Hit (2009) F-834

Salih İnsanlardan Yardım İstemenin Hükmü, Rabıtanın Hükmü, Şeyh Kimdir

İlim Dalı : Fıkıh Konusu :
Soruyu Soran : Cevaplayan : Önder Nar
Cevaplayanın Mezhebi:
Ekleyen : /2030-04-15 Güncelleyen : /0000-00-00

Soru: 1- Fiziki olarak yanımızda olmayan ve ona durumumuzu ulaştıramayacağımız bir salih kuldan yardım istemenin hükmünü açıklamanızı rica ederim.

2- Eğitim metodu olarak rabıtanın İslam esasları ile çakışan bir yönü olup olmadığını da öğrenmek istiyorum.

 

el Cevab:

c1- Bir insanın bir diğer insanın halinden haberdar olması aklen mümkün vakıada da kişisel tecrübelerle sabit bir durumdur.

(Bugün bu maddi aletlerle - tel gibi faks gibi telsiz gibi- yapılabilmekte. Salih bir kul bunu ruhi güç ile (Allah’ın kendisine verdiği) yapabilmekte... Salih insanın Allah'ın sıfatlarından birine Allah'tan bağımsız olarak sahip olduğuna inanılmadığı müddetçe bu tür kanaatler ve hüsnü zan beslemeler de bir besi olmaz.

Keramet denilen şey; peygamber bağlısından sadır olan sıra dışı hallerdir. Kerameti kabul eden, bu tür konularda tereddüt etmemelidir.

Uzak ya da yakındaki bir insana duyabilme özelliği var hüsnü zannıyla seslenmek bu çerçevede caizdir.

 

Allah’a yönelmeyip kula yönelmek açısından durum şöyledir.

Kullardan istenebilecek yardımlar çerçevesinde olan her yardım salihlere seslenilerek istenilebilir.

(Tabii duyma ve tasarruf yeteneği yoksa düştüğünüz darlık hali devam eder. Borç verecek parası olmayandan borç para vermesi beklentisine girmek nasıl aptallık olursa; değerlendirme zaafiyeti olursa, bu da öyle olur. Kendinizi kandırmadığınızdan emin olun)

Sadece Allah'tan istenilecek şeyler de ise salihlere yönelmek şirk olur.

Sadece Allah'tan istenilecek şeyler ''hidayet'', ''günahların affı'' , ''iman'' ,''rızık genişliği'',''salih nesiller'', ''hastalıklardan şifa'' gibi fayda zarar manası içeren istekler ile; ''rızık'' ,''hidayet'','' tevfik'', ''iman üzere ölmek- yaşamak'' gibi şeylerdir.

 

Sadece Allah'tan istenilecek şeyler salih kullardan istenmez. Ama salih kullar ve peygamberler duaların kabul edilmesinde vesile edinilebilir.

Günahlardan istiğfar eden mesela;

-''Ey Allah'ım, Efendimizin senin katındaki hatırı için beni affet. Ben onun ümmetindenim'' denilmesi meşrudur.

Ya da, ''Ey Allah'ım, hastalığıma filanca salih kulunun ya da şu ve şu salih amellerim hatırına şifa et'', denilebilir.

 

c2- Rabıta bir eğitim metodudur. Sonradan geliştirilmiştir. Kur'an'dan ve sünnetten içeriğiyle alakalı deliller getirenlerin bazıları yanlış yapıp rabıtanın delili şu ayet ya da şu hadistir dediklerinde, rabıta hakkında gelmemiş bir ayet ve hadisi delil gösterme durumunda kalmaktadırlar.

-Halbuki bu ayet ve hadislerin delilik açıları rabıtanın dinden bir fiil olduğuna değildir. Dini açıdan bir ayetle ya da hadisle veya değerle çelişmediğine dairdir.

Rabıtanın asrı saadette günümüzdeki uygulama şekliyle var olduğunu zanneden yetersiz birikim sahibi insanlar, rabıtayı delillendirmiş olduklarını zannediyorlarsa da, esasta dini değerlerle çelişmeyen bir ruhi terbiye metodunu ayetle veya hadisle sabitmiş gibi kabul ederek tasavvufi terbiyenin İslam dışı olduğunu iddia edenlerin eline koz vermektedirler.

Bir metod ancak İslami ilimleri bilen, inanç değerlerini bilen, fıkhi değerleri bilen, ahlaki değerleri bilen birisi tarafından uygulanırsa İslami değerlere uygun kalabilir.

Bütün tasavvuf metinlerinde seyru suluka girmek (yani dini bilgileri öğrendikten sonra hayatında onları tatbik etmek gayretine girişmek) dinin emri olarak haber verilir.

Şer’i bilgiler Allah'ın kullarına indirdiği hükümlerden oluşur. Buna genel olarak ''din'' denilir. Onları yaşayanlara da ''dindar'' denilir.

 

Tasavvuf hocaları dindarlık ameliyesine girişmeden önce mutlaka

1-İnanç tashihi (inançla alakalı bilgilerin kurana ve sünnete göre doğruluklarının kontrol edilmesi)

2- Ameli bilgilerin öğrenilmesi (İlmihal bilgileri) ve

3-Ahlaki bilgilerin öğrenilip yanlışların tashih edilmesini özellikle teorik planda şart koşmuşlardır.

 

Bu üç teorik bilgilenme dini değerleri hayatında hakim kılabilmek için olmazsa olmaz şeylerdir.

Şeyh buna istekli dindarlık özleminde olan müminden Allah'a ve Resulüne itaat edeceğine dair söz alır. Ve kendisine de nefsinin terbiye edilmesinde mutlak itaat edeceğine dair söz alır.

Şeyhe verilen söz, dini değerlerin kendi hayatında hakim kılınmasında ona itaat etme sözüdür. Dini değerlerin haramın ve helalin hakkında değildir.

Nefsin islahı için şeyh müridin nefsani güçlerini kendi kendisine kontrol edebileceği şekilde onun nefsini terbiye etmeye çalışır.

Şeyh haramı helal ya da helali haram kılmaz. Ama yapıp yapmama da müridin serbest bırakıldığı şeylerde onun nefsini terbiye için tedbirler alır, yasaklamalar ya da kısıtlamalar yapar. Haramlardan şiddetle kaçınmasını ona salık verir, farzlarda kusur etmeden emirleri yerine getirmesini sağlamaya çalışır.

Bu hale devam eden müridde bir müddet sonra ''iman nuru'' ve ''imani dengeler '' güçlenir ve o nur ve ruh hali nefsin güçlerini kontrol etme ve onları şer’i değerlere uyacak şekilde kontrol altında tutma melekesini kazandırır.

 

Mürid şer’i değerlere uydukça, emir ve nehiyleri yerine getirdikçe iman adamı olur.

Bu hale devam edenler de nefsin hallerinde terakki oluşur.

Önceleri iyiliğe ve kötülüğe meyil hisseden mürid, zamanla iyilik ilhamlarını almaya başlar. Kötülük ilhamları almaz olur. Ve bilinen ruhi nefis seviyeleri birer birer geçilir. Ve ''fena fillah'' denilen ; ''yaptığı her işi Allah emretti diye yapan ve Allah'ın razı olmayacağı şeylerden Allahtan haya edip uzaklaşan mümin'' haline ulaşılır.

 

Rabıta, terbiye sırasında NŞA da kendiliğinden oluşan; hocaya/şeyhe içten gelerek duyulan ruhi bağdır.

Bu ruhi bağ ondan terbiye alırken müridin işine çok yarar. Aslında Rabıta bu bağı kuramayanlara tavsiye edilen bir metoddur. Nakşilik dışında pek uygulanmayan bir metoddur.

Kendisini hayal etmek ise ondan feyz almak içindir.

Hocasına kalp bağı olmayan mürid ilerleyemeyeceğinden bu metoda ihtiyaç duyulmuştur. Bu ruh bağı başka metotlarla da sağlanabilinirse de ülkemizde nakşiler çok olduğundan ve bazı cahiller ulu orta rabıtayı olduğu gibi değil de, anladıkları gibi anlattıkları için çok problem edilmektedir.

 

Mülahaza:

Rabıta denilen şey ile putlara tapıp Allah’la aralarına putu koyma ile şeyhi koyma aynı şey değil mi? İkincisi bazı sofiler Seydim sofinin gece yatakta kaç kez döndüğünü bilmiyorsa bir şey bilmiyor demektir dedi bana saçma geldi sizce nasıl bir izahı var mı?

 

el Cevab:

Puta tapmak ve rabıta birbirleriyle alakasız şeylerdir.

Put Allah'tan başka kendisine tapınılan ve kendilerine tapınmanın kişileri Allah'a yakınlaştırdığı düşünülen timsallerdir.

-Rabıta; öğrencinin hocasıyla Allah'ı sevmede (Allah sevgisiyle) kalp bağı kurmasıdır ya da kurulan kalp bağıdır.

 

Vesile ve tevessül ile puta tapmayı karıştırıyorsunuz.

--------------------

Şeyhin müridinin yaptıklarından haberdar olması ya da müridine haber vermesi yüksek bir makamdır. Bunun neresi saçmadır ki.

Sadece bunun birisi hakkında kabul edilmesi büyük bir olaydır.

 

Birisinin bir diğerinin halleri hakkında haber vermesi 4 şekilde olabilir.

1.si peygamberler mucize olarak insanların fiillerinden onların yanında bulunmadıkları halde haber verebilirler. Bu ayetle sabittir. Dolayısıyla inkarı küfür olur.

2.si Salih kullardır. Mucizeler peygamber bağlılarından ''keramet'' olarak sadır olabilir.

3.sü Cinler ve cinlerle temas kuran cincilerdir. Bunların bazı söyledikleri doğru bazıları yanlış çıkabilir. Bu da ayetlerle sabittir.

4.sü yaratılışlarında sıra dışı bedensel ya da ruhsal yeteneklerle doğan bazı insanlardır. Genellikle bana malum oldu derler. Bu da tecrübeyle sabittir. Tecrübe eden inanır tecrübe etmeyen inanmayabilir.

 

Mülahaza:

Putu da tevessül aracı olarak kullanıyorlardı. Allah’ın duamı kabul etmesi için Hz Peygamberi tevessül daha iyi olmaz mı? O zaman şeyhler Filistin de ki insanlara yapılacak olan baskınları veya en basiti Savcı Kiraz’a yapılan suikasti önceden kerametiyle bilip engellese olmaz mıydı? Şeyh müridinin yatak odasını yatakta kaç tur attığı bilmek zorunda mı?

 

el Cevab:

Keramet Allahtan salih kullara verilen bir hediyedir.  Keramet sürekli olabilir, zaman zaman salih kula lütuf olarak verilebilir.

 

-Şeyhin yeryüzündeki olaylara müdahale yetkisi yoktur. Mahlukat işlerini ellerinden geldiğince tedbir etmekle mükelleftirler.

-Peygamber efendimiz, ''Allah dileseydi elbette her insan islam olurdu'' buyurmuşlardır.

Yani mahlukat hür iradeleriyle hayrı yapıp, şerden kaçınmakla mükelleftirler.

Peygamberler ve Onların bağlısı olan salih insanlar bütün insani problemleri mucize ya da keramet ile düzeltmekle değil; vaaz ve irşadla insanları uyarmak ile mükellef tutulmuşlardır.

Bundan ötesi Hidayet ve dalalet sıfatlarına girer bu ise yalnızca Allah’a aittir.

 

Mülahaza:

Söylediklerinin hepsi keyfi kurana veya sünnete hatta sahabe kavline bile dayanmıyor şeyh kendi günahlarını düşünmeli günahı yoktur diyecek halinizde yok herhalde.

 

el Cevab:

Filistin,vs. her beldedeki olumsuzluklar sadece hocaların değil İslam ümmetinin problemidirler.

Genellikle şeyhlere verilen sıra dışı halleri kafalarında bir yere oturtamayanlar bu tür söylemlerle avamın şeyhlere nisbet ettiği sınırsız tasarruf etme özelliğine böyle tepki veriyorlar.

İmam Gazali 'ye ''neden şeyhler bunca yüksek maneviyatlarıyla yeryüzündeki zulümlere müdahale etmiyorlar'' diye sorulunca şöyle cevap vermiştir.

-''Şeyhler Allah’a teslim olduklarından onun emri ve izni olmaksızın bir tasarrufta bulunmazlar bulunamazlar'' .

Peygamberlerin Allaha dua edip savaşları kazanmaları, yeryüzünün tamamını İslam yurdu kılmaları emredilmemiştir. Peygamber insanlara Allahın vahyini tebliğle ve iman edenleri sevk ve idare etmekle onları bir ümmet olarak eğitmek ve yetiştirmek ve yeryüzünde onlarla elbirlik olarak Allahın rızasını hakim kılmaya gayret etmekle emrolunmuştur. O kadar. ...

Bütün yeryüzüne sıradışı olarak hükmetmek peygamberlerin vazifesi olmadığı gibi ümmetinin alimlerinin ve salihlerinin de vazifesi değildir. Keramet olarak bazı salihlere verilen sıradışı haller, ümmet toplumlarımızın hak etmedikleri bir şekilde İslam devleti kurmada kullanılamaz. Bu dünya hayatının imtihan yeri olarak yaratılması gerçeğiyle çelişir.

---

Siz şeyhlere onlardan önce de peygamberlere verilmeyen yetkiyi şeyhlerden bekliyor gibisiniz.

Şeyhlere verilen lütuf keramettir. Ama keramet dünyayı değiştirmek yetkisi değildir.

Salih insanlar kendilerine verilen tasarruf yetkisi varsa onları öğrencilerinin terbiyesinde kullanabilirler o kadar.

Bu Konu İle İlgili Daha Önce Sorulmuş Sorular ve Cevapları İçin Aşağıdaki Linkleri Tıklayınız;

Müridlik Rabıtasının Hükmü

http://www.eskieserler.com/Eski/Eserler/Fetva/525/Muridlik-Rabitasinin-Hukmu.asp?LID=TR&ID=525   

 

Tarikat, Tasavvufi Eğitimi Almanın Hükmü,Tarikata Girmenin Hükmü,Rabıtanın Tanımı, Rabıta Şirk midir

http://www.eskieserler.com/Eski/Eserler/Fetva/259/Tarikat,-Tasavvufi-Egitimi-Almanin-Hukmu,Tarikata-Girmenin-Hukmu,Rabitanin-Tanimi,-Rabita-Sirk-midir.asp?LID=TR&ID=259  

 

Rabıtanın İslam Tarihinde ki Yeri Nedir, Bidat midir?

http://www.eskieserler.com/Eski/Eserler/Fetva/285/Rabitanin-islam-Tarihinde-ki-Yeri-Nedir,-Bidat-midir.asp?LID=TR&ID=285

 

read here wifes that cheat unfaithful wives
married men affairs i cheated on husband my boyfriend cheated on me with a guy