülhadisin adını verir.
Dârülhadisler ya müstakil veya dârül-kur'ânla müşterek olarak faaliyet gösteriyordu; bazıları İse bir medrese bünyesinde bulunuyordu. Abdüllatîf el-Bağdadînin (ö. 629/1231) Musul'da İbn Muhacir Medresesi'nin alt katında açtığı dârüthadis medrese bünyesindeki dârülhadislere bir örnek teşkil eder. Bağdat'ta kurulan ünlü Müstansıriyye Medresesi'nin ayrı bir bölümü de dârülhadis olarak planlanmıştır. Medreseye tayin edilen dört müderristen biri "şeyhü'l-hadîs" İdi.
Günümüze ulaşan vakıf belgeleri dârülhadislerin idaresi hakkında genel bir fikir vermektedir. Dârü'l-hadîsil-Eşre-fiyyeti'l-Cevvâniyye'de çalışanların başında, İmam Sübki'nin naklettiği vakfiyesine göre nazır adı verilen bir görevli bulunmaktaydı. Nazırın müesseseyi idare etmek, vakfedilen mülklerin gelirlerini toplayıp gereken yerlere harcamak, dersleri kontrol etmek, maaşları dağıtmak gibi görevleri vardı. Dârülhadisin imarı, tefrişi, temizliği, aydınlanması ve diğer ihtiyaçlarının temini, bunun yanında vakıf gayri menkullerinde çalışanların geçiminin sağlanması da nazırın görevleri arasındadır.
Öğretim üyeliği derecelerinin en yükseği olan dârülhadis meşihatına bilhassa hadis ilminde en üst seviyede olanlar, rivayet ve dirayet ilmini en iyi bilenler tayin edilirdi. Bunların aldığı maaş (aylık 90 dirhem) diğer müderrislerin maaşından fazla idi.
Dârülhadis mescidinde namaz kıldırmak ve şartlarını haiz ise kırâat-i seb'a okutmak üzere bir imam tayin edilirdi. Bazan bu görevi "mukrî" denilen kıraat hocası da yapabilirdi. Bu takdirde onun maaşı aylık 60 dirhem olurdu. İmamlık ve mukrîlik için ayn kişilerin görevlendirilmesi halinde bu para aralarında taksim edilirdi. Mescidde 20 dirhem maaş alan bir de müezzin vardı. Dârülhadiste ayrıca hadis kârii bulunurdu ki kendisine 24 dirhem maaş ödenirdi.
Suriye bölgesi dışından "âlî isnad" elde etmek için gelen şeyhler dârülhadiste misafir edilir ve kendilerine her gün için 2 dirhem verilirdi. Ayrıca hadis alma işini tamamladıklarında da 30 dinar alırlardı. Suriye bölgesinden veya Dı-maşk'ın içinden olanlara ise daha az ücret ödenirdi.
Hadis öğrencilerinin aylık 8 dirhem olan bursları gayretleri oranında arttırılır, hadis kitaplarından birini ezberleyecek kadar çalışkan olanlar nazır tarafından ödüllendirilirdi. Hadis dinleyenlere de teşvik için ayda 3-4 dirhem verilmekle beraber kabiliyetlerine göre bu miktar 8 dirheme kadar çıkabilirdi.
Buna karşılık vakfiyelerde sayıları onla sınırlandırılmış olan kırâat-i seb'a öğrencilerine aylık 10 dirhem burs verilirdi.
Dârülhadis kütüphanesindeki kitapları muhafaza etmek, bunları okuyuculara çıkarmak, eserlerin tamiri ve yeni kitap sağlanması için nazıra bilgi vermek gibi görevleri olan memurun (hâzin) maaşı 18 dirhemdi. Dârülhadiste ayrıca 18'er dirhem maaş alan mürettip ve nakîb denilen görevlilerle 15'er dirhem maaşı olan kapıcı ve iki müstahdem görev yapmaktaydı.
Dımaşk dârülhadislerinde Şahîhayn, Ebû Dâvûd. Tirmizî ve Nesâî'nin sünen-leri, Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned'i gibi meşhur hadis kitaplan yanında fıkıh, tefsir ve kırâat-i seb'a da okutulurdu. Buralarda okuyan öğrencilerin arasına girebilmek için genel eğitim veren medreselerde belli bir seviyeye kadar çıkmak gerekiyordu.

Adres :
Web :