Hit (2165) K-1553

es Siyerül Kebir

Yazar Adı : Şeybani, Muhammed b. Hasan İlim Dalı : Hukuk
Kitap Dili : Kitap Tipi :
Konusu : Sitedeki Kayıt Türleri :
Ekleyen : /2015-05-18 Güncelleyen : /0000-00-00

es-Siyerü’l-Kebîr

Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin (ö. 189/805) İslâm devletler hukukuna dair eseri.

Hukuk tarihinde devletler hukuku meselelerini ele alan ilk kapsamlı eser olarak bilinir. Gerek bu tarihî önceliği gerekse içeriği ve ilgili literatüre etkisi dolayısıyla müellifi Şeybânî’ye devletler hukukunun kurucusu unvanını kazandırmış (Kruse, JPHS, III/4 [1955], s. 264; Yaman, s. 40; Taş, s. 46-47), Avrupalı bilim adamlarınca Shaybani Society of International Law adlı bir kurum açılmasını sağlamıştır (Kruse, Islamische Völkerrechtslehre, s. XVI; Serahsî, Şerhu’s-Siyeri’l-kebîr, neşredenin girişi, I, 14; Muhammed b. Ahmed ed-Desûki, s. 343-344).

Her ne kadar İslâm tarihinde Şeybânî’den önce devletler hukuku konularını kapsayacak bir içerikle “siyer” terimi kullanılmış ve bazı yönleri aynı isimle kitaplaştırılmışsa da (bk. SİYER) onun bu eseri, konunun bütün boyutlarını kuşatması ve sistematik bir tarzda ele alması dolayısıyla sadece fıkıh değil genel hukuk tarihinde de bir ilktir. es-Siyerü’l-kebîr, bu alanın ilk müellifi olarak takdim edilen Ebû Hanîfe’nin (Şeybânî, Kitâbü’s-Siyer, neşredenin girişi, s. 38, 55, 68; İbn Hacer el-Askalânî, s. 153; Muhammed Hamîdullah, s. 43, 65; Kruse, JPHS, III/4 [1955], s. 243) devletler hukukuna ilişkin ictihadlarını büyük ölçüde yansıtır. Yine Şeybânî’ye nisbet edilen es-Siyerü’s-sagir de esasen Ebû Hanîfe’nin siyer kültürünü yansıtan, hatta bazı yorumlara göre bizzat ondan rivayet edilen bir eserdir (Ebû Yûsuf, neşredenin girişi, s. 4; M. Zâhid Kevserî, s. 62; M. Ebû Zehre, s. 241). Serahsî’nin ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla es-Siyerü’s-sagir onun el-Mebsût isimli geniş eserinin “Kitâbü’s-Siyer” bölümünde şerhedilmiştir (el-Mebsût, X, 144).

Hocası Ebû Hanîfe’nin ictihadlarından Ebû Yûsuf kanalıyla ulaştıklarını “es-sagir” diye nitelenen kitaplarında, herhangi bir aracı olmaksızın doğrudan Ebû Hanîfe’den aldığı hükümleri ise “el-kebîr” diye anılan eserlerinde derlediğini dile getiren yoruma göre (İbn Âbidîn, I, 16, 19) Şeybânî es-Siyerü’l-kebîr’i doğrudan Ebû Hanîfe’den almıştır. Fakat Şeybânî’nin Ebû Yûsuf aracılığıyla hazırladığı el-Asl (el-Mebsût) ve el-Âŝâr’ı “sagir” diye nitelememesi bu yorumu zayıflatmaktadır. Diğer taraftan Hatîb el-Bağdâdî’nin verdiği bilgiye göre Şeybânî’nin eserleri içinde sadece el-Câmi’u’s-sagir’de Ebû Yûsuf’un tesiri olmuş, diğerleri doğrudan kendi kaleminden çıkmıştır (Târîhu Bagdâd, II, 180). Öyle anlaşılıyor ki Şeybânî eserlerini âdeta iki defa yazıyor, önce kaleme aldığı nisbeten küçük hacimli olanlarını daha sonra tekrar gözden geçiriyor ve ilâvelerle geliştiriyordu (Serahsî, el-Mebsût, XXX, 287; krş. Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî, neşredenin girişi, s. 57). Buna göre Ebû Hanîfe’nin kontrolü altında es-Siyerü’s-sagir’i yazmış, Evzâî bunu tenkit amacıyla Siyerü’l-Evzâ’î’yi hazırlamış, Ebû Yûsuf er-Red ‘alâ Siyeri’l-Evzâ’î ile bu eleştirilere cevap vermiş, bütün bu tartışmalarla birlikte Hanefî mezhebinin siyer merkezli bakış açısını etraflıca yansıtmak amacıyla çok sonraları Şeybânî tarafından es-Siyerü’l-kebîr telif edilmiştir. Eseri şerheden Serahsî dahil olmak üzere çeşitli kaynaklarda Şeybânî’nin, es-Siyerü’s-sagir’ini inceleyen Evzâî’nin kendisini küçümseyici bir tavır takınması üzerine es-Siyerü’l-kebîr’i yazdığı ve hükümleri hadis rivayetleriyle temellendirdiği için bu defa Evzâî’nin takdirine mazhar olduğuna dair bilgi (Şerhu’s-Siyeri’l-kebîr, I, 3) Evzâî’nin vefat tarihi (157/774) ve eserin telif zamanı göz önüne alındığında şüpheli görünmektedir. Zira es-Siyerü’l-kebîr onun 180 (796) veya 187 (803) yılında tayin edildiği Rakka kadılığı sırasında yazılmıştır. Bu kitabın Şeybânî’nin kaleme aldığı en son eser olduğunu gösteren bir başka delil de es-Siyerü’l-kebîr’in, onun diğer bütün eserlerini rivayet edenler arasında yer alan Ebû Hafs el-Kebîr Ahmed b. Hafs tarafından rivayet edilmemiş olmasıdır (Keşfü’ž-žunûn, II, 1014; İbn Âbidîn, I, 17). Çünkü Ebû Hafs, hocası Şeybânî’nin son yıllarında Bağdat’tan ayrılmış olduğu için kitabın yazımına şahit olmamıştı (Heffening, s. 160; M. Ebû Zehre, s. 241-242; Muhammed el-Hudarî, s. 172, 220). Altmış ayrı defter halinde yazılan eser müellifi tarafından Halife Hârûnürreşîd’e takdim edilmiş, o zamana kadar böyle bir eser hazırlanmadığı için takdirlerini belirten halife, bizzat müellifinden okumalarını sağlamak üzere oğulları Emîn ile Me’mûn’u ona göndermiştir.

Eser ağırlıklı olarak devletler umumi hukuku kapsamına giren konuları ihtiva etmektedir. Bu çerçevede sınır boylarında ikamet etmenin ve serhadde askerlik yapmanın faziletine ilişkin rivayet ve yorumlarla başlayan kitap ordu kumandanlarının uyması gereken kuralları, asker sevketmenin esaslarını, bayrak ve flama kullanımını, savaşa fiilen başlamadan önce düşmana İslâm ve barış çağrısında bulunmayı, savaş sırasında geçerli olacak strateji ve hükümleri, eman ve diplomatik ilişkileri, fey-ganimet ve esirlere dair hükümleri, milletlerarası tahkim ve anlaşmaları ele almaktadır. Bununla birlikte yer yer yabancılar hukuku, kanunlar ihtilâfı ve vatandaşlık hukukunu ilgilendiren ayrıntılara da giren eser bu özelliğiyle kısmen devletler hususi hukuku konularını da içermektedir. Ayrıca kitapta irtidad, öşür ve cizye gibi siyer geleneğine özgü konulara değinilmekte, devletler hukukuyla doğrudan ilgisi bulunmayan bazı konuların da müstakil başlıklar altında incelendiği görülmektedir.

Şeybânî’nin zâhirü’r-rivâye eserleri içinde en fazla hadis, eser ve sahâbî kavli ihtiva edeni es-Siyerü’l-kebîr’dir. Onun diğer fıkıh eserlerine nisbetle burada rivayet malzemesine özel önem vermesi siyer alanının kendi iç özelliği ve kaynaklarıyla ilgili bir husustur. Gayri müslim toplumlarla ilişkilerde takip edilecek siyasî ve hukukî çerçeve özellikle Hz. Muhammed’in ve onun ardından Hulefâ-yi Râşidîn’in takip ettiği yoldan çıkarıldığı için bu alanda rivayet malzemesi özel bir önem taşımaktadır. Diğer taraftan hazırladığı kitabın devletler hukuku alanındaki ilk kapsamlı eser hüviyetini taşıyacağının bilincinde olan ve Iraklılar’a yöneltilen önceki eleştirileri hesaba katan Şeybânî’nin burada yer verdiği hükümleri delillendirme kaygısını taşıdığı sezilmektedir.

es-Siyerü’l-kebîr’de Hanefî mezhebinin dışında diğer bazı mezhep görüşlerine ve onların delillerine de yer verildiği tesbitiyle Irak, Hicaz ve Şam merkezli yaklaşımları mukayese eden müellifin bunlardan ikisinin birleştiği görüşü tek başına kalan ictihada tercih ettiği bilgisi (Necîb el-Ermenâzî, s. 45) tenkide açıktır. Bilindiği kadarıyla kitabın günümüze metin olarak ulaşmadığı dikkate alınınca mevcut şerhlerinin hangi cümlelerinin Şeybânî’ye, hangilerinin şârihe ait olduğunu, diğer mezheplere atıfların kimin tarafından yapıldığını belirlemek ve buradan hareketle kesin bir yargıya varmak mümkün değildir. Her ne kadar Serahsî’nin Şerhu’s-Siyeri’l-kebîr’ini neşretmeye başlayan Selâhaddin el-Müneccid ile bunu tamamlayan Abdülazîz Ahmed metinle şerhi ayırma gayreti göstermişlerse de esasen şârihin, eserini hazırlarken böyle bir yöntem izlememesi dolayısıyla bu girişim de metin üzerinde kesin hüküm vermeye yetmemektedir. Ayrıca şerhin herhangi bir konu başlığının hemen altında asıl metin gibi sunulan satırlarda, “Biz bu konuyu Şerhu’l-Muhtasar’da genişçe ele aldık” cümlesiyle (meselâ bk. IV, 1425) Serahsî’nin diğer eseri el-Mebsût’a yapılan göndermelere rastlanmakta, es-Siyerü’l-kebîr metninde Ebû Yûsuf’un adının hiç anılmadığı bizzat Serahsî tarafından beyan edildiği halde (I, 1) metin gibi öne çıkarılan birçok yerde Ebû Yûsuf’un isminin açıkça geçtiği görülmektedir. Evzâî’nin eski Arap telakkilerini, kabul görmüş Helenistik düşünceleri ve Akdeniz sahillerinde yaşayan örfe dayalı Emevî uygulamalarını temel almasına karşılık Şeybânî’nin de içinde bulunduğu Iraklı fakihlerin bunu reddedip Abbâsî uygulamalarını merkeze aldıkları yönündeki şarkiyatçı iddialarının (Schacht, s. 70-77, 204; Kruse, JPHS, III/4 [1955], s. 244-245) genelde fıkhın oluşum süreç ve kaynakları, özelde siyer literatürünün temel özellikleri ve kaynakları dikkate alındığında gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.

Şeybânî’nin öğrencileri olan Ebû Süleyman el-Cûzcânî ile İsmâil b. Tevbe el-Kazvînî tarafından rivayet edilen, fakat asıl metin olarak günümüze ulaşmayan (krş. M. Zâhid Kevserî, s. 64) es-Siyerü’l-kebîr’in en erken izleri, Karahanlı dönemi fakihlerinden Şemsüleimme es-Serahsî’nin (ö. 483/1090 [?]) Şerhu’s-Siyeri’l-kebîr adlı eseriyle takip edilebilmektedir. Serahsî’nin verdiği bilgiye göre (I, 5) eser biri hocası Şemsüleimme el-Halvânî, diğerleri Ebü’l-Hasan es-Suğdî ve Ebû Hafs Ömer b. Mansûr el-Bezzâr ile tamamlanan üç ayrı senedle kendisine ulaşmıştır. Şeybânî’nin eserlerini el-Kâfî ismiyle derlediği bilinen Hâkim eş-Şehîd’in (ö. 334/945) bu eserindeki siyer bölümü (vr. 188b-198a), eseri el-Mebsût adıyla şerheden Serahsî’nin bölüm sonundaki ifadesine bakılırsa (X, 144) es-Siyerü’l-kebîr değil es-Siyerü’s-sagir’dir. Mahmûd Ahmed Gazî’nin Kitâbü’s-Siyeri’s-sagir adıyla yayımladığı (İslâmâbâd 1998) metin de esasen el-Kâfî’nin siyer bölümüdür. Leknevî’nin okuduğunu söylediği (el-Fevâ’idü’l-behiyye, s. 163) es-Siyerü’s-sagir ve es-Siyerü’l-kebîr de muhtemelen bunların Serahsî tarafından yapılan şerhleridir. Serahsî’nin el-Mebsût’tan sonra kaleme aldığı anlaşılan Şerhu’s-Siyeri’l-kebîr (IV, 1425) asıl metnin bazı bölümlerini ihtiva etmemektedir. Meselâ Ehl-i kitap esirlerinin nesebinin ispatı bölümüyle dârülharpte had cezalarının uygulanması bölümü arasında kalan kısmı atladığını belirten Serahsî (V, 1850) bunu Şerhu’z-Ziyâdât’ta etraflıca incelediğini söyler.

İlk defa 1335-1336 (1917-1918) yıllarında dört cilt halinde Haydarâbâd’da neşredilen Şerhu’s-Siyeri’l-kebîr’in ikinci tam neşri ilk üç cildi 1957-1960 yıllarında Selâhaddin el-Müneccid, son iki cildi 1971’de Abdülazîz Ahmed tarafından olmak üzere Kahire’de yapılmıştır. Mustafa Zeyd’in tahkiki, Muhammed Ebû Zehre’nin giriş ve notlarıyla 1958’de Kahire’de başlayan bir üçüncü yayın ise ilk cildinden sonra devam etmemiştir. Bazı bölümleri Fransızca’ya çevrilip 1851-1853 yılları arasında Journal Asiatique’te tefrika edilen bu şerh (Necîb el-Ermenâzî, s. 46) II. Mahmud’un emriyle Türkçe’ye çevrilmiş, Mehmed Münîb Ayıntâbî tarafından yer yer genişletilerek yapılan çeviri, Arapça aslından doksan iki yıl önce Terceme-i Şerh-i Siyeri’l-kebîr ismiyle 1241’de (1825) iki cilt halinde İstanbul’da yayımlanmıştır. Alay müftüleri ve tabur imamları tarafından subaylara ve askerlere ders kitabı olarak okutulan eser, Osmanlı askerlerinin Avrupa devletleriyle savaşlarında uyacakları kurallar için temel kitap kabul edilmiştir (Taş, s. 48). Ayıntâbî’nin ayrıca Teysîrü’l-mesîr fî Şerhi’s-Siyeri’l-kebîr adlı Arapça bir eseri daha vardır (Süleymaniye Ktp., Hüsrev Paşa, nr. 382, müellif hattı; Mihrişah Sultan, nr. 110; TSMK, Emanet Hazinesi, nr. 726; İÜ Ktp., AY, nr. 5867). Günümüz Türkçe’siyle yeniden tercüme edilerek İslâm Devletler Hukuku adıyla yayımlanan bu eserin (nşr. İbrahim Sarmış - M. Sait Şimşek, I-V, Konya 2001) UNESCO’nun isteğiyle Muhammed Hamîdullah tarafından yapılan Fransızca çevirisi Türkiye Diyanet Vakfı’nca neşredilmiştir (I-IV, Ankara 1989-1991). es-Siyerü’l-kebîr’in ayrıca Halvânî, Ebü’l-Hasan es-Suğdî ve Mahmûd b. Ahmed el-Hasîrî tarafından şerhedildiği bazı kaynaklarda belirtilmiş olmakla birlikte (Kureşî, II, 567; III, 433) bunlar günümüze ulaşmamıştır.

...